5
Yorum
21
Beğeni
5,0
Puan
257
Okunma
Zaman ilmek ilmek dokuyor bizi kendi tezgahında
Yukarıdan aşağıya savururken canımızı
Mesele düşmek değilmiş meğer
Mesele çakılmadan ayakların üstüne inebilmekmiş
Tam bitti dediğin o derin uçurumda
Gözleri umutla parlayan bir çocuğun uçurtma ipine takılmakmış kader
O incecik ipe tutunup yukarıdan bakınca anlıyor insan
Yere sağlam basmanın gücü o darmadağın düşüşlerden gelirmiş meğer
Çünkü her düşüş bizi bir sonraki adıma hazırlar
Yaralardan sızan her sızı sığındığın bir limana dönüşürmüş zamanla
Düşülen hiçbir kuyu dipsiz değilmiş kapakları gökyüzüne açılınca
Ben aklımın sınırlarında yürüyorum sanırken
Kalbimin sert vuruşlarıyla haykırmışım her bir dizeyi
Duygusu olmayan ruhu taşımayan kelimeler zaten bana yavan
Şimdi uçsuz bucaksız bir sonsuzluk var karşımda
Geçmişin yükünü fırlatıp attığım ıssız bir ova gibi
Dönüp diyorum ki kendime
Dök içini ne varsa
Konuş sonsuzluğa
Nasılsa adı şiir oluyor kalpten dökülünce
Nasılsa her dert kendi lisanını buluyor suskunlukta
İçimde biriken o fırtınalar dindiğinde geriye kalan sadece saf mürekkepmiş
Bir çizgi bile çizilmemiş bomboş bir çerçeve duruyor önümde
Ben o karanlık boşluğa kendi çığlığımı yerleştiriyorum
Bizim gibilerin o mağrur sessizliğini
Gözle görülmeyen ama içe işleyen o büyük yalnızlığı
Gidenlerin gölgesini yolların o bitmek bilmeyen yorgunluğunu
Bu dik duruşun bu gururlu elenişin bir bedeli olacaksa eğer
Varsın sol yanımız hep biraz eksik kalsın
Varsın kırılan kemiklerimizden örülsün bu zırh
Varsın adımlarımız hep bir uçurum kenarında sınansın
Yeter ki zaman bizi kendi acımasız çarkında öğütüp almasın
Ayla Kaya
5.0
100% (10)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.