4
Yorum
22
Beğeni
5,0
Puan
279
Okunma

Ve gerçek olan şu ki;
Gecenin getirdiği hüzün, gündüzün yaşattığı sevinçten daha ağırdı.
Meğer insanları hayatıma katmaya çalışmak, onlardan sevgi, ilgi, alaka beklemek, sevmeyi ve sevilmeyi umut etmek; acziyetin kara kalem resmini bembeyaz, boş bir tuvale çizmekten daha farksızmış.
İnsanları tanıdıkça, kendi içimdeki boşluğu hüzünlerle doldurdukça daha iyi anladım ki; insanın en büyük yalnızlığı, etrafında kimsenin olmaması değil, sevgisini emanet edecek güvenli bir yürek bulamaması ve yanlış insanlara yüklediği anlam ve verdiği değermiş.
Bazı insanlar hayatına güzellik katmak için giriyor, giderken ise o güzellikten bir eser bırakmadan senden daha fazla şeyi alıp götürüyor.
Geriye ne kırgınlığını anlatabileceğin bir cümle kalıyor ne de eskisi gibi güvenebileceğin bir dost, ne de bir aşk...
Aslında, her gelen hayatımda kesin kalacak diye sevilmez, her sevilen de insanın yurdu olmaz. Kimi, sadece kalbime dokundu.
Kimi de hüznün ne olduğunu öğretmek için uğradı.
En acısıda bir çoğu kimseye yüzde yüz güvenmemeyi öğretti.
Ve ben, hayatıma uğrayan insanlardan sonra, her gidenin ardından biraz daha kendime geliyor,
Biraz daha kendi içime dönüyor gibiyim...
Çünkü anladım ki;
Vakit gece ya da gündüz fark etmiyor. İnsan, en çok başkalarında aradığı sevgiyi en sonunda kendi yalnızlığında, kendi karanlığında, kendi aydınlığında aramayı öğreniyor.
Ve kendi mutluluğunu, bir şekilde bir şeylerle tamamlamayı; kendini de bir nebze olsun sevmeyi öğreniyor.
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.