3
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
175
Okunma

Bazen insan durup düşünmeden edemiyor. Bu memleket nasıl kuruldu, kimler hangi yoklukların içinden geçti de bugünlere gelindi diye… Çünkü bazı şeyleri unuttukça sadece geçmişi değil, kendimizi de kaybediyoruz.
19 Mayıs denince bugün çoğu insanın aklına sadece bir tören, birkaç resmi cümle ya da sosyal medyada paylaşılan birkaç mesaj geliyor. Oysa meselenin özü çok daha derin. O günler, bir milletin bittik denilen yerden yeniden ayağa kalkma günleriydi. Elde avuçta neredeyse hiçbir şeyleri yokken, insanların cebinde para değil umut taşıdığı zamanlardı. Açlığın, yorgunluğun, yokluğun içinde bile memleketini kurtarmayı düşünen insanların zamanıydı.
Bugün dönüp o yıllara bakınca insanın boğazına bir şey düğümleniyor. Çünkü o insanların çoğu makam için savaşmadı. Rahat yaşamak için de savaşmadı. Birçoğu bırak rahatlığı, doğru düzgün bir hayat bile göremeden toprağa düştü. Ama mesele kendilerinden büyüktü. Bir millet ezilmesin, başı öne düşmesin diye yürüdüler o yollara. Kimileri ayağında çarık olmadan, kimileri ise günlerce aç kalarak, kimileriyse evladını geride bırakıp dönüp dönemeyeceğini bile bilmeden…
Bugün ise insan ister istemez başka bir gerçekle yüzleşiyor. O gün memleket uğruna can veren insanların torunları olarak biz neyi büyüttük? Birbirimize güvenmeyi mi, yoksa birbirimizin açığını kollamayı mı? Samimiyeti mi çoğalttık, yoksa gösterişi mi?
Eskiden insanın sözü vardı. Şimdi ise herkesin bir yüzü daha var. İnsanlar artık olduğundan çok görünmeye çalışıyor. Dürüstlük kıymet olmaktan çoktan çıktı sanki. Kurnazlık ise artık tam manasıyla marifet sayılıyor. Menfaat için eğilip bükülmek, hakikati işine göre değiştirmek ise tamamen normalleşti. İnsanların inancı da, vicdanı da, memleket sevgisi de bazen sadece işlerine yaradığı kadar konuşulur oldu.
En acı tarafı da şu galiba: O gün yokluk içinde verilen mücadeleyle bugün bolluk içinde kaybedilen karakter arasındaki fark. Çünkü bir millet sadece savaş meydanında kaybetmez. Vicdanını kaybettiğinde de çözülmeye başlar. Birbirine güven duygusu yıkıldığında, insanlar birbirini kardeş değil rakip görmeye başladığında, herkes kendi çıkarını memleketin önüne koyduğunda başka türlü bir çürüme başlıyor.
Bugün kimi dini kullanıyor, kimi tarihi, kimi Atatürk’ü, kimi bayrağı… Ama burada ki mesele gerçekten sevmek değil çoğu zaman ve genellikle onların arkasına saklanıp kendine yer açmak. İnsan bunları görünce haliyle üzülüyor. Çünkü bu ülke hiçte kolay kurulmadı. Çanakkale’de toprağa düşenlerin, Sakarya’da aç susuz yürüyenlerin, Anadolu’nun köylerinden çıkıp bir daha dönemeyen insanların bıraktığı emanet bu kadar ucuz olmamalıydı.
Yine de bütün karanlığa rağmen insan tamamen umudunu kaybetmek istemiyor. Çünkü bu toprakların mayasında hala çok iyi insanlar var. Sessiz yaşayan, gösterişsiz ama temiz kalan insanlar var… Belki memleketi hala ayakta tutan da onlar. Çünkü tarih boyunca bu ülkeyi kurtaranlar en çok bağıranlar değil, gerektiğinde elini taşın altına koyanlardı.
Belki bugün yeniden hatırlamamız gereken şey tam da budur. Vatan sevgisinin sadece sözle değil, ahlakla da ilgili olduğunu… Bayrağı sevmenin, birbirini ezmek değil birbirine sahip çıkmak olduğunu… Ve en önemlisi, bu memleketin bize miras değil emanet bırakıldığını. Çünkü bazı emanetler vardır ki, işte onlar kaybedildiğinde sadece bir ülke değil, insan da eksilir.
"Bilinmelidir ki bir memleketi önce yalanlar ve o yalanları söyleyen yalancılar çürütür."
Mehmet Demir
19526
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.