4
Yorum
13
Beğeni
0,0
Puan
295
Okunma

İnsan, sahip olduklarının kendisini güçlü kıldığını zanneder. Kimi servetine güvenir, kimi makamına, kimi de doğuştan elde ettiği imkanlara. Hayatını bunların üzerine kurar ve bunların sonsuza kadar süreceğini düşünür. Etrafındaki kalabalıkları dost, alkışları sevgi, gücü ise değer sanır.
Fakat tarih, insanın en büyük yanılgısının tam da burada başladığını gösterir.
Hazreti İbrahim’e baktığımızda başka bir manzara görürüz. O, yolundan önce hakikati bulmuştu. Gücünü saraylardan değil, teslimiyetinden alıyordu. Bu yüzden karşısına Nemrut’un iktidarı çıktığında geri çekilmedi. Ateşe atıldığında korkunun esiri olmadı. Çünkü insanı ayakta tutan şey sahip olduğu imkanlar değil, bağlandığı hakikattir.
Bugün ise farklı putların etrafında dönüp duran bir dünya görüyoruz. Kimi insanlar halka hizmet için çıktıkları yolda makamın hizmetkarı haline geliyor. Meydanlarda adaletten söz ederken menfaat karşısında susabiliyorlar. Dün eleştirdiklerini bugün savunuyor, bugün savunduklarını yarın inkar edebiliyorlar. Hakikatin değil, çıkarın yönünü takip ediyorlar.
Bir başka kesim ise hayatın yükünü hiç omuzlamadan büyüyor. Babadan kalan serveti başarı zannediyor, hazır bulduğu imkanları kendi emeği sanıyor. Yoksunluk nedir bilmiyor, beklemenin ne olduğunu tanımıyor, kaybetmenin öğrettiği derslerden habersiz yaşıyor. Bu yüzden sahip olduklarının değerini de çoğu zaman anlayamıyor.
Oysa hayat, insanı makam odalarında değil imtihanlarla olgunlaştırır. Servet, karakterin yerine geçmez. Güç, insanı değerli kılmaz. Soyadı insana şahsiyet kazandırmaz. Çünkü bir gün gelir makam değişir, servet azalır, kalabalıklar dağılır ve alkışlar susar. İnsan, kendisini gerçekten neyin ayakta tuttuğuyla baş başa kalır.
İşte o gün ne koltuklar konuşur ne de unvanlar. Ne mirasın büyüklüğü önemlidir ne de çevrenin kalabalığı. O gün insanın karşısına yalnızca vicdanı çıkar. Hayatı boyunca neye tutunduysa onu bulur.
Belki de çağımızın en büyük yoksulluğu budur. İnsanlar kariyerlerini büyütüyor ama karakterlerini büyütemiyor. Servetlerini artırıyor ama hikmetlerini artıramıyor. Güç kazanıyor ama istikamet kaybediyor. Her şeye sahip olurken kendilerini kaybedebiliyorlar.
Hazret-i İbrahim’in ateş karşısındaki duruşu bugün hala bize aynı şeyi hatırlatıyor: İnsan, hakikate yaslanmadığı sürece hiçbir güç ona güven veremez. Çünkü korkuyu ortadan kaldıran şey tehlikelerin yokluğu değil, insanın sığınacağı sağlam bir hakikate sahip olmasıdır.
Asıl mesele yarın hangi makama geleceğimiz veya ne kadar servet biriktireceğimiz değildir. Asıl mesele, bugün hangi değerin yanında durduğumuzdur. Çünkü son nefeste insanın yanında kalacak olan ne koltuğu olacaktır ne serveti ne de alkışları. Geriye yalnızca yaşadığı hayatın hakikati kalacaktır.
"Unutmayın ki hakikate yaslanan insan makamla büyümez o makamdan ayrılsa da küçülmez. Çünkü makamlar geçer, vicdan kalır."
*
Mehmet Demir
22624
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.