1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
257
Okunma

Bir danışanımdan gelen e-postayı okurken, klavyeme düşen gözyaşlarını sile sile devam ettim satırlara…
“Hayat hep acıttı beni…
Beni acıtanları Allah acıtsın…”
diye başlıyordu mektup.
Ve sonra küçücük bir çocuğun sessiz çığlığı dökülüyordu satırlara…
Acısı daha 2 yaşında başlamıştı.
Anne ve babası ayrılmış…
Daha çocuk bile olamadan, eksik büyümeye mahkûm edilmişti.
3 yaşında hayatına bir üvey anne giriyor.
Anne sevgisine aç o minik yürek, ona “anne” diye sarılıyor önce…
İlk zamanlar sevgi gösteren eller, zamanla şiddetin ellerine dönüşüyor.
Henüz oyuncaklarla oynaması gereken yaşlarda;
küfür, dayak ve korkuyla tanışıyor.
6 yaşına geldiğinde ev işleri yaptırılıyor.
Boyu lavaboya yetişmediği için tabureye çıkarılıyor.
Küçücük elleriyle bulaşık yıkamaya çalışırken bir tabak kırılıyor…
Ve ardından ikinci tabak, “Beceriksiz!” denilerek başında parçalanıyor.
Saçlarından sürüklenen, dövülen o çocuk…
Yıllarca susuyor.
Çünkü korkutuluyor:
“Babana söylersen seni daha çok döverim.”
Ve o çocuk susuyor…
Bazı çocuklar konuşmayı değil, korkmayı öğreniyor çünkü.
Şiddet 16 yaşına kadar sürüyor.
Yıllarca üvey annenin şiddetiyle büyüyen o çocuk…
16 yaşına geldiğinde aslında evliliğe değil, kaçmaya karar veriyordu.
Görücü usulüyle yaptığı evlilik; bir sevdanın değil, gördüğü zulümden kurtulma çığlığının sonucuydu.
Çünkü o, bir erkeğe değil…
Kendisine ilk kez şefkat gösteren bir “anne sıcaklığına” sığınmıştı.
Babası,
“Kızım, gerçekten istiyor musun bu evliliği?” diye sorduğunda verdiği cevap içimi parçaladı:
“Beni anne gibi seviyorlar baba…
Ben sadece sevilmek istedim…”
Bazen bir insan aşk için değil,
bir sıcaklık uğruna yanlış hayatlara sığınır…
Evlilik hakkında hiçbir bilgisi yok.
İlk gece yaşayacaklarını duyduğunda korkudan,
“Ben babama gitmek istiyorum…” diyor.
Ama hayat ona yine merhamet göstermiyor.
İlk geceden itibaren şiddet başlıyor.
Bir gün yaptığı yemeğin tuzu eksik diye, yemek başından aşağı dökülüyor.
Dayak, hakaret, aşağılanma…
Sonra hamile kalıyor.
Henüz 16 yaşında bir çocukken, anne olmaya zorlanıyor.
Eşi çocuğu istemiyor.
Hastane hastane dolaştırılıyor aldırılması için…
Ama doktorlar kabul etmiyor.
Ve 17 yaşında ilk bebeğini kucağına alıyor.
Şiddet bitiyor mu?
Hayır…
Yıllar sonra ikinci çocuğuna hamile kalıyor.
7 aylık hamileyken yine dayak yiyor.
23 yaşında ikinci çocuğunu dünyaya getiriyor.
Ve bir gün…
Artık dayanamayacağını anlıyor.
Ama gidecek bir evi yok.
Çünkü baba evinde de şiddet var.
İki çocuğuyla sığınma evleri arıyor.
Kapılar çalıyor.
Çaresizlikle savaş veriyor.
Lise mezunu…
Mesleği yok…
Tutunacak dalı yok…
Bazı insanlar hayatı yaşar…
Bazıları ise sadece hayatta kalmaya çalışır.
Öylesine ağır, öylesine acı bir hikâye ki…
Bugün burada duruyorum sevgili okurlarım.
Çünkü bazı satırlar yazılırken değil, hissedilirken insanın canını yakıyor…
Bu gerçek yaşam hikâyesinin 2. bölümünde tekrar buluşacağız.
Belki bir kadının sessiz çığlığı, başka bir kadının çıkış yolu olur…
— Aile Danışmanı Selda İyiekmekci Erdoğan
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.