4
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
247
Okunma

Birinci Bölüm: Çiçekler
Ali okula yeni başlamıştı.
Babası onu elinden tutup doğup büyüdüğü yeşil bahçelerden geçerek okuluna götürmüş, öğretmenlerine, emin ellere “Eti senin kemiği benim!” diyerek teslim etmişti.
Aslında okul yaşına girip girmediği de şüphe götürürdü. Okula kayıt için doğduğu yıla bakılır, güne aya bakılmazdı. Oysa o Aralık ayında doğduğu için arkadaşlarından yaklaşık bir yaş küçüktü. Gelişme çağında olduğu için bünye olarak da onlara göre biraz küçük kalıyordu. Nitekim kayıt sırasında onu gören bir bayan öğretmenin “O da okuyacak mı!” deyişini asla unutamaz. Ali sınıfta kalmadığı sürece ileriki yıllarda da diğer arkadaşlarına göre yaşça ve bedence hep küçük kalacaktı.
Alinin okulda ilk dikkatini çeken şehirli bir kadının oğlunu okula getirip, saçlarını okşayıp, yanaklarından öperek, sonra da sarılarak onu okula teslim etmesiydi.
Çocuğuna sarılmak, yanaklarından öpmek, güzel bir şey olmalıydı. Hele de saçlarını okşamak.
Annesi ve babası ona bunu hiç yapmamıştı ama onların kendisini çok sevdiklerini biliyordu. Çünkü ona çok iyi davranıyorlardı. Hatta hasta olduğunda çok daha iyi davranmışlardı.
Her halde annem ve babam çocukları sevmeyi şehirliler kadar iyi bilmiyorlardır diye düşünüyordu Ali.
Ali’nin büyüdüğü evde çocukları sevgiyle kucaklamak pek alışılmış bir şey değildi. Büyüklerin yanında çocuklara sarılmak ayıp sayılırdı (1). Ama yine de biliyordu… Annesi de babası da onu çok seviyordu.
Dersleri belli olup çocuklar sınıflarına girdiklerinde Ali’nin ilk dikkatini çeken sınıf öğretmenleri Zehra öğretmenin gülen yüzüydü.
Ne kadar da sıcak bakışları vardı!
Her sabah Zehra öğretmen sınıfa girdiğinde “Günaydın” der, öğrenciler hep bir ağızdan “Sağol” der, sonra andımız okunurdu. Andımızı ilk günlerde öğretmen söyler, arkasından öğrenciler tekrarlardı. İleriki günlerde öğrenciler ezberlemeye başladığından artık öğretmen yalnızca dinlemede kalırdı.
Okulun ilk günlerinde öğrencilerin öğretmene çiçek vermesi Ali’nin dikkatini çekti. Öğretmen de gülümsüyor ve teşekkür ederek bu çiçekleri alıyordu. Belli ki çok mutlu oluyordu öğretmen.
Ali bahçelerinde çok bulunan ve pek de kokusu olmayan bu çiçeklerin öğretmeni neden mutlu ettiğini anlayamıyordu ama onu da heveslendirmişti.
Artık o da her sabah yeşil bahçelerden geçerken çiçek toplayıp öğretmenine götürüyordu. Öğretmeni ona da o tatlı tebessümünü göstererek teşekkür ediyordu.
Ali bundan büyük mutluluk duyuyordu.
Bir gün yine sabah okula giderken zor erişilebilecek bir yerde çok güzel zambaklar gördü.
“Kim bilir ne kadar mutlu olacak öğretmenim! Kim bilir ne kadar tatlı gülümsemesiyle bana bakacak ve o tatlı sesiyle teşekkür edecek!” diyerek çiçeğin yanına ulaşmaya çalıştı. Zor da olsa çiçeklerden bir demet topladı. Sonra bir elinde çiçek demetiyle oradan inerken ayağı kaydı, yuvarlandı ve kafası da bir dala çarptığı için kanadı. Ama elindeki çiçek demetine zarar gelmemişti.
Düştüğü yerden kalkarak okulun yolunu tuttu.
Ders başladığında her zamanki gibi çiçeği vermek üzere öğretmenin karşısına geçtiğinde öğretmen onun kafasındaki kanamayı derhal fark etti.
“Ne oldu çocuğum sana böyle?” diye sordu…
Ne kadar da tatlı söylemişti “çocuğum” kelimesini.
Ali boynunu büktü ve utanarak:
“Öğretmenim, bu çiçekleri sizin için toplarken düştüm ve kafam bir dala çarptı,” dedi.
Öğretmen biraz şefkat biraz da üzüntü dolu bir gülümsemeden sonra:
“Evladım, bana böyle zor erişilecek yerlerden çiçek koparıp getirmene gerek yok. Yoksa daha büyük bir zarara uğrarsan ben çok üzülürüm. Sizler bana emanet yavrularımsınız.” dedi ve devam etti.
“Sizin kolay yerlerden topladığınız çiçekler benim için yeterlidir. Aslında beni mutlu eden sizin bana getirdiğiniz çiçekler değil, bana çiçek uzatan minik elleriniz ve sevinçle parlayan gözlerinizdir.” dedi ve Ali’nin saçlarını okşadı, yanaklarından öptü.
Sonra da sınıfa dönerek:
“Benim en güzel çiçeklerim sizlersiniz yavrularım” dedi.
Ali yerine giderken çok mutluydu… Sanki sadece saçları değil, yüreği de okşanmıştı…
İşte o şehirli çocuk gibi onun da saçları okşanmış ve yanaklarından öpülmüştü…
Ne kadar sıcak ve yumuşaktı öğretmeninin elleri!
(sürecek)
Kadir Tozlu
17.04.2026
1. Bu geleneğin nereden geldiği pek bilinmiyorsa da haklı bir neden ileri sürenler de vardı. Balkan savaşı, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş savaşından çıkan ulusumuz çok sayıda şehit vermiş ve çok sayıda çocuk yetim kalmıştı. Yetim çocukların görüp üzüleceği düşünülerek onların gözlerinin önünde çocuklarını sevmedikleri söylenirdi.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.