0
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
134
Okunma
10 Haziran 2023.
Bazı tarihler takvimde durmaz.
İnsanın göğsüne çakılır.
Ben o gün babamı toprağa verdim.
Aslında herkesin gördüğü buydu.
Bir cenaze vardı.
Bir tabut vardı.
Bir imam vardı.
Bir mezar vardı.
Bir de elinde kürek tutan, ama ne yaptığını tam bilmeyen bir evlat vardı.
Ben babamı gömdüm sandım.
Meğer insan babasını bir kere gömmezmiş.
İlk gün bedenini gömüyorsun.
Sonra sesini.
Sonra kokusunu.
Sonra evin içindeki ayak sesini.
Sonra “o şimdi ne derdi?” diye içine düşen cümleyi.
Sonra çocukluğunu.
En son da babanın yanında hâlâ şımarabilen o eski hâlini gömüyorsun.
Ben babamı yıkadım.
Elim titredi mi, hatırlamıyorum.
Gözümden yaş aktı mı, onu da bilmiyorum.
Çünkü bazı acılarda insan ağlamaz.
İnsan sadece susar.
Sanki biri içindeki bütün sesleri toplamış da götürmüş gibi susar.
Ölüm belgesini imzaladım.
Bir kâğıdın üzerine adımı attım.
Oysa ben orada sadece imza atmadım.
Ben orada, “babam artık yok” cümlesini kendi elimle kabul ettim.
İnsan bazen bir imzayla büyür.
Ben o gün büyümedim.
Ben o gün yaşlandım.
Babama özür diledim.
Affettim.
Helallik verdim.
Helallik istedim.
Ama içimde hâlâ eksik kalan bir şey var.
Çünkü insan babasıyla hesabını hiçbir zaman tam kapatamıyor.
Bir yerde yarım kalıyor.
Bir cümle eksik söyleniyor.
Bir bakış geç kalıyor.
Bir sarılma erteleniyor.
Bir “baba” kelimesi boğazda düğümlenip kalıyor.
Sonra mezarın başında duruyorsun.
Toprak atıyorlar.
İnsan o sesi unutamıyor.
Toprağın tahtaya vurduğu sesi.
O ses var ya…
Dünyadaki bütün seslerden daha ağır.
O ses insana şunu söylüyor:
Artık kapıyı o açmayacak.
Artık telefon çaldığında o çıkmayacak.
Artık bayram sabahı onun eli öpülmeyecek.
Artık kızsan da, alınsan da, konuşmasan da orada duran bir baba olmayacak.
Ben o gün mezara sadece toprak atmadım.
Ben elli yıllık şımarıklığımı da attım.
Çünkü insan babası hayattayken kaç yaşında olursa olsun biraz çocuktur.
Baba gidince yaşın kaç olursa olsun, insan ortada kalıyor.
Koca adam oluyorsun.
İş biliyorsun.
Hayat görüyorsun.
İnsan tanıyorsun.
Ama biri içinden “baba” kelimesini çekip alınca, bütün bildiklerin bir anda eksiliyor.
Cenazeden sonra eve geldim.
Odasına girdim.
Fotoğraflarına baktım.
Son bir selam verdim.
Çıktım.
Ve bir daha o odaya giremedim.
Çünkü bazı odalar oda değildir.
Bazı odalar insanın dayanamadığı bir geçmiş olur.
Kapısı kapalı durur.
Ama içinden her gün bir şey seslenir.
Bir gömlek.
Bir tespih.
Bir eski cüzdan.
Bir gözlük.
Bir yatak kenarı.
Bir terlik.
İnsan bazen koskoca acıyı değil de, kapının önünde duran bir çift terliği görünce yıkılır.
Üç yıl oldu baba.
Üç yıl.
İnsanlar “zaman geçiyor” diyor.
Geçiyor belki.
Ama bazı acıların üzerinden zaman geçmiyor.
Zaman sadece etrafından dolaşıyor.
Senin yokluğun eskimedi.
Sadece biz ona alışmış gibi yapmayı öğrendik.
Ev aynı ev değil.
Bayram aynı bayram değil.
Sofra aynı sofra değil.
Kapı aynı kapı değil.
Ben de aynı ben değilim.
Sen gittikten sonra içimde bir yer hep eksik kaldı.
Kimse görmüyor.
Kimse bilmiyor.
Günlük hayat devam ediyor.
İnsan işe gidiyor.
Konuşuyor.
Gülüyor.
Hatta bazen kahkaha bile atıyor.
Ama bir baba kaybı vardır ki, insanın içinde sessizce oturur.
Kimseye görünmez.
Ama her şeye karışır.
Bir ezanda çıkar gelir.
Bir mezarlığın önünden geçerken boğaza oturur.
Bir yaşlı adamın yürüyüşünde belirir.
Bir çocuğun babasına sarılışında insanın içini deler geçer.
Ben seni çok özledim baba.
Bunu yazarken bile içimde çocuk gibi ağlayan bir yer var.
Sana yetişemediğim yerler için özür dilerim.
Seni anlamakta geç kaldığım zamanlar için özür dilerim.
Bazen suskunluğunu inat sandığım için özür dilerim.
Bazen yorgunluğunu sertlik sandığım için özür dilerim.
Bazen babaların da kırılabileceğini, babaların da yorulabileceğini, babaların da içinden ağlayabileceğini geç anladığım için özür dilerim.
Sen gittikten sonra anladım.
Baba dediğin insan sadece evin büyüğü değilmiş.
Baba, insanın sırtını dayadığı görünmez duvarmış.
O duvar yıkılınca ev ayakta kalsa da insanın içi enkaz oluyormuş.
Şimdi mezarına gelince konuşuyorum.
Duyuyor musun bilmiyorum.
Ama ben yine de anlatıyorum.
Çünkü insan babasına anlatmayı bırakırsa, içindeki çocuk tamamen susar diye korkuyorum.
Üç yıl oldu baba.
Ben hâlâ bazı günler seni arayacak gibi oluyorum.
Hâlâ bazı cümlelerin cevabını senden bekliyorum.
Hâlâ bazı kararların sonunda içimden “babam olsa ne derdi?” diye geçiriyorum.
Ve hâlâ, mezarının başından ayrılırken arkamı dönmek bana ağır geliyor.
Çünkü insan babasını toprağın altında bırakıp eve dönmeye hiçbir zaman tam alışamıyor.
Bence insan babasını kaybedince ölümün ne olduğunu öğrenmez.
İnsan babasını kaybedince, hayatta kalsa da bir yanının nasıl mezarda kaldığını öğrenir.
Allah mekânını cennet etsin baba.
Ben seni toprağa verdim.
Ama içimdeki yerinden hiç kaldıramadım.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.