7
Yorum
17
Beğeni
5,0
Puan
232
Okunma
Siyasetin çarkları dönmeye başladığında, kürsülerden yükselen vaatlerin, coşkulu alkışların ve hesaplanan oyların arasında bir ses hepten boğulur:
Evladını toprağa vermiş anaların sessiz çığlığı. Seçim meydanlarında duygu sömürüsünün en elverişli malzemesi yapılan, ama seçim sandıkları kapandığında kaderleriyle baş başa bırakılan analar, bu düzenin en büyük mağdurlarıdır.
Kürsülere çıkıp milletin vicdanına oynamak kolaydır. Fakat o süslü nutukların ardında, ikbal hırsı ve oy hesabı uğruna yok sayılan koskoca bir hakikat yatar.
Her seçim dönemi yaklaşırken hatırlanan, kameralar karşısında gözyaşları üzerinden siyasi prim toplanan anaların acısı, seçim bittiği an unutulmaya mahkûm edilir. Onların evlat acısı, istatistiksel bir başarı ya da oy getiren bir söylemden ibaret görülür.
Anaların gözyaşının rengi, ideolojisi, partisi yoktur. Oysa siyasetin kirli dili, anaları bile kendi saflarına göre bölmeye, "bizim analarımız" ve "onların anaları" diye ayırmaya cüret eder. Evladını kaybetmiş bir anaya dahi siyasi kimlik biçmek, insanlığın bittiği yerdir.
Çıkarlar çatıştığında, masalar kurulup dağıldığında ilk gözden çıkarılan yine anaların feryadı olur. Yıllarca adalet ve barış bekleyen yürekler, bir gecede alınan siyasi kararlarla yok sayılır, görmezden gelinir.
Bir ananın gözyaşı üzerinden yürütülen her türlü siyaset, en basit tabiriyle samimiyetsizliktir. O analar ki evlatlarını kitlelerin menfaati, siyasetçilerin koltuk sevdası ya da kapalı kapılar arkasındaki pazarlıklar için büyütmediler. Onların tek talebi, başka anaların canının yanmaması ve evlatlarının hatırasının kirli hesaplara alet edilmemesidir.
Çıkar uğruna yok sayılan her ana, bu toplumun vicdanında açılmış tamir edilemez bir yaradır. Sandıklar gelir geçer, iktidarlar değişir; fakat oy uğruna harcanan o helal gözyaşlarının hesabı, ne bu dünyada ne de tarihin sayfalarından silemezler
Bir ananın yüreğine kor düştüğünde, yalnızca bir odaya değil, bütün bir geleceğe karanlık çöker. Gazetelerin üçüncü sayfalarında iki cümlelik bir haber olarak gelip geçen "şehit düştü" bilgisi, o odaya bir cümle olarak değil, yıkılan onlarca hayal olarak inmektedir. Oysa o haberin arkasında büyütülen bir evlat, geceler boyu çekilen uykusuzluk, ilmek ilmek dokunan bir gelecek vardır.
Şehit analarının yıkılan hayalleri, en çok da gündelik hayatın sıradan anlarında sızlatır insanı.
Oğlunun en sevdiği yemeği yaparken mutfakta duraklayan ellerdir o hayaller. "Gelince pişiririm" diye saklanan tarifler, bir daha asla o masaya konmaz.
Mahallede düğün konvoyu geçerken tülbentinin ucuyla gözyaşını silen bir ananın, oğluna takacağı takıyı koyduğu o kilitli sandıktır hayal.
Damatlık giydireceği evladının ardından al bayraklı tabutuna sarılmak zorunda kalmaktır.
Kapının her çalınışında ya da telefonun her çalışında irkilip, "Belki o arıyordur" umuduyla ahizeye koşmaktır.
Bir evlat kolay büyümez. Annesinin gözünde o asker, kağıt üzerinde yazan bir isim ya da unvandan ibaret değildir. O; emekleyen, ilk adımını atan, ateşi çıktığında sabaha kadar başında nöbet tutulan, ilk okul gününde arkasından dua edilerek uğurlanan çocuktur. Bir ananın evladı için kurduğu hayal, saraylar kurmaktan öte; onun yuva kurduğunu görmek, torununu kucağına almak ve yaşlandığında onun omzuna yaslanabilmektir.
Haber bültenleri kapandığında, kalabalıklar dağıldığında ve kapıdaki taziye çadırları kaldırıldığında; geriye sessiz, soğuk bir oda kalır.
Şehit anası o odada, duvarlardaki fotoğraflarla konuşarak yaşamayı öğrenir. Onların hayalleri bir daha hiç doğrulamayacak şekilde yıkılmıştır; fakat dik duruşları, evlatlarının hatırasına duydukları o derin ve asil saygıdan gelir. Bizlere düşen ise, o yıkıntının altında kalan sessiz çığlığı hiçbir zaman unutmamaktır...
YEŞİLIRMAK
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.