17
Yorum
25
Beğeni
5,0
Puan
338
Okunma

Kırık Salıncak
Şair her sabah saat dört buçukta uyanırdı. Perdeleri açmadan önce derin bir nefes alır, sanki kızlarının kokusu hâlâ o odada kalmış gibi havayı içine çekerdi. On iki yıl geçmişti. Tam on iki yıl.
Ayrıldığında büyük kızı 19’daydı, küçük 16. Biri üniversitenin eşiğindeydi, diğeri lise sondaydı. “Birkaç ay sonra her şey düzelir” demişti kendine. Düzelmedi. Mahkeme, uzaklaştırma, yeni şehir, yeni numara… Her şey bir anda silindi. Kızları büyüdü, o ise aynı yerde kaldı; hasretle.
Mahallede artık “Şair” demiyorlardı. “Hasret Şairi” diyorlardı. Çünkü her pazar çarşıda genç kız ayakkabısı görse durur, “Bu 38 numara olur mu?” diye sorardı. Büyük kızının ayak numarasını hâlâ hatırlıyordu. Küçük kızının ise hep 35 olduğunu sanıyordu. Emin değildi artık.
Her yıl 28 Şubat’ta ve 13 Mart’ta ve kızları için doğum günü pastası ialırdı. Mumları yakar, “İyi ki doğdunuz yavrularım” diye fısıldardı. Sonra pastayı tek başına yer, mumlar erirken gözyaşları pastanın üstüne damlardı. Kimse görmesin diye banyoda ağlardı.
Bir gece, şiddetli yağmur çatıya vururken Şair eski sandığını açtı. Sararmış fotoğraflar, büyük kızının ilk mezuniyet tebriği, küçük kızının ona yazdığı “Baba sen en güçlüsün” notu… En altta küçük kızının titrek yazısıyla bir kağıt parçası:
“Baba, salıncağa sensiz binmiyorum. Sallanmak istemiyorum.”
Şair o kağıdı göğsüne bastırdı. Dizleri boşaldı, yere çöktü. On iki yılın acısı bir anda boğazına oturdu. “Kızlarım… Ben geldim ama siz yoktunuz” diye inledi. Sesini kimse duymadı. Sadece yağmur duydu.
O gece rüyasında onları gördü. Büyük kızı uzun boylu, ciddi bakışlı bir kadın olmuştu. Küçük kızı , hâlâ o asi bakışını korumuştu. İkisi de el ele ona doğru geliyordu. Şair diz çöktü, kollarını açtı. Tam sarılacakken durdular.
Büyük kızı üzgün üzgün baktı:
“Baba… Biz seni çok bekledik. Çok.”
Küçük kızı ise sadece ağladı. Hiçbir şey söylemedi.
Şair uyanınca yatağın kenarına oturdu. Elleri titriyordu. Telefonunu aldı. On iki yıldır ilk kez o numarayı çevirdi. Kalbi deli gibi çarpıyordu.
Telefon çaldı… çaldı… çaldı…
Karşıdan yorgun bir kadın sesi çıktı. Eski karısı.
“Alo?”
Şair’in boğazı düğümlendi. Konuşamadı önce. Sonra zorla fısıldadı:
“Kızlarım.. nasıllar?”
Kadın uzun uzun sustu. Sonra derin bir iç çekti, telefon kapandı.
Şair’in telefonu elinden düştü. Adam yere kapaklandı. Alnını soğuk fayansa dayadı ve on iki yılın bütün hasretini kustu. Hüngür hüngür ağladı. Göğsü inip kalkıyor, “ kızlarım buradaydım diyordu.
Sabah olduğunda Şair kalktı. Traş oldu. En temiz gömleğini giydi. İki adet gül aldı; iki kızı için. Eski evlerinin önüne gitti. Artık başkaları oturuyordu. Bahçedeki salıncak hâlâ duruyordu. Paslanmış, zincirleri kırık, tek başına.
Şair salıncağa oturdu. Hafifçe sallandı. Gözlerini kapattı.
“Affedin beni kızlarım,” diye fısıldadı rüzgâra. “Babanız hep buradaydı. Sadece siz göremediniz.”
İki gülü salıncağın zincirlerine tek tek bağladı. Sonra usulca kalktı. Arkasına bir kez daha bakmadan yürüdü. Gözyaşları sakalında kurumuş, kalbi ise hâlâ o salıncakta, on iki yıldır kızlarını bekliyordu.
Gazi Şahin
Kul Yorgun
07-06-2026 Pazar
Saat:19:00
5.0
100% (19)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.