0
Yorum
12
Beğeni
0,0
Puan
141
Okunma

İnsan, hayatı boyunca bir hazırlığın içindedir. Çocukluğundan itibaren ona hep geleceğe hazırlanması öğretilir. Okul için çalışır, meslek için emek verir, ev almak için biriktirir, yaşlanınca rahat etmek için plan yapar. Ömrünün büyük kısmı yarınları güvence altına alma çabasıyla geçer.
Fakat ilginçtir ki insan, kendisini bekleyen en büyük yolculuk için çoğu zaman en az hazırlığı yapar.
Hazret-i İbrahim’e baktığımızda farklı bir hazırlık görürüz. O, yolundan önce dostunu seçmişti. Varmak istediği yerden önce kime güveneceğini biliyordu. Bu yüzden ateşin içine atıldığında korku onu esir alamadı. Yalnız bırakıldığında çaresizlik onu teslim alamadı. En ağır imtihanlarda bile sarsıldı ama yıkılmadı.
Çünkü insanı ayakta tutan şey sahip oldukları değil, dayandığı hakikattir.
Bugün ise bambaşka bir manzara ile karşı karşıyayız. İnsanlık tarihinin belki de en konforlu dönemlerinden birinde yaşıyoruz. Bilgiye bir dokunuşla ulaşıyor, dünyanın öbür ucuyla saniyeler içinde konuşabiliyoruz. Evlerimiz büyüyor, imkanlarımız artıyor; fakat buna rağmen kalplerimiz daralıyor. Kalabalıklar çoğalırken yalnızlık büyüyor. Eşyalar artarken huzur azalıyor.
Çünkü modern insan her şeyi hazırlıyor ama kendini hazırlamıyor.
Hastalığa karşı sigorta yaptırıyor ama sabrı öğrenmiyor.
Yaşlılığa karşı birikim yapıyor ama faniliği düşünmüyor.
Evini güçlendiriyor ama kalbini güçlendirmeyi ihmal ediyor.
Oysa hayatın en sert fırtınaları dışarıdan değil, içeriden kopar.
Bir gün gelir para yetmez, makam koruyamaz, alkışlar susar, kalabalıklar dağılır. İnsan, bütün güvendiği şeylerin birer birer elinden kayıp gittiğini görür. İşte o zaman geriye yalnızca kalbin bağlandığı hakikat kalır.
Belki de bu yüzden Kur’an, Allah’ın dostları için "Onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır." buyurur. Çünkü korkuyu yok eden şey, tehlikelerin ortadan kalkması değil, insanın sığınacağı daha sağlam bir kapı bulmasıdır.
Bugünün insanı gökdelenler inşa edebiliyor ama gönlünde bir sığınak kuramıyor. İnsan nasıl da kendine sayısız bağlantıları kurabiliyor da, ama neden gerçek dostluğu bulamıyor.
Yolunu uzatıyor aynı zamanda da yönünü de kaybediyor, kim bilir belki de çağımızın en büyük yoksulluğu budur. İmkanların çokluğu içinde anlamın kaybolması...
Öyleyse asıl soru şudur; Yarın neye sahip olacağımız değil, bugün kime ait olduğumuzdur. Çünkü insanın son nefeste yanında kalacak olan serveti, şöhreti, makamı veya alkışları değil, ömrü boyunca kurduğu kulluk bağıdır.
Unutmayın ki yola çıkmadan önce dostunu bulanlar, yolun hiç bir zorluğundan korkmazlar yola yolcu gerek o yolun yolcusu olmak hak ile hakikat ile ve hukuk ile yol almalıdır ki aksi nafiledir.
Son bir şey daha dostunu kaybedenler ise yolların en genişin de olsalar bile kendilerini hep yalnız hissederler.
*
Mehmet Demir
22624
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.