12
Yorum
20
Beğeni
5,0
Puan
234
Okunma
Yazının başlığından da anlaşılacağı üzere bugün toplumumuzun en derin yaralarından biri, maneviyat dairesinden uzaklaşmış olmamızdır. Evet, şehirlerimizin dört bir yanına camiler inşa edildi; hem de çoğu estetik açıdan göz kamaştırıcı, mimari anlamda hayranlık uyandırıcı yapılar. Lakin mesele yalnızca taş ve kubbe değil, mesele o kubbelerin altında eğilen başların, o secdelerin içindeki ruhun ne kadar diri kaldığıdır.
Ne acıdır ki bu kadar ihtişamlı ibadet mekânlarına rağmen toplumda ahlaki yozlaşmanın, kalbi kurumanın ve vicdani erozyonun hız kesmeden arttığını görmekteyiz. İnsan, “Allah sonumuzu hayır etsin” demekten kendini alamıyor. Ancak bu cümle çoğu zaman bir temenni olarak kalıyor; çünkü bireysel olarak sorumluluk almak, değişimi önce kendinde başlatmak yerine çoğu insan meseleyi sadece dışarıdan izlemekle yetiniyor.
Oysa asıl soru şudur: Biz bu işin neresindeyiz?
Çevremize bakalım; komşularımıza, dostlarımıza, hatta en yakınımıza… Ve en önemlisi kendimize. Bu çürümenin, bu içten içe kemiren çözülmenin neresindeyiz? Belki de en tehlikelisi, bu yozlaşmanın farkında bile olmamaktır. Çünkü fark edilmeyen hastalık, tedavi edilmez.
Evlerimiz… Bir zamanlar huzurun, muhabbetin, paylaşımın merkezi olan hanelerimiz artık sessiz bir kuşatma altında. Televizyonlar, telefonlar, bilgisayarlar; yalnızca birer araç olmaktan çıkmış, adeta hayatın merkezine yerleşmiştir. İnsanlar aynı evin içinde, aynı odada ama birbirinden kilometrelerce uzakta yaşamaktadır. Gözler ekranlarda, kalpler ise boşlukta…
Özellikle medya içerikleri, diziler, yarışma programları ve gündüz kuşakları; farkında olunmadan bir hayat tarzını, bir düşünce biçimini zihinlere işlemektedir. Aile yapısını zedeleyen, değerleri aşındıran bu içerikler, çoğu zaman eğlence adı altında sunulmakta; ancak geride bıraktığı izler hiç de masum olmamaktadır.
Telefonlar… Belki de bu çağın en güçlü sınavı. Bir nimetten çok, yanlış kullanıldığında bir fitneye dönüşebilen bu araçlar; insanın zamanını, dikkatini ve hatta kişiliğini kuşatabilmektedir. Elbette teknoloji hayatımızın bir parçası olmalıdır. Ancak mesele onu kullanmak değil, ona teslim olmamaktır.
Bugün geldiğimiz noktada okuma kültürünün yerini izleme alışkanlığı almıştır. İnsanlar düşünmekten, sorgulamaktan, derinleşmekten uzaklaşmış; yüzeysel bir yaşamın içine sürüklenmiştir. Bir yazı paylaşıyorsunuz, okunmasını umut ediyorsunuz; ama çoğu zaman görmezden geliniyor. Çünkü dikkat dağınık, zihin yorgun, kalp meşgul…
Bireyselleşme adı altında insanlar yalnızlaşmış, kendi küçük dünyalarına hapsolmuştur. Bu durum en çok çocuklarımızı etkilemektedir. Anne babasının gözünün önünde büyüyen ama aslında onların rehberliğinden uzak kalan bir nesil yetişmektedir. Sevgiyle büyütülen ama sınır konulmayan, korunan ama yönlendirilmeyen çocuklar; maalesef başkalarının etkisine açık hale gelmektedir.
Bugün bazı acı olaylara baktığımızda, o gençlerin aslında ne kadar sahipsiz kaldığını, ne kadar yönsüz büyüdüğünü görmek zor değil. Aile içinde kurulması gereken bağlar zayıfladıkça, dış dünyanın etkisi güçlenmektedir.
Tüm bu tabloyu anlatmaya sayfalar yetmez. Ancak şunu açıkça ifade etmek gerekir ki artık bir dönüm noktasındayız. Bugün, dünden daha fazla; geçmişimizden aldığımız değerlerle geleceğimizi inşa etme mecburiyetindeyiz.
Yeniden dirilme zamanı…
Yeniden kendine gelme zamanı…
Yeniden aileyi hatırlama zamanı…
Yeniden baba ile evladın, anne ile çocuğun kalpten bağ kurma zamanı…
Yeniden sevme, yeniden tahammül etme, yeniden anlama zamanı…
Ve en önemlisi, yeniden maneviyatı hayatın merkezine koyma zamanı…
Çünkü maneviyat, insanın iç dünyasını inşa eder. İç dünyası sağlam olmayan bir toplumun dış görünüşü ne kadar güçlü olursa olsun, o yapı eninde sonunda çökmeye mahkûmdur. Helal dairesi ise bu inşanın sınırlarını belirler. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu hatırlatır. İnsanı dengede tutar, aşırılıklardan korur.
Unutmayalım ki değişim, büyük kalabalıklarla değil; küçük ama samimi adımlarla başlar. Her birey kendi kalbini, kendi evini, kendi hayatını düzeltmeye niyet ettiğinde; toplum da yavaş yavaş kendine gelecektir.
Belki her şeyi bir anda değiştiremeyiz. Ama kendimizi değiştirebiliriz. Belki herkese ulaşamayız. Ama kendi ailemize ulaşabiliriz. Belki dünyayı kurtaramayız. Ama kendi dünyamızı kurtarabiliriz.
Ve belki de en büyük diriliş, tam olarak burada başlar.
ALİ RIZA COŞKUN
5.0
100% (10)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.