0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
136
Okunma
Tutulan yolun seçimi sizindir; sizin kararınızın ve iradenizin tezahürüdür sanırsınız ama gerçekte, ne ölçüde sizindir acaba? Tercihleriniz; dayatılan veya seçiminizi sınırlandıran fırsatlar olarak, iradenizi belirleme gücünü, ağırlığını duyumsatmaz mı, en başta kendi varlığınız üzerinde? Hayata gelişinizden başlayarak ömür yolunun önünüze koyduğu, karşınıza çıkardığı engeller, zorluklar ve olanaklar; yüzleşmek mecburiyetiyle sadece sizin hesabını vereceğiniz ya da sorumlu tutulacağınız kesinlikte ortaya çıkan sonuçlar mıdır? Hiç mi dahli yoktur, iradeniz dışında gelişen olayların, olguların? Çağ sofrasından payınıza düşecekler, sofraya birlikte oturduğunuz insanların emekleriyle ve niyetleriyle belirlendiğine göre; bu ortak sofranın nelerle donanacağı, nelerden yoksun kalındığı, sizin de hangi imkânlarla ve bunlardan ne kadarıyla beslenip nasipleneceğinizi belirlemez mi?
Bırakın toplum içinde bir arada yaşamayı; dağ başında bir başınıza ömür sürmenin bile kararı, iradesi doğa olaylarından ve hüküm sürülen coğrafyanın koşullarından ayrı düşünülemez. Yaşadıklarınız, yaşayacaklarınız; direksiyonunda sadece sizin olduğunuz bir varlık iradesinin kararları ve sonuçları olabilir mi hiç? Başınız dik dolaşıp tam bir özgürlük içinde bütün kararların arkasında kendinizi var sansanız ne olacak? Kuruntudan öteye gitmez bunlar. Bir fırtına çıkar, çatınızı başınızın üzerinden alıverir! Bir ağaç büyütürsünüz de şiddetli bir kış, meyve ümitlerinizi düş kırıklığına uğratıverir ya da göze görünmez bir mikrop hasta eder, bedeninizi güçsüz bırakıverir kısa sürede! Ölümün nereden ve ne zaman geleceğini bilmeden yaşarken, günden güne çöktüğünüzü acı bir şekilde fark edersiniz! Ne kararlılık, ne plan program, ne önlem... Akıbet, olacağına varır! Ucuz kahramanlıktan öte, bir tatsız sürpriz bile sayılmaz son kertede başa gelecek! Bile bile, “Geliyorum, hazırlan!” diye diye, her evresinde hüsran yaşatır hayat size de, kaderinize razı olur, boyun eğersiniz Allah’tan gelen hükme.
Buna, Batı’nın diliyle ‘kadercilik’ (fatalizm) deneceğini bildirenlere karşı, İslâm’da ‘kadere iman’ esastır, deriz. Ebeveyn seçimi ile doğum yeri, tarihi ve hayata başlangıç imkânları kişinin tercihi dışındadır. Yani kaderdir. Ömrün vadesi; ecelin geliş, dokunuş ve ölüme daveti gibi hususlar yeri, zamanı ve şekli bakımından tedbirden ziyade takdire; yani ‘külli irade’ ye bağlıdır. İşte ‘fatalizm’ ile İslâm’daki kader anlayışı bu noktadan sonra ayrışır. Hayat içindeki tavrı, duruşu ve tercihleri ile yaşama tutunma çabası; niyet ve amel, kişinin kendisine bırakılmıştır, İslâm inancına göre... Nitekim Ra’d ve Enfal sureleri mealen bunlara işaret eder.
Baştan beri söylediklerimizi bu anlamda bir ‘kader’ anlayışı olarak almak ve insanlığın ‘ortak’ kaderinin birbirine ‘görünmez’ ama ‘anlaşılır’ bağlarla ilgili kılındığını bilmek gerekir. Bu gerçeğin sonucu olarak da kişi ve toplum (kavim, kabile, zümre...) ölçeğinde her birimizin üzerimize düşen sorumlulukları olduğu unutulmamalıdır.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.