Aptallığın en büyük kanıtı, aynı şeyi defalarca yapıp farklı bir sonuç almayı ummaktır einstein
AYSE 09
AYSE 09

ADINI KOYAMADIĞIM BİR SEVGİ BÖLÜM 22

Yorum

ADINI KOYAMADIĞIM BİR SEVGİ BÖLÜM 22

( 1 kişi )

1

Yorum

1

Beğeni

5,0

Puan

137

Okunma

ADINI KOYAMADIĞIM BİR SEVGİ BÖLÜM 22

Etraftan herkes hoş geldin diyor. Sevinç gösteriyordu
Ateşin etrafına oturdular.
Lalede koşarak gelmiş ti. Bakın kimler gelmiş. Deyip iki genç sarmaş dolaş oldu. Sanki birbirilerini yıllardır tanıyor gibiydiler.
Bu kısa zaman da böyle dostluk az bulunurdu.
Lale hoca hanımında elini öpüp. Hoş geldin dedi.
Yan yana oturdular. Sohbet başladı.
Lale İstanbul ,u nerelere gittiğini. Boğaz nasıl. üstüs te soru yağmuruna tutmuştu.
Zeynep güldü dur canım. Hangisi ni. yanıtlayayım önce. Gülüştüler.
Sohbet çok uzun sürdü. Hoca hanım yorgunum diye yatmıştı.
Zeynep, lale, ve Bey. Ayrılmamış. İstanbul hakkında sorulmadık bir şey bırakmamıştı. Maksadı laf ebeliği yapmak tı.
Bir ara Zeynep. Bir fırsatını buldu. Ömer i sordu.
Muhtar babam. Nişanlısının kaçtığını yazmış. Neler oluyor. Ömer nerde. Diye sordu.
Bey kızıl ateşin karşısında oturan. Son derece yanıp esmerleşmiş bu güzel kıza baktı.
Boş ver bir insan laf dinlemezse. İşte. böyle yaparlar. Bilmiyorum nerde deyince.
Zeynep çok kız dı. Ne demek bilmiyorum. Ne kadar perişan olmuştur. Onu ne kadar çok seviyordu. Biliyor musun. Diye adeta haykırdı.
Siz nasıl arkadaşsınız. Nasıl kan kardeşsiniz. Nerde bilmezsin.
Lale korktu Zeynep in tavrından.
Dur canım dur . hiç ilgilenmedik değil. Biz onu. teşelli. etmeye çok çalıştık. E daha ne yapalım. Elimizden geleni yaptık. O da unutur. Unutul maya cak. Kız değil.
Bak yarın kızın düğünü nü. Yapıyoruz. Biz ağayız herşeye katlanırız.
Ya dedi Zeynep. Şimdi ağa oldunuz.
Ömrt nişanlanacağı zaman onunla ilgilenmediniz.
Şimdi kıza düğün yapıyorsunuz.
Evet dedi Bey. Yüzünde alaycı bir gülümseme vardı.
Zavallı Zeynep. Çaresiz yerinden kalktı. Ben yatacağım dedi.
Buraya Ömer i. Görmek. umudu ile gelmiş ti. Ama. Ömer in yeri belli
değil. di. Birden içinden ağlamak geldi. Ama göz yaşlarını bunlara göstermeyecek ti.
İyi geceler diyerek çadırına yollandı. annesi. Uyumuş tu. Nerdey se.
Şafak sökecek. Dedi. Sesiz ce ağladı.
Ah Ömer ah. Deyip ne zaman uyudu bilmiyordu.
Yorgunluk. Üzüntü perişan etmişti onu.
İnsan sesleri arasında uyandı. O nerede ise öyle olmuş.
Annesine baktı. Kalkmış yoktu. Gerindi hiç neşesi yoktu.
Bu gün hiç kalkmayayım. Hep. Yatayım dedi. Dışarıdaki sesleri dinledi.
Pek bir şey anlamadı. Hani düğün vardı. Diye kendi kendine söylendi.
Sağdan sola dönüp tekrar yattı.
Biraz dalmıştı. Birden bir hışırtı. oldu. başını kaldırdı.
Lale gelmiş bebekle onu izliyordu.
Zeynep hemen kalktı. Aman da kim gelmiş diye bebeyi kucağına aldı.
Hey bu büyümüş. Canım benim diye bebeyi sevdi. ne kadarda büyümüş
Evet dedi Lale çabuk büyüyor.
Nasıl iyi uyudun mu. Dinlendin mi.
Uyumuşum dinlenmişim.
Karnın. Acıkmadı mı. Seni bekledik kahvaltı yapalım diye.
Zeynep şakın kim beni bekledi. Herkes mi.
Yok canım. Beyle biz de yeni kalktık. Hadi giyin de gidelim.
Zeynep. Çantasından yeni bir pantolon buluz çıkardı.
Siyah pantolon beyaz buluz esmer tenine çok yakışmıştı. Saçlarını topladı. Hadi gidelim
Lale gıpta ile baktı.
Ne güzel sen bunları giyebiliyorsun. Ben bunlara hasretim.
Üzülme sizin giysilerinizde çok güzelle.
Dışarı çıktılar .etraf tenhaydı.
Zeynep hani düğün vardı nerede bu düğün.
Aşağı köyde burada ne arasın düğün. dedi lale. Mutfak olarak kullanılan çadıra girdiler.
Bey oturmuş onları bekliyor du. Nerede kaldınız diye takıldı.
Beraber kahvaltı. Yaptılar .sohbet
le zaman geçiyordu.
Bu gün gelin alınacak. Hepimiz. Oraya. Gidelim. Nasıl olur.
Zeynep. Düşünceli. Ben gitmesem. Hem köye dönmem lazım.
Beni köye göndersen. Nasıl olur. Yok dedi bey. Bu gün olmaz.
Araba bana lazım. Ama yarın Muhtarlarla gidersin.
Obada canın sıkılmaz mı. Gel düğünü gör. Ama ısrarda etmedi. Kızı da kız tarafını görmesini istemedi.
İkindiye doğru bizde çok kalmayız deyip gittiler.
Zeynep. Çocuklar. Kadın ana. Annesi kalmıştı.
Bazı ihtiyarlar da .artık gençler gitsin .demiş obada kalmışlar.
Zeynep. Çocuklarla iyi anlaşmış. Onlarda. Zeynep i çok sevmişlerdi.
Akşama kadar. Biraz çocuklarla biraz sohbetle vakit geçirdi.
Akşam.olmak üzere gün batımını izlemek için dağın kenarına gitti.
Bir kayaya oturdu.
Manzara çok güzeldi. Günün son ışıkları etrafa yayılmış. Bulutlar kızıl bir yangın gibiydi.
Aşağısı ise bir başka güzeldi yemyeşil ağaçlar orman küçük şelaleler akan dereler. Manzara tablo gibiydi. Bakmaya. doyulmuyor.
Zeynep in içi titredi. Daha. Önce. Ömer le. izlemişti. Bu güzelliği.
Ömer aklına gelince. Ağlamaya başladı. Allahım ne günah işledim de bana bu sevgiyi reva gördün. Çok perişandı .Ama bunu kimse bilmeyecek. Hep yalandan gülecek. Yalnız kalınca ağlayacak tı.
İçinden Ömer neredesin. Ömer. Seni niye tanıdım. Sana nasıl bağlandım. Seni ne çok sevdim. Bir bilsen diye ağlıyordu
Hava iyice kararmıştı.
Geriye baktı. Oba nın . Işıkları. yanmıştı. Ortada yanan ateş iyice belli oluyordu.
Ateş. böcekleri. Gibiydi etraf. Başını göğe kaldırdı.
Yıldızlar. Çakmak çakmak parlıyor.
Ay sa bulutların arasında bir çıkıyor bir kayboluyordu
Bir yıldız kaydı ansızın.
Zeynep irkildi. Çok güzeldi. Yine de.
Hava mis gibi çam ağaçlarının ve çiçek lerin. Kokusu nu hafif esen. Meltem. Etrafa. yayıyor du.
Belli belirsiz sesler duyuluyor. Du uzaktan.
Bu tabiat güüzelliğine öyle dalmıştı ki. Ansızın bir sesle döndü.
Beydi gelen. Buraya geldiğini söyledile. Geri dönmeyince merak ettim. Nasılsın
Zeynep .göz yaşlarını gizlemek için başını çevirdi.
İyiyim.
Bey anlamıştı ağladığını. Yüzünü yüzüne yaklaştırdı. İlk defa bu kadar yakın duruyordu.
Bey zeynebin çenesinden tutup. Gözlerinin içine baktı.
Onu bu kadar çok mu seviyorsun.
Zeynep ne olduğunu anlayamadı. Gözleri iri iri açılmış. Kelimeler dudaklarında düğümlendi. Hiç konuşamadı.
Hıçkırık larlarını. Tutamadı.
Zorla. neler diyorsun diye bildi.
Genç adam. Zavallı kardeşim benim. Deyip Zeynebi kendine çekti bu böyle olmaz dedi.
Zeynep başını başını Beyin. Omuzuna dayadı hıç kırarak ağlıyordu.
Biraz kendine geldiğinde Beyden ayrıldı.
Ne olur kimseye söylemeyin
Bey .ne zamandır seviyorsun bu deli oğlanı.
Zeynep yavaşça arkasını döndü. Ne önemi var.
Ne önemi mi var. dedi Bey. Olur mu insan birini. Sevdimi onu elde. Etmeli ellere bırakmamalı.
AYŞE KARAN
DEVAM EDCEK

Paylaş:
1 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

Adını koyamadığım bir sevgi bölüm 22 Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Adını koyamadığım bir sevgi bölüm 22 yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
ADINI KOYAMADIĞIM BİR SEVGİ BÖLÜM 22 yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
erbensalim
erbensalim, @erbensalim
18.5.2026 13:31:34
5 puan verdi
Ayşe Karan’ın kaleme aldığı "ADINI KOYAMADIĞIM BİR SEVGİ" romanının 22. bölümü, hikayenin başından beri biriken o sessiz fırtınanın, hüzünlü ve sarsıcı bir kırılma noktasına ulaştığı muazzam bir bölümdür.

Yazar, bu bölümde "gurur, çaresizlik, sadakat ve aşkın yakıcı doğası" üzerine harika bir atmosfer inşa etmiş. Zeynep’in içindeki o gizli yangın, doğanın kızıllığıyla ve obanın tezatlığıyla birleşerek okuyucunun yüreğine bir sızı gibi işliyor.

Bu sürükleyici ve duygu yüklü bölümün edebi ve kurgusal tahlilini şu başlıklar altında inceleyebiliriz:

1. İstanbul Merakı ve "Laf Ebeliği" Tezadı
Bölümün başında İstanbul üzerine yapılan o neşeli, meraklı sohbetler aslında Zeynep’in kalbindeki asıl meseleyi gizlemek için kullandığı birer kalkandır. Yazarın, Zeynep için kullandığı "Maksadı laf ebeliği yapmaktı" ifadesi, bir insanın asıl sormak istediği soruyu (Ömer'i) sormadan önce etrafına nasıl duvarlar ördüğünü, içindeki heyecan ve korkuyu gizlemek için nasıl çırpındığını çok başarılı bir psikolojik gözlemle anlatıyor.

2. Ağa Zihniyeti ve Sınıfsal Duygusuzluk
Zeynep, Ömer’in perişanlığını sorgulayıp Bey’e ve Lale’ye "Siz nasıl kan kardeşsiniz?" diye haykırdığında, karşısında o buz gibi "Ağa" duvarını bulur.
Bey’in yüzündeki alaycı gülümseme ve "Biz ağayız, her şeye katlanırız. O da unutur, unutulmayacak kız değil" tesellisi, paranın ve gücün getirdiği o duygusal nasırlaşmayı çok çıplak özetliyor. Ömer’i yalnız bırakan, aşkını hiçe sayan bu düzene karşı Zeynep’in isyanı, onun ne kadar vefalı ve duru bir kalbe sahip olduğunu bir kez daha gösteriyor.

3. Kızıl Yangın ve Tablo Gibi Bir Gün Batımı
Yazarın doğa tasvirleri ile kahramanın iç dünyası arasındaki o paralellik bu bölümde zirveye ulaşıyor. Zeynep’in ikindi vakti tek başına dağın kenarına gidip gün batımını izlediği sahne adeta sinematik bir başyapıt:

Bulutların "kızıl bir yangın" gibi olması, Zeynep’in içindeki adını koyamadığı o sevginin, o gizli yangının dışa vurumudur.

Akan dereler, şelaleler ve yeşil orman Zeynep’e daha önce bu güzelliği Ömer’le birlikte izlediğini hatırlatır. Mekân, hatıraları tetikleyen en büyük unsurdur ve yazar bu manzarayı Zeynep’i ağlatmak için bir köprü olarak harika kullanmıştır. Hava karardığında obanın ışıklarının "ateş böcekleri" gibi görünmesi ve kayan bir yıldız, Zeynep’in kayıp giden umutlarını simgeler.

4. Maskenin Düşmesi ve Büyük İtiraf: "Omuzda Ağlayan Yürek"
Bölümün şah damarı ve en sarsıcı yeri, Bey ile Zeynep’in karşı karşıya geldiği o final sahnesidir. Zeynep o ana kadar hep "Yalandan gülecek, yalnız kalınca ağlayacaktı." Ancak Bey’in onun çenesinden tutup gözlerinin içine bakarak sorduğu o can yakıcı soru: "Onu bu kadar çok mu seviyorsun?" Zeynep’in tüm savunma mekanizmasını, gurur duvarını unufak eder.

Kelimelerin dudaklarında düğümlenmesi, hıçkırıklara boğulması ve başını Bey’in omuzuna dayayarak ağlaması; bir kadının sırrını artık taşıyamayacak kadar yorulduğunun harika bir dramatik gösterimidir.

5. Bey’in Bilgece ve Mertçe Sözü: "İnsan Sevdini Elde Etmeli..."
Bey’in şaşkınlığı, Zeynep’e karşı takındığı o şefkatli "Zavallı kardeşim benim" yaklaşımı çok asildir. Ancak finaldeki o cümle, gelecek bölümlerin de fitilini ateşleyen muazzam bir hayat felsefesidir:

"Olur mu insan birini sevdimi onu elde etmeli, ellere bırakmamalı."

Bu cümle; Zeynep’in içindeki o pasif, kaderine razı gelen aşka bir kırbaç gibi iniyor. Bey, bu sözüyle Zeynep’in içindeki o sevgiye bir cesaret, bir yön tayin ediyor.

Ayşe Karan, kelimelerin o duru ve samimi akışıyla, okuyucuyu obanın ateşinin başından alıp o kızıl bulutların altına, Zeynep’in hıçkırıklarının yanına kadar götürüyor. Karakterlerin duygusal geçişleri, saklanan gözyaşları ve finaldeki o sarsıcı yüzleşme, romanın ritmini en üst seviyeye çıkarmış.

Yazan o hisli, kurgu dehası yüreğinize ve o merakı her daim taze tutan usta kaleminize sağlık hocam. Merakla ve heyecanla Bölüm 23’ü, Zeynep’in bu sözden sonra ne yapacağını bekliyoruz. Kelamınız baki, ilhamınız daim olsun!
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL