İnsan yaşamak için doğar, yaşama hazırlanmak için değil. boris pasternak
Uygar Mede
Uygar Mede

Dağın ardında ki dünya

Yorum

Dağın ardında ki dünya

0

Yorum

2

Beğeni

0,0

Puan

93

Okunma

Dağın ardında ki dünya



Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde...

Bir zamanlar işleri bir türlü yolunda gitmeyen bir adam yaşarmış.

Neye elini sürse kururmuş.

Ektiği tohumlar filiz vermez, yürüdüğü yolların kenarındaki çiçekler solar, kuşlar ötmez olurmuş.

Öyle ki insanlar bile onunla yan yana durmaktan çekinirmiş.

Adam yıllarca bunun sebebini anlamaya çalışmış.

Kimi ona uğursuz demiş, kimi lanetli...

Bir süre sonra kendisi de buna inanmış.

Ama insan, kaderini öğrenmeden huzur bulamazmış.

Bir gün uzak diyarlarda, dağların ardında yaşayan bilge bir büyücü kadından söz edildiğini duymuş.

Denilene göre bu kadın dünyanın bütün sırlarını bilirmiş.

Adam son umudunu da yanına alıp yola koyulmuş.

Günler geçmiş...

Aylar geçmiş...

Yıllar geçmiş...

Ve sonunda dağların ardına ulaşmış.

Önünde gördüğü manzara karşısında dili tutulmuş.

Yeşilin bin tonu...

Şarkı söyleyen dereler...

Gökyüzüne uzanan ağaçlar...

Rüzgârla dans eden çiçekler...

Sanki dünya bütün güzelliğini burada toplamış.

Fakat adam bu cennete adım attığı anda tuhaf bir şey olmuş.

Çiçekler solmaya başlamış.

Yapraklar sararmış.

Kuşların sesi kesilmiş.

Adamın içi korkuyla dolmuş.

"Demek gerçekten sorun benim..." diye düşünmüş.

Yine de yoluna devam etmiş.

Nihayet büyücü kadını bulmuş.

Ama kadın anlatıldığı gibi güçlü görünmüyormuş.

Solgunmuş.

Yorgunmuş.

Bitkinmiş.

Adam onu görünce kendi derdini unutmuş.

Kollarını sıvamış.

Bahçesini düzenlemiş.

Odun taşımış.

Su getirmiş.

Toprak işlemiş.

Kadına yardım etmiş.

Günler günleri kovalamış...

Aylar ayları...

Yıllar yılları...

Ve sonunda kadın eski gücüne kavuşmuş.

Adam ise hâlâ aynı soruyu taşıyormuş.

"Ben neden her şeyi kurutuyorum?"

Kadın gülümsemiş.

Ama cevap vermemiş.

Çünkü bazı cevaplar anlatılmaz, yaşanırmış.

Zamanla büyücü kadın adama âşık olmuş.

Adamın iyi kalbine...

Sabırlı oluşuna...

Karşılık beklemeden yardım edişine...

Defalarca:

"Burada kal." demiş.

Ama adamın içi rahat değilmiş.

Kendi dünyasına dönüp kaderiyle yüzleşmek istiyormuş.

Vedalaşıp yeniden yola koyulmuş.

Yolculuk sırasında yaşlı bir kaplumbağaya rastlamış.

Can çekişiyormuş.

Adam son suyunu onunla paylaşmış.

Kaplumbağa son nefesinde:

"Yavrularım şu ağacın altında..."
demiş.

"Onlara sahip çık."

Adam yine yolundan vazgeçmiş.

Yavrulara bakmış.

Onları korumuş.

Büyütmüş.

Yıllar geçmiş.

Kaplumbağalar büyüyüp kendi yollarına gitmiş.

Adam ise yolculuğuna devam etmiş.

Sonunda kendi dünyasına ulaşmış.

Ama gördüğü manzara karşısında şaşkına dönmüş.

Topraklar çorak.

Ağaçlar kurak.

Çiçekler yok olmuş.

İnsanlar yaşamaya devam ediyormuş ama hiçbirinin yüzünde umut kalmamış.
İşte o an gerçeği anlamış.

Dünyayı kurutan kendisi değilmiş.

Dünyayı kurutan sevgisizlikmiş.

İnsanların birbirine sırt çevirmesiymiş.

Yardımlaşmayı unutmalarıymış.

Emek vermekten vazgeçmeleriymiş.

Çünkü nerede iyilik varsa orada hayat yeşeriyormuş.

Nerede sevgi varsa orada umut filizleniyormuş.

Adam yıllardır taşıdığı yükün aslında bir yük olmadığını anlamış.

Yüreği hafiflemiş.

Ve ilk kez gerçekten mutlu olmuş.

Sonra yüzünü dağların ardındaki dünyaya çevirmiş.

Orası artık ona ev gibi geliyormuş.

Yeniden yola koyulmuş.

Ama bu kez yaşlıymış.

Yorgunmuş.

Dizleri eskisi kadar güçlü değilmiş.

Yine de vazgeçmemiş.

Günler geçmiş...

Aylar geçmiş...

Yıllar geçmiş...

Nihayet dağların ardındaki o güzel ülkenin silueti görünmüş.

Adam sevinmiş.

Ama bedeni artık yolun sonuna gelmiş.

Dizlerinin üzerine çökmüş.

Nefesi daralmış.

Tam gözlerini kapatacağı sırada üzerine sıcak bir ışık düşmüş.

Başını kaldırdığında büyücü kadını görmüş.

Kadın hâlâ aynı güzellikteymiş.

Belki daha da güzel...

Çünkü gözlerinde sevgi varmış.

Kadın çantasından küçük bir şişe çıkarmış.

İçinde altın gibi parlayan bir iksir varmış.

Adam içmiş.

Bir anda sırtındaki yük kalkmış.

Saçlarına güç gelmiş.

Bacaklarına kuvvet gelmiş.

Yıllar silinmiş.

Kendini yeniden yirmi yaşında hissetmiş.

Kadın gülümsemiş.

"Bu iksir sana gençliğini vermedi." demiş.

"Sen onu çoktan hak etmiştin."

Ve o günden sonra ikisi birlikte yaşamışlar.

Çiçeklerin açtığı vadilerde yürümüşler.

Derelerin şarkısını dinlemişler.

Dostluklar kurmuşlar.

İyilikler ekmişler.

Ve adam sonunda öğrenmiş ki;

İnsan dünyayı değiştirmeden önce, ait olduğu yeri bulmalıymış.

Çünkü bazı insanlar lanetli değildir.

Sadece yanlış bahçelerde açmaya çalışıyordur.

Paylaş:
2 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Dağın ardında ki dünya Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Dağın ardında ki dünya yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Dağın ardında ki dünya yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL