5
Yorum
16
Beğeni
5,0
Puan
280
Okunma
Yirmidokuz harflik sözde aydınlar,
Yafta yazar, isim takar, basıbos.
Allah’ım, sen acı bu saf millete!
Aksam yatar, sabah kalkar, basıbos.
Necip Fazıl Kısakürek
’’Anne işte, baba düşte, bir iş var bu gidişte...
Evler parsellenmiş, komşuluk ölmüş, odalar soğuk, mutfak yok,
çocuklar ise başıboş...’’
Evet, anne şefkatinden mahrum, babanın koruyucu kanatlarından uzak büyüyen bir nesil, ne kadar sağlıklı olabilir ki?
Yıllar var ki hemen her gün, cadde ve sokaklarımızda, geleceğin dünyasını kuracak taze dimağların, köşe başlarında serserice dolaştıklarını, kahve köşelerinde ömür tükettiklerini, kumarhanelerde talih aradıklarını ve fuhuş yuvalarında çürüyüp gittiklerini gördükçe içim sızlar ve hicap duyarım.
Bu zavallı nesiller, kimsesizliğin, ilgisizliğin ve başıboşluğun kurbanı olarak her gün biraz daha erimekte, biraz daha çürümekte ve birer canlı cenaze haline gelmektedirler.
Bir milletin geleceği, yetiştirdiği nesillerin sağlamlığıyla; nesillerin sağlamlığı da, onların ruhî ve ahlâkî mimarları olan anne ve babaların basiretiyle yakından alakalıdır.
Ne var ki bugün, toplumun en mukaddes rüknü olan aile yapısı sarsılmış,
evler birer sevgi ve şefkat ocağı olmaktan çıkıp, sadece gecelenen birer otel haline gelmiştir.
Memleket yangın yeri, her taraf yanıyor.
Evde mutfak... çarşıda pazar... sokakta insanlar...
Odalar soğuk olsa da, kalbimiz yanıyor, zavallı biçare insan, içten içe kanıyor.
Her zaman yanan insanlar feryat ederken, pervasızlar yaşıyorlar başıboş.
Fildişi kulesinde yaşayanlar, anlayamazlar garibin halinden, hem halktan uzaktırlar, hem de hakikattan...
Koparmışlar bağlarını insanlıktan... Ne gözlerinde bir damla yaş, ne kalplerinde bir damla hüzün...
beyhude geçerken hayat, onunda sonu gelir başıboş...
Evlerin hali içler acısı, içimize düştü her an sancısı…
Anne işte, baba düşte... bir iş var, bu gidişte...
evler parsellenmiş, komşular ölmüş... odalar soğuk... mutfak yok... Çocuklar ise başıboş...
Ne ülkede huzur, ne ailede huzur.. Herkes kendi derdinde, kalmadı kalplerde bir nur...
Zulmet kaplarken vicdanı, duyan yok... soran yok... anlayan yok... yokluklar içerisinde geçerken zaman, o’da akıp gider, başıboş...
Eğitim kalmadı okullarda, öğretim desen, tozlu raflarda...
Öğrenci öğretmen ilişkisi, sokak jargonundan farksız...
Okul biter elbet bir gün, ama bitmiyor cehalet, öğretmenleri bilmem ama öğrenciler, başıboş...
Herkes geçim derdinde, başkasını düşünen yok…
Diğergamlık, hasbilik çok uzaklarda, bencillik hüküm sürüyor duygularda,
Hakikat garip kalmış, me’lül mahsun, şimdi vicdanlarda, efkarlar bulanık hümanist kafalarda,
kabalıktan feryad ederken gönüller, yalnızlıktan inliyor şimdi başıboş...
Evler parsellenmiştir artık. Her odada ayrı bir hava, ayrı bir dert ve ayrı bir yabancılık yaşanmaktadır. Televizyon ekranlarının, modern aletlerin karşısında birbirinin yüzüne bakmayan, birbirinin derdini paylaşmayan yığınlar türemiştir.
En acısı da komşuluk ölmüştür. Eskinin o dert ortağı, birinin acısıyla ağlayan, sevinciyle gülen sıcak mahalleleri ve komşuları çoktan tarih olmuştur. Herkes kendi bencil dünyasına kilitlenmiş, yan dairede ne olup bittiğinden habersiz bir vurdumduymazlık içine girmiştir.
Bütün bu olumsuzlukların ortasında kalan çocuk ne yapsın? O masum sine, o tertemiz fıtrat, evinde bulamadığı sıcaklığı sokakların merhametsiz kollarında arayacaktır.
Sokaklar ise aç kurtlar gibi pusuya yatmış, bu taze beyinleri, bu körpe ruhları zehirlemek için fırsat kollamaktadır.
Bu gidişat, geleceğimiz adına korkunç bir hüsranın habercisidir.
Sokakların insafına terk edilmiş, ruh dünyası karartılmış bu başıboş nesiller, yarın her şeyi yakıp yıkan birer anarşi seline dönüşebilirler...
Eğer bu yangını söndürmek istiyorsak; anneyi kalbiyle ve şefkatiyle evine, babayı zihniyle ve mesuliyetiyle ocağına döndürmek zorundayız.
Toplumun ve nesillerin içine düştüğü bu derin başıboşluk karanlığı ne kadar kesif olursa olsun, tarih şahittir ki, en koyu gecelerin bağrından her zaman bir şafak müjdesi doğmuştur.
İşte tam da ümitlerin tükendiği, vicdanların sustuğu bu badireli zamanda; kökleri maziye, gözleri istikbale nazır "Serdengeçti Ruhlar" sahneye çıkacaktır.
Onlar; nefsin süslü davetlerine, çağın hırslarına ve konforun uyuşturucu etkisine sırtını dönmüş, hakikat davası uğruna canından vazgeçmeyi göze almış adanmış nesillerdir.
Sokaklarda hedefsizce savrulan gençliğin elinden tutacak, soğuk ve bereketsiz evlere yeniden iman, muhabbet ve şefkat sıcaklığı taşıyacak olanlar bu diriliş erenleridir.
Birer mabet hüviyetini kaybeden yuvaları yeniden ahlak ve marifet mektebine dönüştürmek, anneyi kalbiyle evine, babayı mesuliyetiyle ocağına kavuşturmak ancak bu serdengeçti şuurun gayretiyle mümkün olacaktır.
Onlar belirdiğinde; çürümeye yüz tutmuş bedenler canlı birer ruha, başıboş akan sel ise bendini bulan ve toprağa hayat veren bereketli bir nehre dönüşecek;
Böylece, bu necip millet, fıtratındaki asil cevheri yeniden kuşanarak aydınlık yarınlara yürüyecektir. Allah’ın izni ve iradesiyle…
Milletin önünde giden insanlar
Kelam eder söz söyler başıboş.
Siyaset gölünde yüzen nadanlar,
Hamasi nutuk atarlar başıboş.
...andelip...
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.