1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
191
Okunma

Vakti zamanında kendilere Dharma Yolcuları diyen fakat Türk halkı arasında Hindu Hacıları olarak bilinen bir grup vardı. Bunlar din ayırt etmeksizin fikirleriyle insanları etkilemiş evliya, rahip, keşiş, havari, şaman, cahil cühelâ kim varsa türbesini ziyaret ederdi. Bu seyahatlere başkanlık eden muhterem zat; Buda Hazretlerinin bilmem kaçıncı kuşaktan torunu olduğunu iddia eden, ömrünü Ganj Nehri’nin kirli sularının kenarında Mantra okumakla geçirmiş Seyyid Molla Gani Hazretlerinden başkası olamazdı. Bir gece rüyasında atası Buda Hazretlerini görmüş, onun mübarek ellerini öpmek isterken mübareğin fazla tevazulu olmasından sebep ellerini çekmesiyle birlikte ayaklarına kapanmıştı. Uyandığında rüyasını yorumlatmak için Kailash Dağı’ndaki evliya sayılacak keşişlerin huzuruna giderek rüyasını yorumlatmış, keşişler genç Gani’yi müjdeleyerek kendisine Buda Hazretlerinin seyahati müjdelediğine ortak karar kılmışlardı. İşte bu rüyadan sonra Molla Gani, yaklaşık 40 yıldır arkasına taktığı Dharma Yolcularıyla seyahat ediyordu. Yine bir seyahat zamanı gelmişti. Önce içinde yıkananı bırakın arındırmayı hasta edip yataklara düşürecek kadar kirli olan Ganj Nehri’nde gusül alan Yolcular, Hindistan’ın baharat kokulu mistik topraklarından 400 kişiyle yola çıktılar. Belli bir rotaları yoktu, ışık neredeyse oraya doğru yol alıyorlardı. Pakistan’da Sufi Azizlerinin hırkalarına yüz sürüp zikir halkalarına dâhil oldular, İran’da Hayyam şiirlerini okuyup sarhoş olduktan sonra ateşe taptılar. Az gittim uz gittim diye diye Anadolu’ya kadar geldiler. Karşılarında Hz. Mevlânâ’nın yeşil türbesini gördüler. Türbeye geldiklerinde burada yatanların ruhuna kendi kutsal metinleri Vedalar’ı sesli bir şekilde okumaya başladılar. Okuyan hacılardan biri yakılan buhurdan etkilenip öksürünce kafilenin içinde oldukça mütedeyyin bir genç kız olan Sitara isimli güzel hacı kaldığı yerden devam etti. Kızın öyle güzel ve yanık bir sesi vardı ki bu sesi duyan,Dharma Yolcularını merak edip görmeye gelmiş Müslümanlardan bazılarının gözleri yaşararak “Keşke camilerimize gelip Vesîletü’n Necât okusa.” demekten kendilerini alamadılar. Sitara bir hafta boyunca Konya’da Vedaları okumaya devam etti. Bir anda ünlenerek adı da Yanık Hafize’ye çıkıverdi. Tabii bu yanık sesten
en çok etkilenen de İbrahim olmuştu. Kızın Ganj Nehri’ni andıran teni, alnının ortasındaki kırmızı nokta, turuncu kıyafetinin içinde kobra gibi cilveli hareketleri oğlanı oldukça etkilemişti. Eee ne demişler gönül bu. Sitere’ye de konar taa Tibet Dağlarının eteklerinden gelmiş Sitara’ya da.
Hacıların burada kaldığı süre boyunca İbrahim, çapkınlığının da verdiği tecrübeyi kullanarak kızı kandırıp evine gelin olarak götürmeyi başardı. Sitara da İbrahim’den etkilenmedi dersek yalan olur. Bu duruma Buda’nın tüm öğretilerine gönülden bağlı Hacılarsa hiçbir tepki vermediler. Onlara göre nasipte ne varsa onun önüne geçilemezdi. Genç Sitara için dua etmekten başka bir şey yapamazlardı. Neyse ki nikâhta keramet olduğu için her iki tarafın da rızasıyla Dharma Yolcuları ve Konyalıların katıldığı köy düğünüyle bu iş tamam oldu. Seyyid Molla Gani Hazretleri ve kafilesi de düğünden sonra Sitara’ya veda ederek Ankara yoluna girdiler.
Başlarda her şey iyi gitse de bir süre sonra kızcağız kendini çok yalnız hissetmeye başladı. Böyle anlarda Brahma,Vişnu,Şiva gibi putlara dualar ederdi. Kaynanası da kapı arkasından ters bakışlarla onu izleyerek hemen namaza durma bahanesiyle putların üstünü örttürür; komşularına da "Eve artık melekler girmiyor, bu gavur gelin putlarla konuşuyor. Valla bizi de imansız öldürecek diye korkarım. Din bilmez dil bilmez, ne işin var aşkta meşkte. Ahhh boyu devrilesice İbraammm! Süt gibi şu köyün kızları dururken kazan dibi gibi kapkara şu kızda ne buldun geberip de gebermeyesice." gibi sözlerle içini döküp ağlardı. Neyse ki Sitara içini ahırdaki Toraman isimli danaya dökebiliyordu. Bu kutsal hayvan onun tüm hislerini anlıyordu. Özellikle İbrahim çalışmaya gittiğinde kendini ahıra kapatır, Toraman’a Hindistan’daki hayatını anlatır, bazen de Vedalar’dan birkaç bölüm okurdu. Normalde oldukça arsız bir dana olan Toraman da kızın yanık sesinden etkilenerek bir anda sakinleşirdi. Birlikte aylarca vakit geçirdiler; ta ki o kurban bayramına kadar. Bayram sabahı uyanıp hazır sofraya oturan Sitara, kaynanasının yaptığı kavurmayı yerken dışarıdaki inek seslerinin ne olduğunu sordu. İbrahim de bunun bizim bayramımız olduğunu, Allah’ımıza kurban vermenin önemini bir güzel anlattı. Son olarak ağzındaki kavurmanın da ahırdaki Toraman olduğunu söyleyince kız donakaldı. O anda Sitara’nın gözyaşları düşerken Toraman’ın mübarek ruhu çoktan göğe yükselmişti.
Bayramın ikinci günü İbrahim masanın üstünde bir not buldu.
İbrâhîm
İçimdeki putları devir
Elindeki baltayla
Kırılan putların yerine
Yenilerini koyan kim
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.