8
Yorum
18
Beğeni
5,0
Puan
178
Okunma
İnsan, gözlerini dünyaya açtığı gün aslında uzun bir yolculuğun ilk adımını atar. Oysa çoğumuz bu yolculuğu bir başlangıç zannederiz. Evler kurar, hayaller biriktirir, sevdiklerimize tutunur, yarınlara dair planlar yaparız. Fakat zaman, sessiz bir öğretmen gibi her geçen gün kulağımıza aynı hakikati fısıldar: Bu dünya, kalınacak bir yurt değil; yalnızca bakılıp geçilecek bir penceredir.
Kim olursak olalım... İster ilim sahibi bir âlim, ister zulmün peşinden giden bir zalim... İster servetiyle övünen bir zengin, ister elindekiyle şükreden bir fakir... Hepimizin yolu aynı kapıya çıkar. Çünkü Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de her canın ölümü tadacağını haber vermektedir. Ölüm, kimseye ayrıcalık tanımayan ilahi bir hakikattir.
Ne gariptir ki insan, ölümün varlığını bilir ama onu hep başkalarına yakıştırır. Sanki kendisi hiç yaşlanmayacak, hiç hastalanmayacak, hiç göç etmeyecek gibi yaşar. Oysa ömür dediğimiz şey, avuçlarımızın arasından kayan incecik bir kum misalidir. Tutmaya çalıştıkça eksilir, farkına vardığımızdaysa geriye yalnızca hatıralar kalır.
Bu yüzden dünya, bir penceredir. Kimimiz bu pencereden sevgiyle bakar, kimimiz kinle... Kimimiz merhamet bırakır ardında, kimimiz kırgınlık... Ama vakit dolduğunda hepimiz aynı pencereden sessizce ayrılırız. Ardımızda ne kadar mal bıraktığımız değil, ne kadar gönle dokunduğumuz konuşulur.
İnsan, ölüm karşısında gerçekten acizdir. Ne serveti onu kurtarabilir ne makamı ne de bilgisi... Bir nefesi veren Allah’tır, onu geri alan da Allah’tır. İşte bütün varoluşun en büyük sırrı burada gizlidir. Biz kendimizi hayatın sahibi zannederken aslında yalnızca emanetçileriz. Bedenimiz de emanet, sevdiklerimiz de emanet, ömrümüz de emanet...
Belki de bu yüzden ayrılıklar canımızı bu kadar yakar. Çünkü sevgi, ayrılığı ağırlaştırır. Gidenin ardından dökülen gözyaşı, sevginin sessiz tercümanıdır. Ağlamak insana mahsustur. Özlemek insana mahsustur. Yüreğin yanması da öyledir. Fakat iman eden bir gönül bilir ki ölüm, yok oluş değildir. Rabbimizin müjdelediği üzere ölüm, bir kapının kapanması değil; ebediyete açılan yeni bir kapının aralanmasıdır.
İnsan bazen yaşamak ister, bazen de ömrün yükü omuzlarına ağır gelir. Kimi dünyaya doyamaz, kimi ise "Artık yeter." diyecek kadar yorulur. Ama ne erken giden erkendir ne de geç kalan geç kalmıştır. Her şey, ilahi takdirin tam vaktinde gerçekleşir. Bizler zamanı saatlerle ölçeriz; Allah ise hikmetiyle...
Yakın zamanda canım yeğenimi ebediyete uğurladık. Gencecik bir ömür... Henüz hayatın baharında, daha söyleyeceği sözleri, kuracağı hayalleri var sandığımız bir yaşta... Ardında tarifsiz bir hüzün bıraktı. Yüreğimizde dinmeyen bir sızı, gözlerimizde eksilmeyen yaşlar kaldı. İnsan, sevdiğini toprağa emanet ederken aslında kendi yüreğinin de bir parçasını o toprağa bırakıyor.
Fakat iman, acının içine umut eken en büyük nimettir. Belki biz burada gözyaşı dökerken o, Rabbinin rahmetinde bayram etmektedir. Belki bizim ayrılık dediğimiz şey, onun için sonsuz bir kavuşmanın ilk adımıdır. Çünkü biz yalnızca pencerenin bu tarafını görebiliyoruz. Perdenin ardındaki ilahi hikmeti ise ancak Allah bilir.
Hayatta öyle hadiseler yaşarız ki "Neden?" diye sorarız. Oysa nice hayır bildiğimiz şeylerin içinde şer, nice şer zannettiklerimizin içinde ise hayır gizlidir. Biz kaderi yaşarken anlamaya çalışırız; Allah ise kaderi hikmetiyle yazmıştır. İşte teslimiyet tam da burada başlar. Anlamadığımız yerde güvenebilmek... Göremediğimiz yerde inanabilmek...
Belki de insan olmanın en güzel tarafı budur. Acıya rağmen şükredebilmek... Kayba rağmen umut edebilmek... Ayrılığa rağmen kavuşacağı güne inanabilmek...
Bu dünya, gerçekten bir penceredir. Kimse bu pencerenin önünde sonsuza kadar durmayacak. Gün gelecek, perde kapanacak ve hepimiz ardımızda bıraktığımız amellerimizle baş başa kalacağız. Ne alkışlar gelecek bizimle ne de övgüler... Sadece iyiliklerimiz, dualarımız, samimiyetimiz ve Rabbimizin huzuruna taşıdığımız temiz bir kalp...
Öyleyse bu kısa ömrü kırarak değil onararak yaşayalım. Kin yerine sevgiyi, öfke yerine merhameti, kibir yerine tevazuyu büyütelim. Çünkü bu pencereden son kez baktığımız gün, geriye dönüp hiçbir şeyi değiştirme imkânımız olmayacak.
Ve belki de o gün anlayacağız ki dünya, uğruna ömür tüketilecek kadar büyük değilmiş. Asıl büyük olan, bizi bu dünyadan ebedi yurda çağıran Rabbimizin sonsuz rahmetiymiş.
Rabbim, bu pencereden ayrılırken ardımızda hayırla anılan bir ömür, gönüllerde güzel izler ve amel defterimizi açık bırakacak iyilikler nasip etsin. Gidenlerimizi rahmetiyle kuşatsın, kalanlara sabr-ı cemil ihsan etsin. Çünkü biz O’ndan geldik ve sonunda yine O’na döneceğiz.
ALİ RIZA COŞKUN
8 TEMMUZ 2026
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.