0
Yorum
8
Beğeni
0,0
Puan
145
Okunma

Ahlat, yalnızca Selçuklu mezar taşlarıyla, kümbetleriyle ve köklü tarihiyle değil; binlerce yıllık geçmişe ışık tutan mağaralarıyla da Anadolu’nun en önemli kültür merkezlerinden biridir. Yapılan araştırmalara göre Ahlat ve çevresinde Neolitik Çağ’a kadar uzanan en az beş yüz mağara bulunmaktadır. Bu mağaralar, insanlığın ilk yerleşim izlerini günümüze taşıyan sessiz tanıklardır.
Ahlat’ın doğal güzellikleri arasında yer alan Harabeşehir ve Sultan Seyit dereleri, Kırklar Vadisi, Madavans Vadisi, Gaban Deresi Vadisi, Ulu Dere Kanyonu ve Hulik Köyü çevresi; mağara turizmi açısından büyük bir zenginlik sunmaktadır. Asırların içinden süzülüp gelen bu kaya oyukları, yalnızca barınak değil; aynı zamanda bir yaşam biçiminin, bir kültürün ve bir medeniyetin izlerini taşımaktadır.
Tarih boyunca yaşanan depremler, kuraklıklar, savaşlar ve istilalar insanları daha güvenli yaşam alanları aramaya yöneltmiştir. Sulak vadiler boyunca şekillenen mağara yerleşimleri de bu ihtiyaçların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bugün Harabeşehir ve Tahtısüleyman mahallelerinde hâlâ çok sayıda mağara görülebilmektedir. Ne var ki Eski Ahlat Kalesi’nin batı bölümünün yıkılmasıyla birlikte onlarca mağara da tarihin karanlığına karışmıştır.
Bu mağaralar yalnızca barınma amacıyla kullanılmamış; kalenin ihtişamlı dönemlerinde askerî mühimmat deposu ve doğal soğuk hava deposu olarak da hizmet vermiştir. Bazıları tek veya iki katlı olarak oyulmuş, bazıları ise galeriler hâlinde birbirine bağlanmıştır. Bu galerilerin nerelere kadar uzandığı ise hâlâ tam olarak bilinmemektedir.
Araştırmacı İbrahim Kafesoğlu, bazı mağaralara kutsallık atfedildiğinden söz eder. Ancak bunun sebebi mağaraların kendilerinden çok, bazılarının ibadet mekânı olarak kullanılmış olmasıdır. Nitekim bölgede mescit olarak kullanılan mağaraların yanı sıra, farklı inançlara ait ibadet yerlerinin izlerine de rastlanmaktadır.
Madavans Vadisi’nin çevresi yalnızca mağaralarıyla değil, kaya mezarları, sunaklar ve kayalara oyulmuş nişleriyle de dikkat çekmektedir. Yuvadamı Köyü civarında bulunan bu kültür varlıkları, bölgenin tarih öncesi dönemlerine ışık tutan önemli belgelerdir. Ayrıca burada, bölgenin en büyük tarih öncesi mezarlıklarından biri bulunmaktadır.
Vadinin yukarısında yer alan Sultan Seyit Ziyaretgâhı ise yörenin en önemli manevi merkezlerinden biridir. Halk arasında anlatılanlara göre Sultan Seyit, 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi sırasında yaralanan askerleri dergâhında tedavi etmiş, bu nedenle halkın gönlünde özel bir yer edinmiştir.
Madavans, XIX. yüzyıla kadar bir Hristiyan köyü olarak varlığını sürdürmüştür. Burada yarısı kayaya oyulmuş bir kilisenin kalıntıları günümüze ulaşmıştır. 1901 yılında bölgeyi gezen Lynch’in, görevli bir rahipten aldığı bilgiye göre bu kilise Havari Thaddeus tarafından yaptırılmıştır.
Yaklaşık beş dönümlük bir alana yayılan Madavans’ta mağaraların yanı sıra Demir ve Tunç Çağları’na ait mezarlar da bulunmaktadır. Bu durum, bölgenin binlerce yıldır kesintisiz bir yaşam alanı olduğunu göstermektedir.
Delikli Taş ve Halk İnanışları
Taş, insanlık tarihinde yalnızca bir yapı malzemesi olmamış; inançların, efsanelerin ve halk kültürünün de önemli bir parçası hâline gelmiştir. Anadolu’nun birçok yerinde görülen delikli taş inanışı da bu kültürel mirasın dikkat çekici örneklerinden biridir.
Maraş’tan Nevşehir’e, Bitlis’ten Giresun’a kadar pek çok bölgede delikli taşlar; dilek taşı, günah taşı, çile taşı veya şifa taşı olarak kabul edilmiştir. İnsanlar bu taşlardan geçerek hastalıklarından kurtulacaklarına, dileklerinin gerçekleşeceğine veya günahlarından arınacaklarına inanmışlardır.
Ahlat’ın Delikli Taşı da bu geleneğin önemli örneklerinden biridir. Madavans Vadisi’ndeki mağaralardan birinde bulunan bu taşın, rivayetlere göre Urartular döneminde kurban sunak yeri olarak kullanıldığı söylenmektedir.
Yörede anlatılanlara göre delikli taştan geçebilenlerin dilekleri kabul olur. Halk inanışında bu delikten geçmek, günahsızlığın ve temiz kalbin simgesi olarak görülür. Günahı olmayanların kolayca geçtiği, günahı olanların ise taşta sıkıştığı anlatılır.
Özellikle çarşamba günleri insanlar dilek tutar, üç veya yedi kez taşın içinden geçerek dualarının kabul olmasını dilerlerdi. Şifa arayanlar, evlenmek isteyen genç kızlar, çocuk sahibi olmak isteyen aileler ve geçim sıkıntısı çeken insanlar umutlarını bu taşın etrafında birleştirirdi.
Sultan Seyit’te Birlik ve Paylaşmanın Günleri
Eskiden Ahlat’ta çarşamba günleri adeta küçük bir şenlik havasında geçerdi. Komşular birleşir, öküz arabalarına yiyeceklerini yükler ve Sultan Seyit’e doğru yola çıkarlardı. Annelerin hazırladığı dolmalar, sarmalar, börekler ve çörekler sofraları süslerdi.
Sultan Seyit’in serin suyundan içilir, türküler söylenir, sohbetler edilir ve gün boyunca birlik beraberlik içerisinde vakit geçirilirdi. Delikli taşın etrafında toplanan insanlar, kimin kolay geçeceğini merakla izler; bu durum kimi zaman neşeli sohbetlerin ve tatlı hatıraların konusu olurdu.
Bugün geriye yalnızca mağaralar, kayalar ve eski yapı kalıntıları kalmış gibi görünse de aslında Madavans Vadisi hâlâ geçmişin seslerini taşımaktadır. Her mağara bir hatırayı, her kaya bir hikâyeyi, her taş ise yüzyılların biriktirdiği inançları fısıldamaktadır.
Bu kadim vadi, Ahlat’ın kültürel hafızasında yaşamaya devam eden eşsiz bir mirastır.
Birgül Otlu – Ahlat
(Birgül Otlu Ahlat Derleme Çalışmaları)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.