Sahip olduğunuz koşulları değiştirmek için, önce farklı düşünmeye başlayın. norman vincent peale
Ömer Hüdayi
Ömer Hüdayi

2. Bölüm: Devletler ve Suç İlişkisi

Yorum

2. Bölüm: Devletler ve Suç İlişkisi

( 1 kişi )

0

Yorum

6

Beğeni

5,0

Puan

118

Okunma

2. Bölüm: Devletler ve Suç İlişkisi

Devlet ve din ilişkisi laik bir bakış açısıyla tamamen birbirinden bağımsız gibi düşünülse de dünya tarihi ve günümüz yönetim modelleri incelendiğinde semavi dinlerin veya yerel inançların devletlerin yönetim biçimini ciddi anlamda etkilediği görülmektedir. Bu nedenle devlet ve din konularını apayrı düşünmemek birlikte incelemek ve birlikte irdelemek daha sağlıklı olacaktır.

Dünya tarihi büyük medeniyetlerin kurulmasına, büyük devrimlere, büyük gelişmelere sahne olduğu kadar, kan ve göz yaşı dökülmesine sebep olan vahşetlere de sahne olmuştur. Atomun parçalanması, mikrobun bulunması bir devrimken, Roma’nın yıkılması, Osmanlı İmparatorluğunun yıkılması da dünya tarihi için ayrı ayrı bir devrimdir. Bu minvalde Devletlerin savaşları, milletlerin birbiriyle iç savaşları, din, mezhep kavim savaşları geçmişten günümüze devam edip gelirken, geleceğe doğruda hız kesmeden devam edip gitmektedir. Aynı zamanda teknolojik gelişmeler, hukuki gelişmeler, kültür etkileşimleri de geçmişten geleceğe doğru gitmeye taliptir.

Bu gelişmelerin içinden ahlak ve vicdan kavramlarını çıkarıldığı zaman dünya büyük bir vahşet yaşayarak bir drama sahnesine dönüşebilmektedir. Bu nedenle suç, sadece bireylerin işlediği bir olgu olmayıp tarihsel süreçlerde devlet eliyle de işlenmiş ve işlenmeye devam ede gelmiştir. Devletler yöneticilerinin eliyle çok büyük katliamlara imza atmış, soykırımlar yapılmış, en büyük acıyı yoksul halklar yaşamıştır. Doğuda yaşanan Cengiz Han ile başlayan Hülagü Han ile devam eden Moğol istilaları bir kültür katliamına da dönüşerek medeniyetlerin yükselmesine ket vurmuştur. Avrupa da yaşanan yüz yıl savaşları, otuz yıl savaşları geçmişte acı birer örnek olarak tarih sayfalarında yerini almıştır.
Rumi takvime göre 1293 yılına denk geldiğinden halk arasında 93 harbi olarak tanımlanan 1877-1878 Osmanlı- Rus harbi, Müslüman Türk kadının kahramanlıklarının Erzurumlu Nene Hatun ismiyle sembolleştiği bu savaş, dünya tarihinde eşine az rastlanan drama sahnelerinden biridir.

Bu anlamda kim rol model alınmalıdır. Ya da Batı rol model alınmalı mıdır? Sorusuna Batı’nın insan hakları karnesine bakarak ve İslam Medeniyetin köklerine bakarak karar vermek en doğru yol olsa gerek.

Müslümanlar temizlikte, insan haklarında, mimaride, bilimde veya sosyal adalette çığır açmıştır. Birkaç asırdır genel itibariyle Müslüman toplumların özelde ise Osmanlının son dönemi ile ülkemizin de içinde bulunduğu İslam toplumları bilimde, fende, teknolojide, kısmen de olsa insan haklarında batıdan geri kalmışlığı bir hakikattir. Bu düşülen durum sanki bir reddi mirastır. Batı uygarlığı kurulurken, İslam Medeniyeti Osmanlı İmparatorluğunun gerileme ve yıkılış dönemi ile birlikte ciddi bir gerileme dönemi yaşamıştır. Batının bu yükselişinde Batılı düşünürlerin ve bilim adamlarının haklarını da kendilerine teslim etmek gerekir. Ancak küresel siyasetin günahlarının en büyük vebali batılı iş adamları ve siyasetçilerin boynundadır. Buna tüm Anadolu’dan, Çanakkale’den, Hiroşima’dan, Vietnam’dan, Irak’tan, Afganistan’dan, Filistin’den veya başka bir gezegenden bakılıp karar verilebilir.

Epstein adası gibi olaylar ise ahlaki anlamdaki çürümenin de ortaya saçılmış halidir. Bu belki de buz dağının sadece görünen yüzüdür. Bu vahşet, pedofili veya sapıklıklar için dünya literatürüne yeni bir kavram eklemek gerekir. Dünya daha önce bu boyutta bir pislik görmemiş ve böyle bir pisliğe daha önce bir isim koymamıştı. Tapınaklardan sızanlarda yine bu anlamda batının suç hanesine eklenecek suçlardır.

Batının başlattığı, finanse ettiği 1. Dünya savaşında ‘Ronald Storrs’a göre sadece Arap isyanının, İngiltere vergi mükelleflerine maliyeti 11 milyon sterlindir.’ Rasheeduddin Khan – The arap revolt of 1916-1918.
Necip Fazıl 1. Dünya harbini; ‘Yıktığı şeyler bakımından en büyük merhale başıdır. Beşer hayatı üzerine yıktığı kıyametler…Bütün muvazenelerin yıkıldığı devre,’ olarak tanımlar. Necip Fazıl Kısakürek – Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu Büyük Doğu- 1982

Bu savaşlarda ölen insan sayısı 8 buçuk milyon rakamlarıyla ifade edilmektedir. Bu nedenle Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy İstiklal Marşında Batıyı tanımlarken; ‘Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar!’ Olarak tanımlar.
İslam toplumlarının bakış açısı İslam’ın asıl kaynağı Kuran’ı Kerim’de “Biz insanı en güzel biçimde yarattık,” ayeti olurken, batılı birçok düşünür insanı sorgulayan, düşünen, öğrenen, eleştiren, tartışan, toplumsal vs. bir hayvana benzetmiştir. İnsan bir türlü onların gözüyle insan olamamıştır. Bizim birçok kitabımızda taraf tutan batılı kaynaklardan tercüme edildiğinden birçok bilimsel çalışmanın asıl üretenleri, yani kendi köklerimiz yok sayılmıştır. Bu konuda kendi aydınlarımızın çabası Batılı dostlarının çabasından daha fazladır.

Abartılı övgüleriyle Batı hayranlığı yapan taklitçi aydınlar farklı dünya görüşüne sahip gerçek Türk aydınlarının gazabına uğramıştır.
Attila İlhan’nın Türk aydını dediğimiz kişi batının manevi ajanıdır, sözüyle;
Cemil Meriç’in Batı hayranı Türk aydınına şu eleştirileri bu manada Türk toplumunun ağır bir imtihanı olsa da acı bir hakikat olarak önümüzde durmaktadır.

Zavallı Türk aydını; batılı dostlar alınmasınlar diye hazinelerini gizlemeye çalışır. Sonra unutur hazinelerinin olduğunu. Düşmanın putlarını takdis eder. Hayranlıklarını benimser. (Umrandan Uygarlığa)
‘Türk aydını Batı’dan gelen bu muzır, üsaresiz düşünce sistemini (materyalizm) hiçbir tenkit süzgecine tabî tutmadan benimsemek bedbahtlığını göstermiştir.

’Türk aydını yangından kaçar gibi uzaklaşıyor yurdundan. Hayır, kirlettiği bir odadan kaçar gibi. Unutuyor ki vatanı kenefe çeviren kendisi.’

Bu minvalde konjonktürü çok iyi kullanan Batılı ülkeler, insan hakları konusunda Türkiye ve diğer gelişmekte olan ülkeler için sürekli raporlar hazırlamaktadır. Bu batılı ülkelerin diğer ülkeleri yönetme siyasetinin bir parçasıdır. Bir çeşit hükmetme/yönetme biçimidir. Genel anlamda İnsan hakları ihlallerini yazar dururlar. Olumsuz yönlerini ortaya koyarak sürekli olumsuz eleştirilerde bulunurlar. Bunu bazen üyesi olduğumuz kurumlar aracılığıyla, bazen devlet resmiyetiyle, bazen de istihbarat örgütleri gibi çalışan STK’lar aracılığıyla yaparlar. Birçok kurum kuruluşun enerjisi bunlara cevap vermekle geçerken, genel anlamda batı hayranı Türk aydını bu yazılanları amentü olarak kabul eder. Sorgulamadan iman eder.

Yukarıda sorduğumuz; Batı rol model alınmalı mıdır? Sorusuna Batının insan hakları karnesini açarak devam edelim. Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür. Bu söze binaen 1. Dünya savaşında, kurtuluş savaşı sürecinde bize yapılanları unutmuş olabiliriz. Lakin Batının insan hakları karnesi diğer milletler açısından da pekte iç açıcı değildir. Demokrasi Batı siyasetinin acıktığında yemek için yaptığı helvadan bir puttur. Batılı düşünürlerin başkaldırılarında da bunu görmekteyiz.
Britanya’nın sömürgesi olan Hindistan da alt kast kadınlarına uyguladığı insan hakları ihlalleri kadınlardan veya yakınlarından alınacak mulakkaram (meme) vergisine kadar düşmüştür. Nangeli’nin göğüslerini keserek vergi diye tahsildarların önüne atması kara bir vesika olarak tarihin tozlu sayfalarında yer almıştır.
Dr. Sheeba KM’ya göre “Göğüs vergisinin amacı, kast yapısını korumaktan başka bir şey değildi. Zira giyinmek, zenginlik ve refahın bir işareti olarak görülüyordu. Yoksullar ve alt kastların buna hakkı yoktu.” KM, Sheeba. Cinsiyet Ekolojisi ve Göğüs Vergisi.

Yakın tarihlerde Kıta Avrupa’sında insan hayvanat bahçelerine rastlamak da mümkündür. Siyahi çocukların sırtında beyaz çocukları taşıdıkları fotoğraflar bir utanç vesikası olarak dünya arşivlerinde yerini almış, tarihi örneklerdendir.

Amerika’yı işgal eden Avrupalılar, sadece kızıl derilileri değil; onların geçim kaynaklarını da yok ettiler. Kıtada otuz ile altmış milyon bizonu katlettiler. Bir buçuk yıl içinde 4280 bizonu katleden Wlliam Cody’e ‘Bufalo Bill’ ismi verilmişti. Aşağıdaki fotoğraflar 1970‘ler de çekilmiştir. Mücahit Gültekin

21. Yüz yıl itibariyle siyahiler Amerika da ikinci sınıf vatandaş olma özelliğini hala kırabilmiş değildir.
Burada Batılı düşünürlerin ve halkların hakkını da vermek gerekir. Amacımız sadece Batıyı tenkit etmek değil Batı taklitçiliğinin tabansız felsefesini çürütmektir.

Rahmetli Aliya İzzet Begoviç’in deyimiyle; “Açık konuştuğum için beni bağışlayın. Güzel yalanların bize faydası olmaz; ama acı gerçekler ilaç olabilir. Batı çürümüş değil; güçlü, örgütlü ve eğitimli. Okulları bizimkilerden iyi, kentleri bizimkilerden temiz. İnsan hakları düzeyi yüksek ve sosyal yardım konusunda daha örgütlü. Batılılar çoğunlukla sorumlu ve dakik kişiler. Bunlar, Batılılardan edindiğim tecrübelerim. Batılıların ilerlemelerinin karanlık yönünü de biliyorum ve bunun gözümden kaçmasına izin vermiyorum. Hakikat, İslam en iyisi! Ama biz en iyisi değiliz. Batı’dan nefret etmek yerine onunla rekabet etmeliyiz. Kur’an bize bunu emretmiyor mu: Hayırlı işlerde yarışın." Bu nedenle batıyı yakalamak, önüne geçmek için çok çalışmalıyız.

Bu manada Batıya amentü etmek yerine köklerimizden kopmamak, onları iyi tanımak, iyi ve ahlaki olanı almak, ahlaksız ve kötü olanı reddetmek en doğru yol olacaktır.

Necip Fazıl, Arısto’dan Platona, Paskal’dan Kant’a kadar birçok batılı düşünürün hakkını verir. Hatta Paskal’ın ‘Yapayalnız ölürüz.’ Basit sözün ruhundaki derinlik hudutsuzdur, der. Kant’ın Critica De La Razon Pura - Saf Aklın Tenkidi eserini okuduğunda insanın duyacağı saygı hissi azimdir, der. Batı dünyası medeniyetin formülünü bir kimyager kesinliği içinde kesinleştirmiştir. Yunan aklı+ Roma Nizamı+ Hristiyanlık ahlak ve hassasiyeti= Greko Latin Medeniyeti olarak açıklar. Bunları dedikten sonra tenkitlerini de eksik etmez. Garplı fikirde son derece hilekârdır, der. Araplar eski Yunan ve Latin eserlerini Arapçaya tercüme ederek onları kaybolmaktan kurtarmıştır. Eleştirilerini ‘Şu Avrupalı bir nevi zekâ içinde ne muhteşem ahmaktır,’ diye sürdürür. Necip Fazıl Kısakürek – Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu- Büyük Doğu-1982
Garplı fikirde son derece hilekârdır. Necip Fazıl Kısakürek – Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu- Büyük Doğu-1982

Bu hilekarlığı ABD’nin Irak savaşında şu şekilde görmekteyiz.
5 Şubat 2023 tarihinde Amerika’nın Afrika kökenli Dış İşleri Bakanı Colin Powell, BM Genel Kurulunda simülasyon eşliğinde konuşmuş ve Saddam Hüseyin’in kimyasal silah ürettiğine dair kanıtlar sunmuştu. 19 Mart 2023 tarihinde başlatılan Irak işgalinin yasal dayanağını bu konuşma oluşturmuştu. Powell, 2005 Eylül ayında kimyasal silah iddiasının doğru olmadığını açıkladı. Yanlış istihbaratla yönlendirildiğini iddia ederek suçu istihbaratın üzerine attı. Kimin yalan söylediğini bilemiyoruz. Ancak Powell’in iftirası sonucu değiştirmiyor. Bugün Ortadoğu’daki gelişmeler onun söylediği yalanın üzerine bina edildi. Dünya halkları kandırıldı.
Mücahit Gültekin Algı Yönetimi ve Manipülasyon. S.13 P. Yayınları.

Burada bakmamız gereken asıl konu bu yalan ve iftira üzerine inşa edilmiş savaşta Irak da yaşananlardır.
“ABD’nin eski Başkanı George Bush ve Britanya’nın eski Başbakanı Tony Blair öncülüğünde 20 Mart 2003’te Irak’ın başkenti Bağdat’ın bombalanmasıyla başlayan işgal sırasında yüz binlerce kişi öldü, 1.5 milyon kişi ise evlerini terk etmek zorunda kaldı.
Bush yönetimi tarafından “masrafsız” olacağı söylenen ve dokuz yıl süren Irak Savaşı’nın ABD’ye maliyetinin ise 2.2 trilyon doların üzerinde olduğu tahmin ediliyor.
Irak’taki sivil ve askerî kayıpları araştıran “Iraq Body Count” adlı kuruluş, 10 yıllık işgalde 112 bin 17 ila 122 bin 438 sivilin öldüğünün, 135 bin 89 sivilin yaralandığının tahmin edildiğini açıkladı. Ancak 10 yıllık işgalde hayatını kaybeden Iraklıların toplam sayısıyla ilgili net bir fikir birliği bulunmuyor. Bazı araştırmalara göre bu sayının 600 bin, bazılarına göre de 1 milyon kadar olduğu iddia ediliyor. ABD yönetiminin verilerine göre, işgalde 4 bin 475 Amerikan askeri hayatını kaybetti. Yaralı sayısı ise yaklaşık 32 bin.” BM raporlarına yansıyan tecavüz vakaları yüz binlerle ifade edilmektedir.

Batının bu sert eleştirileri hak edip hak etmediğini uygulamalarına bakarak irdelemeye devam edelim. Belki de Batı düşünürleriyle, Batı halklarıyla Batı siyasetinin ve ticaretinin birbirinden ayrı düşünülmesi daha adil olacaktır. Birçok düşünüre yapılana örnek olarak Matematik ve fizik çalışmaları yapan Roger Bacon’un hayatı okunarak Batı’nın düştüğü durum hakkında bir fikir edinilebilir. Aynı dönemlerde İslam toplumlarının bilimsel ilerlemesini Din ve Suç ilişkisi başlığında anlattığımızdan tekrar değinmeyeceğiz.

Biz yine de kendi medeniyet dilimizi kullanmamızın neden önemli olduğunu müşahede etmeye devam edelim.
1991-1994 arasında Ruanda da meydana gelen iç savaşta farklı sosyal sınıftan olan Tutsiler ve Hutular’dan 800 binden fazla insan öldü. Bunların çoğunu ılımlı Tutsiler oluşturuyordu. Hotel Ruanda filmiyle Beyaz Perdeye de aktarılan bu vahşet sürecini Anadolu Ajansına röportaj veren Ruandalı Consolee Nishimwe şöyle açıklamıştı. ‘‘Tutsiler ve Hutular ülkedeki farklı sosyal sınıflardı. Ama Belçikalılar geldiğinde bunu ‘böl ve yönet’ yöntemiyle değiştirdi. Böylece sosyal sınıflar, etnik köken haline geldi. Etnik kökenimizi belirlemenin yolu ise burnumuzu ve boyumuzu ölçmekti. Böylece ‘bunlar Hutu bunlar Tutsi’ diyorlardı. Daha sonra buna göre kimlik kartı dağıttılar. (A.A 2023)

İç savaşlar elbette sadece bu topraklarda gerçekleşmiyordu. Bugün Suriye, Libya, Lübnan gibi birçok İslam ülkesi de iç savaşların kıskacında can çekişmektedir. İç savaş sonucu yüz binlerce insan ölmüş ve milyonlarca insan başka ülkelere sığınarak mülteci durumuna düşürülmüştür. Yine ülkelerin işlediği suç konusunda da ABD’nin Irak ve Afganistan da yapmış olduğu katliamlar sonucu yüz binlerce insan ölmüş milyonlarca insan ülkesini terk ederek mülteci durumuna düşmüş ve açlık sefalet ve ilaçsızlıktan dolayı birçok çocuk ölümü meydana gelmiştir. Hali hazırda dünyanın gözü önünde devam eden Filistin de ki İsrail katliamlarının finansörü sadece ABD ve Batılı ülkeler değildir elbette. Ne yazık ki bazı Müslüman ülkelerde bu vahşetin ortaklarıdır. Batılı aktivistlerin başkaldırı halkların protestoları bu manada çok değerlidir. Lakin şöyle bir söz okumuştum. Dünyada hiçbir halk batılı dostları el ele tutuşup şarkı söyledi diye özgür olmaz. Bu konuda Uzak Doğuda Çin’in Doğu Türkistan halkına yaptığı soykırımı ise sadece sosyal medyalara düşen kırıntılardan öğrenebiliyoruz. Uzak doğuda uzak bir soykırım sessizce devam edip gidiyor.

Yakın bir tarihte bir yarışma programında şöyle bir soru sorulmuştu.
"1980’lere kadar hangi ülkedeki yetim, gayrimeşru doğmuş, ebeveyni alkolik, ayrılmış veya fakir olan çocuklar devlet tarafından bazen açık artırmada satılarak çiftliklerde zorla çalıştırılmıştır?"
Yarışmacının da belki birçok seyircinin de şık beklentisi bir Afrika ülkesi ya da bir İslam ülkesi olmalıydı diye düşünüyorum. Çünkü şıkları gören yarışmacı hanımefendi baya bir şaşırmıştı. Bu şaşkınlık toplumun ekseriyeti için geçerli bir şaşırmaydı. Çünkü şıklar;
Danimarka, Norveç, İsviçre ve Belçika’ydı. Yarışmacımız cevap verememiş ve yarışmadan çekilmişti. Cevap ise hayranı olduğumuz İsviçre’ydi.
Bu örnek beyinlerimizin nasıl bir işgal altında olduğunun kanıtlarından biridir.

Çocuklarımızın severek izlediği ve yine İsviçre’den bir örneklik taşıyan Heidi çizgi filminde Heidi’nin ayakları neden çıplak sorusuna şöyle cevap verilmişti.
Heidi çıplak ayaklıydı; çünkü çıplak ayaklar, erkek ya da kız bütün ‘köle çocukları’ diğer çocuklardan ayıran keskin uçurumun simgesiydi. Evrensel Kültür Şubat 2015

Devletlerin suç ilişkileri çok detaylı bir konu olmakla birlikte bizim asıl konumuz suçun önlenmesine yönelik bir çalışmadır. Bu nedenle bu konuya burada bir virgül koyup suçun diğer etkileri üzerinden devam edeceğiz.

Paylaş:
6 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

2. bölüm: devletler ve suç ilişkisi Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz 2. bölüm: devletler ve suç ilişkisi yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
2. Bölüm: Devletler ve Suç İlişkisi yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL