8
Yorum
25
Beğeni
5,0
Puan
306
Okunma
Gecikmiş ziyaret
Hayal meyal hatırlasam da burnumda tutuyordu memleket, ben on yaşlarından çıkmıştım. Ailem orda ben uzak şehirdeyim. Arada onca yıl geçmişti. Bu zaman zarfında bir türlü gitmemiştim. Sonunda baba evi de taşındı geldi büyük şehre, bağlar tamamen kopmuştu.
Çocukluğum arkadaşlarım akrabalar bana artık yabancıydılar. Evde anlatılsa da kim kimdir, kim kimin nesidir hatırlamıyordum artık, ya da hayal meyal işte.
Orda onca akraba yakın hakkın rahmetine göçmüştü. Bir haber geldi büyük dayımda vefat etmiş. Annem tutturdu ben gideceğim cenazeye onu götürmek vazifesi de bana düşmüştü. Hazırlığımızı yaptık. Şehirde ne gider ki, fantezi şekeri kutu kutu, çay ve şeker paket paket hayli bolca yüklendik.
Ankaradan bindik otobüse uzun bir yolculuk iki güne yakın bir yolculuk o zamanlar daha yollar kısalmamıştı. Şimdilerde on altı on yedi saat falan sürüyor. Kasabada indik ama oradan da köye gitmek gerek traktörler gidiyor o da yeterli yolcu olunca ancak.
Sonunda o traktör geldi bindik. Traktör köy köy dolaşarak bizim köye vardı. İndik bir sürü balya paket koli bekliyoruz. Ahali uzaktan bize bakıyor. Biz onlara bakıyoruz. Gelen gidenin olmadığı bu ücra yerde, sonunda bizi tanıdılar. Eşyalarımızı sırtlayıp taziye evine götürdüler. Ben kimseyi tanımıyorum. Konuşmalar bana yabancı dilimde çok dönmüyor. Annemle etraftakiler bir ağıt bir veryansın çığlıklar göğe yükseliyor.
Sonunda ortalık sakinleşti. Bizi yol yorgunluğu diye yemeğe oturttular. Etrafımızda kadınlar kızlar pervane yedik çekildik. Bizim oralarda adettir. Uzaktan gelenler herkese ya da her eve ayrı ayrı hediye mı desek işte bir şeyler verirler. Annem zaten kime ne gidecek eşarp çorap entari ayrı ayrı hazırlamış. Akşam çökmek üzeydi annem balyaları açtı genç kızlar başında bunu şuna şunu buna verin diye dağıttı. Sıra çay şekerlere geldi küçük paket çay kutu kesme şeker birer birer onları da ekledi dağıtın dedi. Ben sadece susup bekleyip izliyordum. Hoş kimsede bana bir şey sormuyordum. Sadece bir şey ister mısın. Dışarı çıkar mısın. Söylenirdi, kendimi yabacı başka bir dünyada his ediyordu. Çekildik uykuya o akşam.
Sabah oldu kalktık. Cenaze zaten bizden önce defnedilmişti. Mezarlığın yolunu tuttuk. Annem akşamdan çeşit çeşit o bayram şekerlerini harmanlamış arasına üzüm leblebi filan iki çuval kadar olmuş. Aldık mezarlığa çıktık. Bütün köylü toplanmıştı. Tahminime göre elli altmış kadar insan vardı zaten köyün tamamı o kadardı. Önce mezarlıkta son ölenlerin mezarı başına sırayla dua edip dolaştılar sonra dayımın mezarının başına geldiler. Duadan sonra annem çuvalın ağzınız açtı bir çorba kasesi gibi gümüş bir kapla dağıtmaya başladı. Sıraya girmiş gibi alan çekildi. Son dualar da edildi. Annem bir süre mezar başında kaldı. Kardeşiyle sessiz dertleşti.
Dönme vakti gelmişti. Traktör gözlüyorduk bizi kasabaya atsın. O gün öğleden sonra traktör geldi. Biz kapıya çıktık az bir döküntümüzle yol kenarına. Beklerken baktım köylüler herkes bir bohça elinde gelen annemin yanına koydu. Pişmiş ekmek, yağ peynir ne ararsanız var bir iki bohça etmiş. Annem onları geri verdi yolda kokar diye, geldiğimiz yükün iki katıyla yola koyulduk. Ver elini Ankara.
Sonra farkına vardım. Ne kadar yabancı kaldığımın. Ben ana dilimi çat pat konuşuyordum. Onlar benim öğrendiğim dili çat pat konuşuyordu. Gözlerimiz tandık gönüllerimiz karşılıklıydı. Dillerimiz uyuşmuyordu. Yakındık yan yanaydık ama aramızda fersah fersah mesafeler vardı sanki.
Karar verdim dilimi daha iyi konuşmaya, memlekete daha sık gidip gelmeye, yoksa ömür boyu bir eziklik taşıyacağım yüreğimde…
Coşkûnî
5.0
100% (11)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.