0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
110
Okunma
Sevgili dostum bugün okula gitmedim. Sabah kalktığımda ateşim vardı. Annem önce kahvaltı da birşeyler yedirdi. Sonra ılık bir duş aldırdı. Duştan sonra rahatlamıştım. Ne zaman ateşim çıksa sinirlerim zıplar sinirden ağlamaya başlarım. Bağırır çığlık atarım. İçimden derinden gelen bir şey var sanki. Ona karşı koyamıyorum. Onu engelleyemiyorum. Halbuki iki hafta önce yeni okuluma başlamıştım. Öğretmenlerimi çok sevmiştim. Onlarda beni çok sevmişti. Eski okuluma göre daha çok etkinlik yapıyordum. Eski okulumda bu kadar etkinlik yapmıyorduk. İlk haftanın sonunda defterlerimi inceleyen babamın anneme ‘ne kadar çok etkinlik yapmışlar. Defterin yarısını doldurmuşlar neredeyse’ dediğini duymuştum. Önceki okulumda da çok etkinlik yapardık ama bu kadar yoğun değildi. Burda bir hafta da yaptığımızı orada iki hafta da ancak yapardık. Belki daha uzun bir sürede. Tam olarak hatırlamıyorum. Babam daha önce de okul değiştirme istemiş ama başka okullarda açık yer bulamamamıştı. Benim okulumu değiştirmek istiyordu. Değişikliğin her zaman bana daha iyi geldiğini söylüyordu. Annemde aynı fikirdeydi. Bir keresinde gittiğimiz psikiyatrist anneme ‘bir yılda fayda görmediğiniz zaman yer değiştirme hakkınız var mutlaka kullanın’ demişti. Yine de babam ve annem bir süre kalmayı tercih etmişti. Çünkü bunun uzun süreli bir iş olduğunu ancak belli bir zaman sonra sonucu görebileceklerini düşünmüşlerdi. Ama sonra ki kontrolde psikiyatrist aynı şeyi tekrar edince hemen yeni okul arayışına girip gittiğim özel eğitim rehabilitasyon merkezini değiştirmişlerdi. Artık Turgutlu’da değil İzmir’de bir rehabilitasyona gidiyorduk. Hafta da üç gün öğleden sonraları gidiyor, her gün iki derse giriyordum. Değişiklik bana gerçekten iyi gelmişti. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Devam ettiğim otizm özel eğitim alt sınıfında babam bir yıldır okulumu değiştirmek istiyordu. Ama her okulda otizm alt sınıfı yoktu. Olanlarda doluydu. Babamın bir okul müdürü arkadaşı ona kendi okuluna getirmesini söylemiş. Zaten ağır olmadığı için hafif düzeyde zihinsel sınıfında eğitim alabileceğimi söylemiş babam da yok demişti. Yaklaşık bir yıl sonra otizm sınıfında il dışına giden bir arkadaşımızdan dolayı kontenjan boşalmıştı. Bir cuma günü bayrak töreninden sonra hem komşumuz hemde babamın arkadaşı olan okul müdür yardımcısı gelip babama durumu anlatmış, sınıfta bir kontenjanın boşaldığını söylemişti. Babamda önce bir dönem için düzenimi bozmak istememiş sonra annemle değiştirmeye karar vermişlerdi.
Şimdi ki okulum evimize daha yakın. Ayrıca kardeşimde bu yıl birinci sınıfa başladı. Annem beni sabah dokuz buçukta okula bırakıyor. Öğlen bire kadar kalıyorum. Öğlen birde kardeşimin dersleri başlıyor. Anne onu getiriyor. Öğleden sonra gelen bütün öğrenciler bahçeyi boşaltıp sınıflarına geçtikten sonra annem gelip beni alıyor ve evimize gidiyoruz. Yeni okulumu daha çok sevdim galiba. Eski okulumda öğretmenlerimden başka neyi sevdiğimi hatırlamıyorum. Okulun yıkık dökük olması ayrı bir şeyken özel eğitim sınıfının dışlanmış gibi kuytu köşe de bir yerde olması babamında anneminde hiç hoşuna gitmiyordu. Gerçi babam evde hep söylenip duruyordu. Ona göre özel eğitim çocukları gözden çıkarılmış insanlardı. Verilen eğitim, okullardaki sınıfların durumları, sınıflardaki eksik donanımlar, onlar için uyarıcı ve dikkatlerini çekici materyallerin eksikliği hep gözden çıkarılmış olduklarını hissettiriyordu. Babamında anneminde buna çok canı sıkılıyordu. Sadece bir şeyi yapmak için yapıyorlardı. Özel eğitim öğretmenleri bile yoktu. Kendi branşı olmayan öğretmenler çoğu zaman bu sınıflarda görevlendiriliyor ama onlar da yeterince ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Olan bizim gibi sabilere oluyordu. Yıllarımızı geçiyor yavaş yavaş büyüyorduk. Ailemin en büyük korkusu ya kendi kendime yetecek kadar iyileşmezsem o zaman ne yaparım düşüncesiydi. Biliyorum yaşadıkları sürece en iyi şekilde bana bakacaklardı, beni destekleyeceklerdi. Fakat yalnız kaldığımda ne yapacaktım. Ömür boyu kardeşime mi muhtaç olacaktım. Onunda bir hayatı olacaktı. Ya benim yüzümden onun hayatı da eksik kalırsa diye düşünürdüm. Mutluluğunu , sevincini, yaşamını bana bağlayıp kendi için bir şey yapamazsa. Babamında anneminde bunları düşündüğünü biliyordum. Kendilerinin yaşlandığında ya da artık olmadığı bu dünya da bana ne olacağını içten içe gözyaşlarını içlerine akıtarak ağladıklarını bilirdim. Hem benim hem kardeşimin mutlu, huzurlu, sağlıklı olmasını diliyorlardı. Dünyanın farklı ülkelerinde olsak dahi sağlıkla birbirimizin sesini duyalım yeter diyordu babam. Ne birbirimiz sevmeyi bırakalım ne de birbirimize yük olalım diyordu. Sadece olması gereken zamanlarda birbirimizin yanında duralım. Ellerimizden tutalım, kalbimizle ışık olalım, yol açalım istiyordu.
Ne söylediğinizi duyar gibiyim. Biliyorum. Artık uykum geldi galiba. Bir çok gece uyandığımda korkudan yatağımdan çıkmıyorum. Yatağımdan çıkarsam sanki beni yutacak birileri yatağımın başucunda bekliyor. Bazen sabaha kadar yorganın altında duruyorum. Bazen gereksiz sesler çıkarıp bağırıyorum. Annem ya da babam duyup gelsinler diye. Bazen hızlıca kalkıp kimsenin beni almasına izin vermeden evin bütün ışıklarını açıyorum. Işıklar açıldığında beni bekleyenlerin köşe bucak kaçtığını hissediyorum. Sonra sessizce ya yatağıma uzanıp bekliyorum ya da annemin yanına gidiyorum. Bazen de yatağın kenarına oturup bebeklerimle oynuyorum.
Sevgili dostum bugün yeni dil öğretmeni ile çalıştığımız promt tekniğini ve çok sevdiğimi size anlatacaktım. Ama araya başka şeyler girdi. Artık uykumda geldi. Babam bundan sonra benim yazıcım oldu. Ben söyleyeceğim o size yazacak. Şimdiye kadar hep böyleydi ama bundan sonra daha çok söyleyeceğim. O da eminim yüksünmeden daha çok yazmayı deneyecek. Unutmayın sakın ben ve benim gibi çocuklar,insanlar hasta değiliz. Biz sadece farklıyız. Sanırım farklı olmak da güzel bir şey. Her şeyin aynı renk aynı tat olduğu bir hayat güzel olabilir mi ki?
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.