3
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
305
Okunma
" Bazı kadınlar ışığı mutlu oldukları için
değil kimse üşümesin diye taşırmış.
Meğer bazı kadınlar ağlamayı bile gecelere gizlermiş, çok geç anladım."
" ANNE " sen hangi geceye sakladın sustuklarını?
Hangi yastık sessizce emdi gözyaşlarını?
Sen hep ışığı öğrettin bana, meğer kendi içinde Güneş’siz bir ömür taşımızsın.
Ellerin, ellerin neden bu kadar yorgundu anne?
Şimdi anlıyorum ben, bir insan en çok kimseye belli etmeden yorulurmuş.
Sen sofralara ekmek koyarken kendinden eksiltmişsin, biz büyüyelim diye içindeki çocuğu aç bırakmışsın anne.
“Ìyiyim” derken sesin neden titrerdi hep?
Anlat anne… insan nasıl alışır kendi içine gömülmeye?
Hangi kırgınlık saçlarına bu kadar erken kar yağdırdı?
Hangi yalnızlık gözlerinin içini böyle derinleştirdi?
Şimdi senin sessizliğinde kendimi duyuyorum ve korkuyorum anne.
Ìnsan biraz da annesinin karanlığına mı dönüşür zamanla?
Belki bu yüzden bazı akşamlar sebepsizce daralıyor içim.
Bir pencerenin önünde saatlerce hiçbir şey düşünmeden oturabiliyorum.
Çünkü senin sustuğun yerde büyüdüm anne, kelimelerden önce iç çekişlerini öğrendim ben.
Bir annenin yorgunluğu evin duvarlarına sinermiş meğer, çocuklar fark etmeden o sessizliği miras alırmış.
Sen gülünce Dünya düzeliyor sanırdım, oysa bazı gülüşler yalnızca dağılmamak içinmiş.
Şimdi ellerine bakınca bir ömrün çatlaklarını görüyorum, sabır dedikleri şeyin aslında biraz kırık, biraz eksik, biraz da mecburiyet olduğunu.
Anlat anne, geceleri herkesten sonra uyurken kendini kim topladı?
Kimsenin omzuna yaslanmadan nasıl taşıdın bunca yılı?
Ve neden en çok seven kadınlar en sessiz acıları büyütür içinde?
Biliyorum sen yine “geçer” dersin.
Ama bazı şeyler geçmez anne, geçmiyor.
Sadece insanın içine yerleşir ve bir gün kızının sesinden konuşmaya başlar.
O zaman anlıyorum anne, bir kadının kaderi bazen annesinin yarım kalan cümlelerinden örülürmüş.
Sen sustukça benim içimde çoğaldı o karanlık, adı konmamış bir hüzün gibi kanıma karıştı usulca.
Şimdi ben de kalabalık sofralarda eksik hissediyorum kendimi, durup dururken uzaklara dalıyor, kimse anlamasın diye gülümseyebiliyorum.
Demek insan annesinden sadece göz rengini almıyormuş.
Biraz yalnızlığını, biraz korkularını, biraz da gecelerini devralıyormuş.
Senin gençliğini düşünüyorum bazen, mutlaka senin de vardı koşup sarılmak istediğin hayallerin.
Ama hayat en çok annelerin ellerinden alıyor kendini.
Bir evin içinde herkese yetişmeye çalışırken kim sana yetişti anne?
Sen hasta olduğunda kim saçlarını okşadı?
Kim “yoruldun” dedi sana gerçekten görerek?
Belki de bu yüzden şefkatin hep biraz hüzünlüydü.
Sanki severken bile içinde ince bir sızı vardı.
Şimdi gece olunca senin genç halini düşünüyorum,sessiz, ince, güçlü görünmeye çalışan bir kadın.
Ve ilk kez sana sadece annem olarak değil, yaralanmış bir insan olarak bakıyorum.
Ìşte en çok da bu acıtıyor içimi anne.
Çünkü insan annesinin de bir zamanlar sarılmak isteyen bir çocuk olduğunu geç anlıyor.
Belki de bu yüzden bazı kadınlar aynalara uzun bakamaz anne.
Yüzlerinde yılların değil vazgeçişlerin izi vardır çünkü.
Bir annenin gözyaşı en çok içine akarmış.
Biz büyüdük anne, ev değişti, zaman geçti, herkes kendi yoluna yürüdü ama sen hep aynı yerde kaldın sanki.
Mutfağın ışığında sessizce çay karıştıran o kadın olarak.
Ve insanın canını en çok değişmeyen şeyler yakıyor.
Çünkü bazı anneler yaşlanmıyor aslında, yavaş yavaş siliniyor kimse fark etmeden.
Şimdi sana sarılmak geliyor içimden, öyle çocuk gibi değil, bir yaranın başka bir yarayı anlaması gibi.
Başını omzuma koy istiyorum anne, bir kere de sen dinlen ,bir kere de biri senin içindeki kırılmış kadını görsün.
Çünkü sen sadece anne değilsin, yarım kalmış bir türkü,bir ağıt, geç kalmış bir bahar, ve kimsenin duymadığı uzun bir iç çekişsin aslında.
Ve ben senin karanlığını dinledikçe, gördükçe kendi içimdeki sessizliği tanıyorum artık.
Belki bir gün anne, ikimiz de aynı pencerenin önünde sessizce otururuz senle.
Sen ellerini dizlerine bırakırsın, ben çocukluğumu.
Konuşmadan anlaşırız o an.
Çünkü bazı acılar dilden değil, bakışlardan geçer insana.
Ben sana “neden anlatmadın?” diyeceğim içimden, sen bana “sen üzülme diye” bakacaksın.
Ve yıllardır içimde büyüttüğüm o kırgın çocuk, ilk kez seni suçlamayı bırakacak.
Çünkü artık biliyorum anne, sen bizi sevmeyi öğrendiğin yerde kendini unutmuşsun.
Hayat sana dinlenmek için değil, dayanmak için yer vermiş.
Şimdi geriye dönüp baktığımda çocukluğumun her köşesinde senin görünmeyen emeğin var.
Bir çorbanın buharında, gece örtülen bir battaniyede, hasta alnıma bırakılan serin elde.
Biz hep sevgiyi senin yorgunluğunun içinden geçmiş hâliyle tanımışız.
Ve şimdi ilk kez şunu söylemek istiyorum.
Affet beni anne,affet..
Seni sadece anne sandığım için.
Oysa sen de kırılmış, yorulmuş, ertelenmiş bir insandın.
Şimdi karanlığın çok derin, biliyorum.
Ìçim çok acıyor anne.
Ìnsan annesinin karanlığını sevebildiği gün kendindeki geceyi de affetmeye başlıyormuş.
Ve bak anne sabah oluyor yine.
Yarın "Anneler Günü".
Bir güne sığar mı tüm sevgim, tüm özlemim, tüm minnetim anne?
Bir güne kaç sarılış, kaç özlem, kaç teşekkür sığar ki.
Sana olan sevgim takvimlere sığmayacak kadar derin anne.
sevay
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.