2
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
189
Okunma
Aylar eylülü göstermekte bozkırın güzü gelmiş . mutsuzluğun mutluluğunu bulmaya çalışmakta insanlar. Ağır yüklere omuz vermiş Anadolu yiğitleri omuz vermekle kalmamış canlarını koymuşlar ortaya deniz savaşında Çanakkale boğazından geçmeyi başaramayan süper güçler karşısında aşılamayan dağlar olmuş, çelikten kaleler inşa ederek ulaşılması imkanız zirvelere milletçe ulaşmayı başarmış.
Hasan sadık bahçesindeki ceviz ağacının gölgesinde komşuları ziyaretine gelmiş, her zaman olduğu gibi sohbet döne dolaşa sohbeti canan olmuş dökülen her kelime yerini bulmakta gelen misafirlerin çehreleri nurlara bürünmekte yüzler aydınlanmakta. Avlu kapısının tokmağı üç kez vurur, anlaşılır ki uzaktan gelen bir misafir var, koşar gider arif avlu kapısını açar karşısında ak saçlı ak sakallı bir adam, buyur eder fakat adam gelmez Dedesini çağırmasını ister
Arif denileni yapar dedesinin yanına gelir
gelen misafirin kendisini sorduğunu söyler
misafiri ısrarla içeriye davet ettiğini fakat girmediğini söyler.
Koca çınar misafirlerden izin ister avlu kapısına geldiğinde misafir beyaz asil bir hayvan olduğu duruşundan da anlaşılan atın başlığından tutmuş baktığında insanın gözlerini kamaştıracak beyazlıkta üzerinde ok sadağı, ok atmakta kullandığı yayı, belinden aşağı sarkan yalın kılıcı ve kalkanı ile süvari olduğu anlaşılan bir yiğit selam verir Hasan sadığa ’’Çanakkale cephesinden geliyorum, Bedir şehitlerindenim. Uhut şehitlerinden Hz, Hamza’ nın selamını getrdim, davet edildiniz birlikte hemen gidiyoruz ’’
Hasan sadık misafirlerinden izin ister gibi döner, şaşırır misafirler dağılmış fakat hiç biri avlu kapısından çıkmaz. bahçeye giren başka yolda yok
Torununa seslenir ’’Arif oğlum misafirlere ne oldu’’
Arif ’’ Dede misafirler önünden geçti’’’
Hasan sadık davetçi neferin davetine uyar kendisine verilen ata biner birlikte mahmuzlarlar atlarını yıldırım hızı ile aşarlar dağları ovaları geniş yem yeşil bir ovada bulur kedilerini, karşılarında masmavi deniz . denizin iki tarafına yeni fidanlar dikilmiş meyve fidanları
fidanlar yeni dikildiği halde tamamı bembeyaz çiçek ile donatılmış bazılarının dallarında kiminde bir kiminde iki. üç meyve var.
Hasan Sadık çok şaşkın şaşkınlığını yanındaki süvari gidermeye çalışır’’ az kaldı’’
Denizin batısında o fidanlığın ortasına nur yeşili bir çadır kurulmuş çadırın önünde pala bıyıklı iki nefere teslim edilir. Neferlerden biri sorar
-Kimsiniz?-
-Bozok’ lu Hasan sadık
-Kiminiz var burada?
-iki oğlum
-isimleri nedir?
-Hasan oğlu Musa ve Mustafa
-Tamamdır amca . sizi huzura alıyorum
Çadır perdesi açılır, içeriye girdiğinde karşısında heybeti çadır sınırlarını aşan nurlu bir endam
karşılar kendisini
HZ Hamza olduğunu Bin dört yüz yıl geçmişten gelerek ve kendisi ile birlikte yüzlerce sahabe’ nin de bu cihada Türklerin safında katıldığını söyledi
-Hoş geldiniz
dedi beni yanına alarak fidanlığa götürdü
üstünde iki meyvesi olan bir fidan biraz daha yürüdüğümüzde üzerinde dört meyvesi bulunan fidanı gösterdi
-’’ne mutlu size kıyamet günü o günün dehşetinden herkes bir birinden kaçarken bu fidanlar oğullarınız m
Musa ve Mustafa olarak sizlere şefaat çi olacak’’,
dedi
uyandığımda odam karanlık sağıma soluma bakındım bana gösterilen hiç bir şey yoktu rüyada olduğumu anladım der
Derhal eşi Meryem hanımı uyandırır
rüyasını ona anlatır, babasının yıllar önce gördüğü rüyasını hatırlar
Eşine ’’sevgili kerimem Yüce Allah ikimize öyle bir lütuf öyle bir ikram sunmuş ki karşılığını ahirette göreceğiz. onun için çokça
sabret nimete şükret ve Allah rızası için sürekli dua
et’ yüce Mevla kendisine adanan şehitlerin yetimlerini yalnız bırakmaz kıyamet günü yetimler babaları ile sevinirken bizde evlatlarımız ile sevineceğiz’’ der
Günlerdir göz yaşlarını yüreğine akıtan evlat acısını kalbine gömen eşi Meryem hanıma
fidanlar Türkler tarafından dikildi iki fidandas
ben bedir şehitlerinden
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.