4
Yorum
16
Beğeni
5,0
Puan
273
Okunma

Bendim..
Bir avuç suskunluğu cebinde taşıyan, geceleri kendi gölgesine sığınan.
Sendin..
Bir cümlenin sonunda adı unutulmuş virgül, yarım kalmış bir duanın
göğe yetişmeyen hecesi.
Sonra biz olduk.
Ne sen kaldın yerinde, ne ben kendimde.
Birbirimizin aynasında yüzümüzü ararken hangi yüzün bize ait olduğunu unuttuk.
Bendim, kapında bekleyen yağmurdum.
Sendin, pencereni açmaya korkan akşam.
Biz aynı Gökyüzü’nün altında farklı mevsimlerde üşüyen iki eski hikâyeydik aslında.
Bir zamanlar adımızı yan yana yazınca
Dünya tamamlanır sanmıştık.
Oysa bazı kelimeler yan yana gelince anlam kazanmaz, birbirinin yarasını büyütür, acıtır.
Şimdi soruyorum kendime
Bendim..
Sendin..
Peki biz kimdik?
Belki hiç olmadık.
Belki de birbirimizin hayatından geçerken kendimizden bir parça bırakıp
giden iki yabancıydık.
Sen benden eksildin, ben senden.
Ve geriye adı konmamış bir “biz” kaldı.
Ne tamamen " aşk " ne bütünüyle " veda."
Duvarın üzerinde unutulup giden iki gölgeydik yalnızca.
Biri sen, biri ben.
Ve aramızda hiçbir zaman tamamlanmayan uzun bir sessizlik kaldı hep.
Bendim..
Senin sustuğun yerde kelimeleri çoğaltan.
Sendin.
Ben konuşurken içimdeki bazı kapıları sessizce kapatan.
Biz kimdik?
Biz galiba yanlış zamanda karşılaşmış iki insandık.
Belki de Gökyüzü’nün aynı buluta emanet ettiği iki ayrı yağmurduk.
Sen başka bir mevsime yağdın, ben başka bir toprağa.
Sonra kurudu yollarımız.
Ama insanın içinde kurumayan bazı Nehir’ler vardır belki de, adını anmadığı hâlde içinden geçen.
Ben seni unuttum sanırken bir şarkının en eski yerinde sesini buldum.
Bir fincanın dibinde soğumuş bir akşam gibi kaldın içimde.
Ne içebildim seni, ne dökebildim.
Öylece bekledim.
Şimdi aynaya baktığımda seni aramıyorum artık, kendimi arıyorum.
Çünkü seninle birlikte benden de bir parça gitmiş.
Meğer insan bir başkasını kaybettiğinde yalnızca onu kaybetmiyormuş, onun yanında olduğu hâlini de bir daha bulamıyormuş.
Bendim..
Sendin..
Biz kimdik bilmiyorum.
Ama şunu biliyorum, bir zamanlar
aynı cümlenin içinde iki yabancı kelimeydik.
Şimdi o cümle duruyor, noktasını koymaya ikimizin de eli varmıyor.
Bendim, sendin, biz kimdik ?
Sonra..
Belki de biz birbirini bulmuş iki Ìnsan değil, aynı yalnızlığın içinde birbirine rastlamış iki yabancıydık.
Aramızda önce mesafeler oluştu, sonra suskunluklar.
Suskunluklar büyüdükçe birbirimize söyleyeceklerimiz de azaldı.
En sonunda geriye söylenmemiş bir sürü cümle kaldı.
Sen bana kendinden bulutlu bir Gökyüzü bıraktın, ben sana içimde sakladığım yağmuru.
Şimdi bir sandalyenin boşluğu bile
senden kalan bir cümle gibi.
Masada iki fincan duruyor, birinin içi boş, ötekinin dibinde soğumuş soğuk bir akşam var.
Hangisi senindi, hangisi benimdi
hatırlayamıyorum.
Zaten zaman en çok ayrıntıları çalıyor insandan.
Önce sesini götürüyor, sonra kokunu, sonra yüzünün bazı çizgilerini.
Bazen adını hatırlıyorum ama
yüzünü zihnimde tamamlayamıyorum.
Bazı vedalar kapı kapanınca olmuyor.
Bir insanı hatırlayamaz hâle geldiğinde
ikinci kez uğurluyorsun kalbinden.
Bendim..
Bir zamanlar sana bakarken kendini unutan.
Sendin..
Kendine dönerken beni geride bırakan.
Biz ise iki kıyının arasında adını kimsenin koymadığı bir Nehir olduk.
Ne sen bana aktın ne ben sana.
Suyun üzerinde aynı Ayı seyrettik belki
ama bambaşka gecelerde.
Şimdi içimde eski bir istasyon var.
Trenler gelip geçiyor, her birinin camında başka bir hâlimizi görüyorum.
Birinde sen gülüyorsun, birinde ben susuyorum.
Birinde ikimiz henüz hiçbir şeyin biteceğini bilmiyoruz.
Son tren geçiyor, Peronda kimse kalmıyor.
Elimi cebime atıyorum.
Orada hâlâ seninle konuşmadığım
o son cümlenin küçük, buruşuk bir kâğıdı var.
Açmıyorum..
Çünkü bazı cümleler okunduğu anda değil hiç okunmadığında ömür boyu yaşar.
Ve şimdi soruyorum.
Bendim mi gerçekten?
Sendin mi?
Yoksa biz dediğimiz şey, ikimizin de kendinden kaçarken birbirine bıraktığı
kısa bir sığınak mıydı?
Bilmiyorum, bildiğim tek şey şu, bir zamanlar senin yanında “biz” diye atan kalbime şimdi yalnızca “ben” diyerek
hayatta kalmayı öğretiyorum.
Biz birbirimizin hayatında uzun kalmış birbirine hiç ait olmadan, birbirinde iz bırakan iki misafirdik.
Aynı rüyaya farklı kapılardan girip
uyanırken birbirini kaybetmiş iki yolcuyduk.
Sen kendi sabahına yürüdün, ben kendi geceme.
Aramızda kaldı o zaman kimsenin aşamayacağı, senin benden çaldığın.
Şimdi son kez soruyorum, bendim, sendin peki biz kimdik?
Belki cevabı yok.
Bazı hikâyeler sonunda bir isim bırakmaz.
Sadece insanın içinde uzun süre kapanmayan bir pencere bırakır.
Ben o pencereden artık sana bakmıyorum, Gökyüzü’ne bakıyorum.
Hayat kaldığı yerden sessizce devam ediyor.
Ve ben..
Artık o manzaraya bakıp “Biz kimdik?” diye sormuyorum.
Sen biraz daha çok ötedesin, geçmişimde kalmış bir cümlesin, ben ise o cümlenin noktasından sonra
yazmaya devam edenim.
Her “biz” sonsuzluk demek değildir.
Bazı “biz”ler bir mevsim sürer, bazıları bir gece yada bir ömür.
Bazıları yalnızca bir bakış kadar kısa.
Bir sonbahar yaprağının kitabın arasında unutulması gibisin.
Ne zaman açsam aynı yerden düşüyorsun önüme.
Ve ilk kez bu uzaklık canımı yakmıyor.
Bir zamanlar hayatımın kıyısından geçen uzun bir gölgeydin, gölge geçti, ışık kaldı sadece.
Şimdi bazen bir sokağın köşesinde durup insanları seyrediyorum.
Herkes bir yere yetişiyor,kiminin elinde bir poşet, kiminin cebinde telefon, kimi birine yetişmeye çalışıyor.
Ve düşünüyorum:
Belki herkes bir yerlerde birini kaybetti.
Belki bu yüzden hiçbirimiz birbirimize tamamen yabancı değiliz.
Hepimizin içinde adı söylenmeyen bir “sen” var.
Hepimizin kalbinde bir zamanlar “biz” olmuş bir harabe kalmış.
Ben artık o harabenin taşlarını toplamıyorum.
Senin ardından çok şey sustu içimde.
Ama başka şeyler konuşmaya başladı .
Aramızda kalan o eski “biz”,
bir Kuş’un kanadından düşen tüy gibi
zamanın içinde savruluyor şimdi.
Bazı hikâyeler bitmez aslında.
Sadece insanın içinde başka bir dile dönüşür.
sevay
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.