Şairlerin yalan söylemek için ehliyetleri vardır. plıny
Tüya
Tüya

Çizgili Gömlek III

Yorum

Çizgili Gömlek III

4

Yorum

19

Beğeni

0,0

Puan

336

Okunma

Çizgili Gömlek III



Hanım, küt küt atan kalbiyle kalabalığa karışıyor. İnsanların çıkardığı uğultuyu duymuyor. Kimin ne yöne gittiğine bakmadan, çarpa çarpa yürüyor. Ayaklarına çakıllar, taşlar batıyor. Plastik pet şişelere basıyor. Sendeliyor, ama düşmüyor.
Ayak tabanları kaygan ve yapış yapış oluyor yerdeki balgamdan. Oysa onun midesini bulandırmaya vakti yok.

Önündekileri hoyratça itiyor; "Çekilin! Kızım. Kızım..." diyebiliyor sadece. Nefes nefese polis sperine gelip dayanıyor:

- Bırakın beni. O benim kızım. O benim yavrum! diyor Hanım. Kollarıyla, gövdesiyle yalvarıyor. Etrafındakiler bir şey anlamıyor. Ne demek istediğini bakışlarıyla çözmeye çalışıyorlar.
Onu teskin etmek istiyor etraftakiler. Ama o söylenenleri duymuyor. Yakınındaki polisin dikkatini çekmeye çalışıyor, ama onun eli copa gidiyor:

- Hanımefendi, ne diyorsun? Şimdi sırası değil şikayetlerin!

- Dinleyin! O benim kızım. Bırakın yanına gideyim.

- Ne kızı, nerede, ne diyorsun sen?

Hanım ısrarla, aynı şeyi söylüyor. Polis memuru, dinlemiyor kadını ve ağız dolusu bir şeyler geveleyerek uzaklaşıyor.

Kalabalıktan bir kaç kişi Hanım’ı sakinleştirmeye çalışıyor; ama o öyle bir histerik ki, ne dinliyor ne de susuyor.
Gençlerden biri sesini yükseltiyor:

- Hanımefendi, orada bir kaza olmuş. Bisiklet sürücülerine, yayalara kamyon çarpmış. Ölenler, yaralananlar var. Oraya gitmenize izin vermezler, diyor.

Hanım, ansızın susuyor. Yanındakilere bakıyor şaşkın. Söylenenleri anlamaya çalışıyor. Onun yanına çömelerek sırtını sıvazlayan genç kadın, su şişesini uzatıyor. İçmesini, sakin olmasını söylüyor.

- Telefonunuz var mı? Kızımı arayabilir miyim? diyor.

Hanım’ın söylediği numarayı arıyorlar. Çalıyor. Uzun sinyal sesinden sonra, cevap veriyor Evrim:

- Buyrun! Kim aramıştı? diyor.

- Benim kızım, benim bitanem. Sadece sesini duymak istedim, derken sesi düğümleniyor.

- Anne ne oldu? Bu kimin telefonu? Neredesin? Niye sesin... Anne, babama mı...

- Hayır kızım. İyiyim. İyiyiz... Dışardayım. Bir kaza oldu bulvarın orda. Korktum, kızım. Şimdi sesini duydum ya...

Evrim, annesinin endişesini anlıyor gibi. Ona, eve dönmesini, endişe etmemesini söylüyor. Hanım, çok şükür, diyor, çok şükür!
Üstü, başına ve kirli ayaklarına bakıyor kadın. Utancını gizleyemiyor. Yanındakilere teşekkür ediyor. İki kişi koluna giriyor. Konuşa konuşa yolun karşısına kadar ona eşlik ediyorlar.

Hanım, apartmanın cümle kapısında kümelenen komşularını görünce, utancı daha da artıyor. Ona merakla baktıklarını sezinliyor. Bu kırkikindi vakti, böyle bu halde, ne işi olabilir, diyorlardır. Kim bilir belki de dayak yemiş olduğunu, hatta kocası tarafından sokağa atılmış olduğunu düşünecekler. Fırsat verilse, irdeleyecekler, ama Hanım’ın mecali yok onlara bir şey izah etmeye.

Apartman kapıcısı Osman efendi koşarak karşılıyor Hanım’ı. Hanım, ağlamaktan şişen gözleriyle Osman’a dikkatli bakıyor; çünkü onu her zamankinden farklı buluyor. Bi de ne görsün; Osman efendinin sırtında, kocasının çizgili gömleği.. O an, tuhaf bir sevinç hissediyor kadın. Utancını unutuyor. Osman’ın üstündeki çizgili gömleği incelmeye devam ediyor göz ucuyla. Sakin bir edayla:

- Osman efendi, beni yukarı çıkar bi zahmet! diyor.

Cümle kapısında konuşan, bakışan komşulara, el sallamakla yetiniyor Hanım. Osman efendi, koluna giriyor ve üçüncü kata kadar hiç konuşmadan çıkıyorlar. Dairenin kapısı sonuna kadar açık duruyor. Hanım şaşırıyor:

- Bey, hemen gelir misin? Osman efendi geldi. Bey..!

Osman, tedirgin bir edayla bakıyor etrafına. Bir şey söyleyecek gibi oluyor, ama uygun bir an yakalayamıyor; çünkü Hanım’ın bakışlarını, davranışlarını tuhaf buluyor.

Bey’in sesi çıkmıyor. Hanım, kirli ayaklarıyla içeriye girmek zorunda kalıyor. Osman’a da "gel!" işareti yapıyor eliyle.
Bey’i salondaki koltukta uyurken buluyorlar. Hala çıplak. Hala çizgili gömleğini bekliyor. Hanım ile Osman manidar bakışıyorlar.

Hanım gidip, öfkeyle sarsıyor kocasının omzunu. Bey, uyanıyor gözlerini kırpıştırarak. "Hıı!" diyor, şaşırmış gibi. Osman’ı görünce oturma pozisyonuna geçiyor. Hanım kocasının karşısında, bir tanrıça gibi dimdik duruyor şimdi. Bir Osman efendiye, bir uyuşuk ve umarsız kocasına bakıyor:

- Bak İşte, çizgili gömleğin. Tanıdın mı? diyor, Osman’ı göstererek.

Bey, kırpıştırdığı gözleriyle bir Osman’a ve karısına bakıyor. Anlamaya çalışıyor çizgili gömlekle Osman arasındaki bağı. Ikınarak kalkıyor koltuktan. Saçlarını düzeltiyor. Homurdanıyor. Başını kaşıyor:

- Hoş geldin Osman! Ya Hanım, sen nereye kayboldun? Neden...? Neyse, diyor.

Hanım yine Osman’ı işaret ediyor:

- İşte çizgili gömleğin burada!" diyor.

- Gömlek mi? Hmm! İyi oturmuş Osman. Güle güle giyin, diyor Bey.

Hanım’ın şaşkınlıktan dili tutuluyor. Hiçbir şey anlamıyor. Osman’ın kafasındaki endişe sisi kayboluyor o an. Ama Hanım’ın kafasında bir muzurluk baş gösteriyor. "Bekle!" diyor Osman efendiye. Osman efendi etrafını inceliyor. Bey sağını solunu homurtuyla düzeltiyor.

Hanım, elinde babasından kalma gömleklerle geri dönüyor. Ve Osman’a uzatıyor:

- Osman efendi, bunlar sana. Altı tane gömlek kardeşim. Hepsi de yeni. Naftalin kokuyorlar bak... Güle güle giyin. Ama... bu üstündeki çizgili gömleği çıkar. O bana lazım.

Osman efendi, ne diyeceğini bilmiyor. Yüzü kızarıyor. Yutkunuyor. Dudağında tik oluşuyor:

- Abla, ben bu gömlei aşada, bahçede buldum. Bileydim sizin, hemencene getirirdim, diyor.
Hanım, Osman’ın sözünü kesiyor, önemli değil, dercesine.

Bey, aval avla onlara bakıyor. Karısını tanıyamıyor! Osman arkasını dönüp anında çıkarıyor gömleği. Bey’den hala tepki yok, ama konspire teoriler üretiyor gibi bakıyor. Hanım, Osman’a bakmadan, verdiği gömleklerden birini giymesini söylüyor. Osman, söylenenleri gururu incinmiş olarak uyguluyor. O an, yerin dibinde olmayı diliyor içinden.

Hanım Osman efendiye teşekkür ediyor. Kapıya kadar eşlik ediyor. Hışımla geri dönüyor ve kocasının karşısına geçiyor.
Öyle öfkeli ki, Bey ona bakmaya korkuyor. Çizgili gömleği alelacele, caaart, diye yırtıyor. Osman’ın kokusu yayılıyor burun deliklerine. Hışmı artıyor kadının. Gömleği var gücüyle yırtmaya devam ediyor. Kolları kopuyor. Gömleğin parçalarını yere, Bey’in önüne fırlatıyorı:

- Çizgili gömlek bekliyorsun, öyle mi? Yıkamış, ütülemiş olmamı... Al! Al giyin şimdi!

Nefes nefese Hanım. Kasırga kopuyor içinde:

- Farkında mısın, sinir krizleri geçiriyorum. Şurama geldi artık, şurama... Sen boş bir adamsın, boşunasın! Seninle ne ağlanır, ne de gülünür. Geç de olsa anladım bunu. Sen... ne gördün, ne kıymet verdin bana. Neden? Beni... beni kendine ana belledin, değil mi? Yıllardır... Aslında daha da beter belledin... Köle belledin. Tükendim be! Diş sıkmaktan ağzımda diş kalmadı. Neden, biliyor musun? Hep kızımın hatırına sustum. O mutlu olsun, huzurlu büyüsün, dedim. Ama bak! Kızımız da mutsuz! Bu evde kalmaya tahammülü yok. Her fırsatta kaçıyor. Her fırsatta...

Hanım yorgun düşüyor. Susuyor. Bey’in şakakları seyiriyor. Boş boş yere bakıyor.

Kocasının bir tepki göstermesini bekliyor Hanım. Ama o, susmaya devam ediyor. Hanım’ın öfkesi yeniden kabarıyor. Sesi boğuk ve güçsüz çıkıyor:

- En vahimi ne, biliyor musun? Saatlerdir yokum evde. Neden çıktım, nereye gittim... Merak etmek yerine, geçip yatıyorsun sen. İnanılır gibi değil! Ve... evimizin kapısı da sonuna kadar açık kalıyor. Ay, başım, ah...

Bey, koltuktan ıkınarak kalkıyor. Elleri pantolonun yan ceplerinde, göbeği elli santim önde, öylece karısına bakıyor. Onun bu kadar öfkeli gördüğünü hatırlamıyor. Nasıl tepki göstereceğini kestiremiyor.

Hanım, başını tutuyor. Yaşlı bir insan edasıyla, bir ileri, bir geri sallıyor. Bey, volta atmaya başlıyor ağır adımlarla. Düşünüyor olmalı. Bir kaç tur gidip geldikten sonra, karısına yaklaşıyor. Dokunmak istiyor, ama eli havada kalıyor.

Hanım’ın bakışları, duvarda asılı duran fotoğraflarda donuyor.

Bey, cesaretini topluyor sonunda. Hanım’ın önünde eğiliyor. Elini dizine koyuyor:

- Bu kadar üzme kendini, ha! Fazla abartmayalım, olur mu canım? Çok da önemli değil çizgili gömlek. Yenisini... hatta... sana da aynısından alalım bitane. Ne dersin ha? diyor.

Hanım, kulaklarına inanamıyor. Kolları, dizlerinin üstüne düşüyor. Kocasına acı acı bakıyor.

İçinden; "Ey yavrum! Kocan mis, hayatın mis!" diyor.




(son)


H.K. Ağustos 2026 Sthlm

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Çizgili gömlek ııı Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Çizgili gömlek ııı yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Çizgili Gömlek III yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Sabitlendi
/ yüRekTen
/ yüRekTen, @-yurekten
15.8.2026 07:17:16
o gömleği caarrt diye ortadan ikiye yırtması... içimin yağları eridi:)

ama o kaza sahnesi var ya Tüyacanım, epey korkuttun beni ha. kadının derdi zaten başından aşıyor, bir de evlat acısıyla sınansaydı var ya öykü möykü demezdim, içten içe cidden üzülürdüm.

soluksuz okudum, özellikle kaza yerine yürüdüğü bölümü... nefesimi tuttum resmen.

håper hun etter hvert også blir kvitt den slaskete fyren som magen kommer før ham selv!
Etkili Yorum
deniz_tayanç1
deniz_tayanç1, @deniz-tayanc1
16.8.2026 04:02:50
Hımm bulmaca yerine senin öykün var Tüya, iyi ki...
Ortada kayıp bir gömlek.
Umulmadık yerde ulaşılıyor...
Daha sonra olayların biçimi değişiyor...
Herkes bizim yakıştırma ve imalarımızla yeni bir evreye giriyor.

Çok saygımla Üstadım
Etkili Yorum
Gule
Gule, @gule
15.8.2026 22:03:57
Heee yırttık mı sonunda o gömleği, oh olsun, canımıza değsin! Ama anlaşılan o ki; hanım kendini de yırtsa bu beyimizin rahatlığını bozmaya niyeti yok...beyimiz fazlasıyla pasif, alâkasız ve duyarsız...hem evin içine, hem de dışarıya...normalde kaza meselesine başka bir baba olsaydı tıpkı hanım gibi aynı reaksiyonu gösterir, onun da yüreği ağzına gelir ve o da çıplak ayakla sokağa fırlardı, üstelik gömleksiz vaziyette ve hatta üstünde sadece *okser donu olsaydı bile fark etmezdi, kimse de ayıplamazdı onu söylim. Bu böyle sıradan, alelade günlük bir olay değil çünkü. Hatta Evrim evdeyken bile böyle bir olaya tanıklık etmiş olsalardı, normal bir insanın yapacağı ilk şey yine o sokağa fırlamak ve olay mahalline yalın ayak koşmak olurdu. O yüzden hanımın içine su serpilmesinden sonraki halini de ben biraz ilgisiz ve tepkisiz buldum tıpkı kocası gibi...buraları yani hanımın bu ruh halini hızlı hızlı geçiştirmişsin, millet ne der'e evirmişsin daha çok.

Hanım olayın gerçek yüzünü anlayınca bi mahçup olmuş sanki, el ãlem ne der kilişesine düşmüş burda. Oysa o durumdayken bunları hiç kafana takmazsın, o an sadece kızının sağ olduğunu öğrendikten sonra minnet duyar ve rahatlarsın heralde...burda okurken ben de "eyvah!" Dedim "Evrim'e bir şey mi oldu?" Benim de yüreğim ağzıma geldi, bu acı duyguyu sıcağı sıcağına bize hissettirmen ve kanımızı harekete geçirmen, o dramatik sahneyi gözümüzde canlandırman iyiydi.

Güzel, heyecanlı bir seriydi canım, sohbet eder havasında, dirsek uzatsak değeriz öyle de bize yakın gibi görünen.

Keyif aldım, teşekkürler cane'min.
Sevgiler.
Etkili Yorum
Yılmaz Tizgöl
Yılmaz Tizgöl , @yilmaztizgol
15.8.2026 11:41:32
Önce Evrim’e bir şey olduğunu düşündürüp telefon konuşmasıyla okuru rahatlatmış, ardından asıl kırılmayı çizgili gömlek üzerinden evin içine taşımışsın. Gömlek artık sıradan bir eşya değil; Hanım’ın yıllardır taşıdığı yükün ve görülmeyişinin simgesi olmuş. Bütün öfke ve itiraftan sonra Bey’in meseleyi hâlâ gömlek sanması, aralarındaki uçurumu acı ama çok etkili biçimde gösteriyor. Kutluyorum kardeşim, kalbi selamlarımla.
Paylaş
YAZI KÜNYE
Tarih:
15.8.2026 00:59:24
Beğeni:
19
Okunma:
336
Yorum:
4
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL