3
Yorum
13
Beğeni
5,0
Puan
545
Okunma

Bir klişeyle yazımıza başlayalım: ”Film sinemada izlenir."
Görsel bir şölene tanıklık etmek ve filmin sinema tekniğine uygun biçimde sunduğu deneyimi yaşayabilmek için sinema salonu her zaman ayrıcalıklı bir keyif alanıdır.
Biz de vizyona giren The Odyssey: Bronz Çağı Çöküyor filmini izlemek için hafta sonunun sunduğu fırsatı değerlendirdik. Mısırımızı ve gazozumuzu alıp salondaki yerimizi oturduk. Reklamlar ve fragmanlar derken film başladı.
Film, sahilde kuma gömülü bir atla açılıyor. Ancak bu, bildiğimiz Truva Atı değil; şahlanmış duruşuyla kuma gömülmüş hâlde bulunan ve Truva Savaşı’na bir başkasının yerine katılmak zorunda kalan Simon’un bırakıldığı bir at. Bu sahne, hilenin habercisi olarak karşımıza çıkıyor.
Bu, Odysseus’un ilk hilelerinden biridir ve aynı zamanda Zeus’un yasalarını çiğnemenin, dolayısıyla İthaka’ya dönüş yolunda başlayacak lanetin de ilk ayak izleridir. Çünkü tanrılar öfkelenmiştir.
On yıl boyunca kuşatma altında tutulmasına rağmen bir türlü ele geçirilemeyen Truva’ya girebilmek için Odysseus, tanrılardan çaldığı aklı bir hileye dönüştürür.
Bugün Çanakkale sınırları içinde yer aldığı kabul edilen bu şehre giriş, hediye olarak sunulan ve destanda Truva Atı diye anılan devasa tahta at sayesinde mümkün olur. Atın içinde Odysseus ve seçkin askerleri saklanmaktadır.
Şehre girdikten sonra mabetlere saldırılır, kapılar Agamemnon’un ordusuna açılır ve büyük yağma ile katliam başlar. Bu nedenle Odysseus, tanrıların gazabından kurtulamaz.
Homeros’un anlatısında bu süreç yirmi yıla yayılırken, film bunu on yıllık bir zaman dilimine indirgemiş ve hikâyeyi daha çok bir ”kahramanın yolculuğu”, arınma ve dönüşüm anlatısına dönüştürmüştür.
Filme yöneltilen en sert eleştirilerden biri, Homeros’un anlatısına yeterince sadık kalınmadığı yönündedir.
Bana göre ise bu eleştiriler, filme edebiyat eserinin birebir sinemaya aktarılacağı beklentisiyle gidenlerin hayal kırıklığını yansıtmaktadır.
Kanımca edebiyat uyarlaması filmlerin, kaynak metnin birebir kopyası olması zaten mümkün değildir. Senaryo oluşturulurken senaristler, anlatıyı besleyen yeni yorumlar ve yaratıcı dokunuşlar ekleyebilirler.
Bu nedenle metinden sapmalar her zaman bir eksiklik olarak görülmemelidir.
Örneğin Truva Atı’nın yapılış biçimi ve şehre girişinin filmde yeniden yorumlanması, bu yaratıcı dokunuşlardan biridir. Sinema bir görüntü aktarma işlevi taşıdığından, Homeros’un anlatısına birebir bağlı kalmadığı net bir biçimde ilk ağızdan söylenebilir.
Bu durum, edebiyat ve sinema ilişkisi açısından eleştirilerin odağını oluşturmaktadır.
Destanı Homeros’tan okuyanlar, Nolan’dan izleyenler ikircikli bir düşünceye düşebileceklerdir.
Benim filmi izleyeceklere tavsiyem; Odysseus hakkında okuduklarını unutarak bu filmi izlemeleridir.
Çünkü Homeros’un 2800 yıl önce anlattığı kahramanın dönüşü, Nolan kurgusunda mitik zamanın gelgitleriyle, sinemanın nostaljik kamerasıyla ve filmin çekildiği coğrafyalarda yeni bir bengü dönüş yaşatmıştır.
Filmin tanrıları, hele Poseidon; oğlu Polyphemos’un evine izinsiz girerek,Zeus yasası gereği sığındıkları mağarada onu hile ile gözünden etmesinden sonra, oğlunun intikamını istemesiyle artık dinmek bilmeyen bir öfkeye dönüşmüştür.
Bu gazap, Odysseus’un her uğrağında başına bela açacak; adamlarının yapmış olduğu hatalar yol boyunca devam ettiğinden, Kirke’nin onları domuza çevirmesi gotik bir sahnede verilecektir. Kirke, yarı tanrı ve büyülü güçleri olan bir nimfadır.
Homeros anlatısında Odysseus, yaklaşık bir yıl sevgilisi olarak Kirke’yle kalır; fakat Nolan bu kısmı küçük bir pazarlıkla geçiştirir. Adamlarını domuz olmaktan kurtarır; fakat Kirke’nin kehanetine göre dönüş yolunda birer ikişer ölecek, yalnızca Odysseus İthaka’ya dönecektir.
Bunun üzerine tanrılara başkaldıracağını söylese de filmin sonunda dilenci kılığında, tek başına dönecektir.
Filimde dikkat çeken ayrıntı, bir tanrıcanın Odysseus’a yol gösterici olarak görülüp kaybolmasıdır. Bu tanrıcanın Truva’da mabette boynu kesilen bir kıza atfen ya da boynu kılıç darbesiyle kırılan tanrıça olduğu alt metinde hissedilmektedir.
Bu, daha çok Penelope’nin birlikte geçirilen son gecede taşıması ve ona yol göstermesi için vermiş olduğu kolyedeki Tanrıça Athena’yı temsil etmektedir. Çünkü dönüşte bu bir tanınma sembolü olacaktır.
Penelope’nin talipleri iyiden iyiye Odysseus’un mülküne çöreklenmiş, neyi var neyi yok yeyip içmekle meşgul olarak bir yanda da “denizden geleceklerin istilası” tehlikesiyle Penelope’yi tercihe zorlamaktadırlar.
Penelope de tıpkı Odysseus gibi talipleri kandırmak için kurdurduğu dokuma tezgâhında kayınbabası için dokuduğu kefeni kafesin arkasında gündüz dokurken, gece de tekrar sökerek zaman kazanmaya çalışmakta, gelen herkesi huzuruna çağırıp bir yaşam kırıntısı ve bir umut ışığı beklemektedir.
Taliplerden Antinous, bu hileyi hizmetçi kız sayesinde öğrenmiş ve Penelope’yi artık tehditle bir tercihe zorlamaktadır.
Büyüme çağındaki Telemakos, babasının yerine geçebileceğini annesi Penelope’ye anlatmak istese de yönetimi devretmek istememektedir.
Küçük bir sınav yapar, babası Odysseus’un yayını germesini ister; bir iki denemede yayı geremeyeceğini anlar. Bu yay sınavı filmin finalinde bir kez daha karşımıza çıkacaktır.
Talipler bu yay sınavından geçerek kendi ölümlerine doğru adım atacaklardır.
Telemakos gizliden hazırlattığı ve sadık adamlarla babası hakkında bilgi alabilmek için yola çıkar.
Agamemnon’un kardeşinin sarayına misafir olur. Helen, bu kez esmer teniyle izleyiciyi şaşırtan bir kadın olarak filmde yer alır; bu değişim seyirciyi kitabi anlatıdan uzaklaştırır, çünkü Homeros’un Heleni sarı tenlidir.
Telemakos’a tapınakta suikast düzenlemek için çoktan yerlerini aldıkları sırada, dilenci kılığındaki Odysseus oğluna yapılacak suikasttan haberdar olarak suikast için gelenleri Telemakos’a yardım ederek öldürür.
Bir dilenci için çok iyi dövüşen Odysseus’tan oğlu şüphelense de babasının yakın arkadaşı olduğunu söyleyip ona yeni bir aldatma taktiği uygular. Çünkü İthaka’da onu neyin beklediğinden emin değildir.
Penelope ve talipler hakkında bilgi aldıktan sonra sarayda bir şölen tertiplemesini ve güvendiği adamlarla taliplerin silahlarını toplamasını söyler ve o şölene geleceğini söyleyerek Telemakos’u yolcu eder. Telemakos’un geldiği haber verilince Penelope sevinse de Antinous şaşkınlık içinde kalacaktır; çünkü suikastten kurtulmuştur.
İthaka’ya dilenci kılığında giren ve köpeği Argos’un onu gördüğü ve o an son nefesini verdiği sahne, sadık adamlarından birinin yanına gelerek onunla şölene gitmesiyle devam eder.
Penelope, şölen tertibi sırasında taliplisini seçeceğini ilan eder, fakat silahların toplatılmasını isteyecektir.
Odysseus şölene gelir fakat talipler Zeus yasasını çiğneyeli çok olduğundan (ilk yasayı Odysseus çiğnemiştir) Odysseus’a saldırırlar; neyse ki Telemakos araya girerek dilenciyi Penelope’nin huzuruna çıkarır.
Penelope hâlâ Zeus konukseverliğine bağlı olduğundan ihtiyar dilencinin ayağının yıkanmasını emreder.
İtiraz sonuç vermez; ayak yıkaması sırasında sadık hizmetçi Odysseus’u tanır, fakat Odysseus’un işaretiyle susacaktır.
Penelope ihtiyardan adet olduğu üzere yine Odysseus’u sorar; verilen cevaptan sonra artık sınav zamanıdır.
Telemakos istenen düzeni sağlamış ve silahlar taliplerden uzaklaştırılmıştır. Ve artık sınav zamanıdır; film başında duvarda asılı yay ve ok, tıpkı Çehov’un “oyunun başında duvarda silah varsa o silah oyınun sonunda patlar” sözünün geriye yürüyen hâli gibi, Nolan tarafından yay ve oklarla taliplerini hedef alan Çehovvari fırlatılan ölümcül bir silaha dönüştürülecektir.
Talipler yay germede başarısız olurken, dilenci Odysseus da şansı denemek ister. İtirazlara rağmen yay ve ok verilir. Odysseus, aşinası olduğu yayı başlangıçta zorlansa da gerer; bu germe yetmez, oku birbirine bağlı iki baltanın arasından geçirecektir.
Bunu da başaran Odysseus, artık talipleri birer birer oklarla öldürmeye başlayacaktır.
Telemakos, sürgün olmamak ve taliplerin ailesinin hedefi haline gelmemek için babası olduğunu anladığı Odysseus’a yardım edemeyecektir.
Antinous’un çığlıkları ve silah temini için adamını göndermesine rağmen asıl hedef olmaktan kurtulamayacaktır.
Hades sahnesinde emanet olarak aldığı andaç gördüğünde inkar etse de artık Antinous’un ölümü Odysseus’un elinde olacaktır.
Telemakos silah deposunda dövüşüp adam öldürse de baba ve oğul talipleri öldürmüşlerdir.
Telemakos tahta geçerken, Penelope ve Odysseus sürgüne uğurlanırlar.
Film, bu sahneyle ve öncesinde ve sonrasında yapılan bir dolu eleştiriyle son bulur.
Bu eleştirel yaklaşıma sizlere sormak istediğim bir soruyla son vermek isterim:
The Odyssey’i izlemek mi?
Homeros’un Odysseia’sını okumak mı?
Veya her ikisi mi?
Bu soruların cevabını sizlere bırakarak yazıma son veriyorum.
...
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.