Gençlikte sevmek için yaşarız, yaş ilerledikçe yaşamayı severiz. saint euremond
TİLHABEŞLİ FİLOZOF
TİLHABEŞLİ FİLOZOF

EĞİTİMDE GERÇEKLERLE YÜZLEŞME ZAMANI

Yorum

EĞİTİMDE GERÇEKLERLE YÜZLEŞME ZAMANI

( 8 kişi )

7

Yorum

17

Beğeni

5,0

Puan

473

Okunma

Okuduğunuz yazı 16.4.2026 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.
EĞİTİMDE GERÇEKLERLE YÜZLEŞME ZAMANI

EĞİTİMDE GERÇEKLERLE YÜZLEŞME ZAMANI

Eğitimin geldiği noktayı görünce burada suçlu arama gibi bir niyetim yoktur, ancak gerçekleri ortaya koymadan da bu konuların doğru anlaşılacağını sanmıyorum. Çünkü mesele bir kişi, bir kurum ya da bir dönem meselesi değildir; mesele, yıllar içinde adım adım oluşmuş bir zihniyet ve uygulama birikiminin bugüne yansımasıdır.

Yıllar önce kırsal bölgelerdeki okulların kapatılmasıyla başlayan süreç, aslında eğitimdeki kırılmanın ilk büyük adımıydı. Taşımalı eğitim sistemine geçildiğinde bunun bir “kolaylık” olduğu söylendi. Ancak sahada görülen şuydu: Bu sistem, çocukları eğitime yaklaştırmak yerine eğitimi çocuklardan uzaklaştırdı. Köy okulları sadece bir eğitim kurumu değildi; aynı zamanda o köyün kültürel, sosyal ve ahlaki merkezleriydi. Öğretmen sadece ders anlatan biri değil, aynı zamanda o toplumun rehberi, denge unsuru ve vicdanıydı.

Bu yapı ortadan kaldırıldığında geriye sadece taşınan öğrenciler kaldı. Ama o öğrencilerin ait oldukları sosyal yapı, eğitimle olan bağını kaybetti. Taşımalı sistem, görünürde bir hizmet gibi sunulsa da, arka planda farklı ekonomik dengeleri besleyen bir yapıya dönüştü. Servis sistemleri, belirli çevrelerin ekonomik kazanç kapısı haline geldi. Oysa aynı kaynaklarla o köylerde okullar açık tutulabilirdi.

Ardından Yatılı İlköğretim Bölge Okulları’nın etkisinin azaltılması ve sistem dışına itilmesiyle birlikte, özellikle kırsal kesimdeki öğrenciler için önemli bir fırsat kapısı daha kapandı. Bu okullar, imkânsızlıklar içindeki çocuklara bir gelecek sunuyordu. Disiplinli, sistemli ve değer odaklı bir eğitim ortamı sağlıyordu. Bu yapının zayıflatılmasıyla birlikte eğitimdeki denge daha da bozuldu.

Kılık kıyafet düzenlemesiyle birlikte disiplin anlayışında da köklü bir değişim yaşandı. Burada mesele kıyafet değil, sembolize ettiği disiplindi. Okul, bireyin kendini ifade ettiği kadar, aynı zamanda bir sistem içinde var olmayı öğrendiği bir yerdir. Sınırların tamamen ortadan kalktığı bir ortamda, özgürlük adı altında başıboşluk büyür. Bugün yaşananların temelinde bu kontrolsüz serbestliğin önemli bir payı vardır.

Disiplin meselesi, “dayak olmamalı” söylemi üzerinden tamamen yanlış bir zemine taşındı. Elbette şiddet kabul edilemez. Ancak disiplin ile şiddet aynı şey değildir. Disiplin, sınır koymaktır; sorumluluk öğretmektir; bireyi hayata hazırlamaktır. Bu denge kaybolduğunda ortaya çıkan tabloyu bugün açıkça görüyoruz.

Öğretmenin otoritesi sistematik şekilde zayıflatıldı. Öğretmenin değerlendirilmesi, öğrenci ve veli memnuniyetine indirgenerek mesleğin özü aşındırıldı. Bu yaklaşım, öğretmeni eğitim veren bir rehber olmaktan çıkarıp, memnuniyet üretmeye çalışan bir figüre dönüştürdü. Bu da eğitim kalitesini doğrudan düşürdü.

Bugün sınıflarda yaşanan birçok sorun, bu otorite boşluğunun sonucudur. Öğrenciler, sınırların olmadığı bir ortamda büyüdüklerinde kendilerini merkeze koyar. Bu da öğretmenle sağlıklı bir ilişki kurulmasını engeller. Saygı kavramı zayıflar, sorumluluk bilinci gelişmez.

Eğitim sistemine yüklenen gereksiz bürokratik görevler de ayrı bir sorun alanı oluşturdu. Öğretmenler, eğitim dışı işlerle meşgul edilerek asli görevlerinden uzaklaştırıldı. Evrak, rapor, proje adı altında yürütülen birçok uygulama, eğitim kalitesine katkı sağlamadığı halde sistemin yükünü artırdı.

Üniversite düzeyine kadar uzanan süreçte gençliğin yönlendirilmesi meselesi ise ayrı bir tartışma konusudur. Gençlerin anlam arayışı, doğru yönlendirilmediğinde farklı alanlara kayabiliyor. Bu noktada yapılan bazı uygulamaların, gençleri gerçekten bilinçlendirmekten ziyade yüzeysel bir yapı oluşturduğu açıkça görülmektedir.

“Manevi danışmanlık” adı altında yürütülen çalışmaların önemli bir kısmı, beklentiyi karşılayacak derinlikten uzak kaldı. Çünkü mesele sadece bir unvan vermek değil, o unvanın içini dolduracak nitelikli insan yetiştirmektir. Aksi halde yapılan iş, sadece bir görüntüden ibaret kalır.

Toplumda din algısının şekil üzerinden değerlendirilmesi de ayrı bir sorundur. Bir insanın ahlaki değeri, sadece görünüşü ya da bazı ritüelleri yerine getirmesiyle ölçülemez. Ahlak, davranışta ortaya çıkar; adalette, merhamette, dürüstlükte kendini gösterir. Bu ölçü kaybolduğunda toplumda ciddi bir çürüme başlar.

Eğitim materyallerinde yer alan bazı içerikler ise toplumsal hassasiyetlerle çelişebilmektedir. Bu tür konular, pedagojik açıdan titizlikle ele alınmalıdır. Eğitim, sadece bilgi aktarma süreci değildir; aynı zamanda değer inşa etme sürecidir.

Bugün gelinen noktada eğitim sisteminin karşı karşıya olduğu sorunlar çok boyutludur. Öğretmen istihdamındaki dengesizlik, ücretli öğretmenlik uygulamaları, mülakat süreçlerine yönelik tartışmalar, ekonomik koşulların eğitime etkisi gibi birçok başlık bir arada değerlendirilmelidir.

Ücretli öğretmenlik sistemi, eğitimin kalitesini doğrudan etkileyen bir konudur. Aynı işi yapan insanların farklı koşullarda çalıştırılması, hem motivasyonu düşürür hem de mesleki saygınlığı zedeler. Eğitim gibi hayati bir alanda bu tür uygulamaların uzun vadede ciddi sonuçları olur.

Ekonomik koşulların zorlaşması, ailelerin eğitim üzerindeki yükünü artırmıştır. Barınma, ulaşım ve temel ihtiyaçlar, birçok aile için ciddi bir sorun haline gelmiştir. Bu durum, öğrencilerin eğitim sürecine doğrudan yansımaktadır.

Toplumsal değerlerde yaşanan aşınma, eğitim sisteminden bağımsız değildir. Eğitim, toplumun aynasıdır. Toplumda ne varsa, okulda da o vardır. Bu yüzden eğitimde çözüm ararken sadece sistemi değil, toplumu da değerlendirmek gerekir.

Geçmişte yapılan çalışmalar, hazırlanan raporlar ve sunulan öneriler dikkate alınsaydı, bugün farklı bir noktada olunabilirdi. Ancak çoğu zaman gerçekleri dile getirenler değil, duyulmak isteneni söyleyenler ön plana çıkarıldı. Bu da sorunların büyümesine neden oldu.

Gençlik çalışmalarında da benzer bir durum yaşandı. Gençleri gerçekten bilinçlendirmek yerine, onları belirli yapılar içinde tutmayı amaçlayan yaklaşımlar tercih edildi. Oysa gençlik, yönlendirilmesi gereken değil; anlaşılması ve desteklenmesi gereken bir güçtür.

Toplumsal kutuplaşma, eğitim sistemini de doğrudan etkilemiştir. Farklı düşüncelerin bir arada yaşayabildiği bir ortam yerine, ayrışmaların derinleştiği bir yapı oluşmuştur. Bu durum, ortak bir gelecek inşa etmeyi zorlaştırmaktadır.

Bugün gelinen noktada yapılması gereken şey çok nettir: Gerçeklerle yüzleşmek. Sorunları görmezden gelerek çözüm üretilemez. Eğitim, günü kurtaracak politikalarla değil, uzun vadeli vizyonla yönetilmelidir.

Bu bir eleştiri değil, bir sorumluluk çağrısıdır. Çünkü eğitim, bir milletin geleceğidir. Bu geleceği şekillendiren her karar, sadece bugünü değil, yarını da etkiler.

Sorumlu, duyarlı, değerlerine bağlı, aynı zamanda özgür düşünebilen bireyler yetiştirmek mümkündür. Ancak bunun için samimi bir çaba, doğru bir planlama ve gerçekçi bir yaklaşım gerekir.

Aksi halde, sorunlar büyümeye devam eder.

Ve en büyük bedeli, gelecek nesiller öder.

Tam da bu noktada, son günlerde okullarda yaşanan acı olaylar, hepimizin yüreğini derinden yaralamıştır. Hayatlarının baharında aramızdan koparılan evlatlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine sabır ve metanet diliyorum. Yaralananlara acil şifalar temenni ediyorum. Bu acılar, sadece birkaç ailenin değil, bir milletin ortak acısıdır.

Bu tür hadiseler karşısında yapılması gereken; suçu birbirine atmak değil, ortak akılla hareket ederek benzer acıların tekrar yaşanmaması için gereken tedbirleri almak, toplumsal dayanışmayı güçlendirmek ve özellikle gençlerimizi sahipsiz bırakmamaktır.

Unutulmamalıdır ki, bir millet ancak ortak değerleri etrafında kenetlendiğinde güçlü olur. Ayrışarak değil, birleşerek; ötekileştirerek değil, anlayarak; susarak değil, doğruyu konuşarak bu süreci aşabiliriz.

Bugün her zamankinden daha fazla birbirimize ihtiyacımız var.
Daha fazla merhamete, daha fazla adalete, daha fazla sorumluluk bilincine…

İnşallah aklımızı başımıza alır, hatalarımızdan ders çıkarır ve çocuklarımıza daha güvenli, daha adil, daha umut dolu bir gelecek bırakabiliriz.

Erol Kekeç/15.04.2026/Sancaktepe/İST

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (8)

5.0

100% (8)

Eğitimde gerçeklerle yüzleşme zamanı Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Eğitimde gerçeklerle yüzleşme zamanı yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
EĞİTİMDE GERÇEKLERLE YÜZLEŞME ZAMANI yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Hüma Efkan
Hüma Efkan, @humaefkan
17.4.2026 22:06:57
DİNDAR NESİL YETİSTİRECEĞİZ

Sözde “İslamiyet’in mihmandarı” olacağız denildi.

Hilafetin yeniden getirileceği, millet kavramı yerine ümmet anlayışının hâkim kılınacağı ifade edildi.

Osmanlı hanedanlığının yeniden canlandırılması gibi söylemler dillendirildi.

Türk halkının ise bu düzen içerisinde yalnızca vergi ödeyen, askerlik yapan ve hizmet eden bir kitleye dönüştürüleceği ima edildi.

“Sözde dindar bir nesil yetiştirme” hedefiyle neredeyse her sokak başına camiler, imam hatip okulları açıldı.

Ancak eğitimde nitelik mi arttı, nicelik mi? Ülkenin “fabrika ayarları” olarak görülen laiklik, hukuk ve milli değerler üzerinden yapılan tartışmalar ise toplumda derin ayrışmalara yol açtı.

Kendileri gibi düşünmeyen, kendileri gibi hayal kurmayan herkes “öteki” ilan edildi.

Son 22 yılda, geçmişte eşi benzeri görülmemiş ölçüde sert bir dil kullanıldı; toplum giderek kutuplaştırıldı.

Bu dilin sonucunda; çeteleşmelerin arttığı, akran zorbalığının yaygınlaştığı, okullarda şiddet olaylarının çoğaldığı, kadın cinayetlerinin ve trafik terörünün gündelik hayatın parçası hâline geldi.

Bugün gelinen noktada, “eserinizle gurur duyabilirsiniz.”

Türkiye’nin, kontrolsüz göç politikalarıyla adeta bir “yol geçen hanı”na döndüğü yönünde hem kültürel, hem ekonomik olarak ciddi sorunlar yaşandı.

Afganistan’dan, Irak’tan, Suriye’den gelen göçmenlerin, “insani söylemler” eşliğinde kabul edilmesi; ancak bu süreçte gençlerin iş, aş ve gelecek kaygısının artması, toplumda yeni gerilim alanları oluşturdu.

Ekonomik alanda ise geçmişin birikimleri; Türk Telekom’dan şeker fabrikalarına, bankalardan yeraltı ve yerüstü madenlerine, kâğıt fabrikalarından limanlara kadar birçok stratejik varlığın özelleştirilmesiyle “ülkenin kazanımları elden çıkarıldı."

Emeklinin geçim mücadelesi verdiği bir dönemde, gelir adaletinin bozulduğu ve kamu kaynakları belirli çevrelerde yoğunlaştığı.

Öte yandan, son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları, eğitim sisteminin ve gençliğin içinde bulunduğu psikolojik durumun ciddiyetini bir kez daha gözler önüne serdi.

Buna rağmen ne Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’ndan, ne İçişleri Bakanlığı’ndan, ne de Millî Eğitim Bakanlığı’ndan herhangi bir istifa gelmemesi, “siyasi sorumluluk” sorgulanır hale geldi.

Bugün gelinen noktada, sorgulanması gereken yalnızca bireyler değil; sistemin kendisidir.

Gözünüz aydın, psikolojisi bozuk, gençliğini yaşayamayan tevekkül eden fakir ve dindar bir nesil yetiştirdiniz.

Efkan ÖTGÜN
İbrahim Kurt
İbrahim Kurt, @ibrahimkurt
17.4.2026 21:16:04
5 puan verdi
haklısınız hocam bu kadar acıyı ne eğitim nede insanlık hak etmiyor kutluyorum sizi
Suat Zobu
Suat Zobu, @suat-zobu
17.4.2026 17:15:47
Çok güzel teşhis ve anlatım.
Yerini de fazlasıyla hak ediyor.
Tebrik ederim.

Selam ve saygılar.
Halit Durucan
Halit Durucan, @halitdurucan
17.4.2026 14:18:09
5 puan verdi
Gerçek bir analiz hakikatin tam kendisi... Olayları görmezden gelerek ve okulları ideolojik bir alan olarak görüp din bakışlı bir gençlik yetiştirmek yerine bilime akla adalete ve insanlığa yatarım yapılmalı. Din tarikatların ve cemaatlerin batağından mutlaka kurtarılmalıdır. Bu yazdıklarım sizin eserinizden anladıklarımdır üstadım. Herşey ortada. Selamlar saygılar
Etkili Yorum
mustafa ertürk
mustafa ertürk, @mustafaerturk1
17.4.2026 12:56:05
5 puan verdi
Kusursuz!!!..
Hocam, bilge kişi filozof arkadaş;
bilemediklerimi de bilmiş biri olarak;
sorunları bilen yok;, bilebilenlerden de
kimlerinde yürek, kimilerinde dilek yok sanıyordum.
Maderi iftiharım hocam;
Varmış şükür; varmış amma yazık ki ayrı iklimlerde, ayrı dilde konuşur, yarışır boy ölçüşür karalama şut atma 'bana ne, sana ne'cilik havasında tavasında' oldukları acı gerçeği ile makasın ayakları açılmış giderek açılmada olduğu da yaşanan sosyal siyasal sosyolojik psikolojik boyut ve derinlikte olduklarını düşünüyor ürperiyor gelecek adına endişeliyim.

Bu uzun girift girizgahtan sonra derim ki;
'eğitimde değindiğiniz sorunlar yanında ;
'HATTI MÜDAFA DEĞİL ; SATHI MÜDAFAA' olarak görmenin gerektiğini; incelemenizin açıklığın yanın da 'mefhumu muhalifinden' - daha nicesini de- anlamış olarak: temel sorunların- toplumda SATHI MÜDAFAA DA BİRLİĞİ MUTABAKATI SAĞLAMAK OLDUĞU; -bu cümleden olarak-
Arap kültürü ağırlıklı tarikat tandanslı eğitim kurum
kuruluşlarıyla kültürüyle amacıyla uzun vadeli politikayla mı
laik ilim bilim matematik fen eğitiyle çağdaşlarıyla yarışmamanın hedeflenmesinde birleşmeli SATHI MÜDAFAA ' mı hedef olmalı.

Hocam yüzücü olmadığım halde derinlere, bulanık sulara daldım boğulmam inşallah!... Amacım amacınızdan farklı değildir. Tek fark siz bir bilge bir filozof ben nadanın biriyim yanınızda...

Hepimizin ve geleceğimizin sorunun çözümüne sözüm ona bir parçacık yama olmaktır.
Zülfü yare dokunmak ne haddime...
Sitece muhalifin biri bilinmekteyim.
iktidarların varlık gücü hukuki gücü
demokratik toplumlarda muhalefetle
kayyumdur.

Sonuç olarak biraz da sazın tellerine dokunalım
Bakalım
halk ozanı ne demiş:
Dağlar seni delik delik delerim
kalbur alır toprağını elerim
sen koyun ben de kuzu
sen döndükçe ardın sıra melerim...


Bakalım halk ne demiş
'Bu yel böyle eserse bu makas
böyle keserse '
karı kediye yükleriz biz bu sene
çene üstüne çene illa bu sene
illa bu sene!..

80 lik pürü fani olarak ;
kusursuz yazınız emeğiniz kültürünüz ve
verdiğiniz güç güven azim için hürmet ve
saygımın kabulü dileği ile
Mustafa Ertütk Emekli Hakim

17. 04. 2026

deniz-ce
deniz-ce, @deniz-ce
17.4.2026 01:42:20
Çok yerinde gözlemler…
Yazacak o kadar çok şey var lakin artık dile getirmeye takatimiz kalmadı. Her şey gösterişten ibaret. Çıplak kralın giysisini tarif etmek için üzerimizde büyük bir baskı var.
Amacımız velileri ve idarecileri memnun etmekmişçesine çalışmamız isteniyor ve evet kral çıplak.

ferhan
ferhan, @ferhan
17.4.2026 01:02:33
5 puan verdi
Haklı tespitler hocam kutluyorum gerçeklerin ışığında yazdığınız çözüm önerileri dikkate değer dağ olun var olun. Milli ve manevi değerler ışığında yetiştirecek nesiller bu ülkenin gelişmesine ve kıyamete kadar var olmasına katkı sağlar. Aksi halde vatanı satacak ve kargaşaya neden olacak nesiller ortaya çıkar. Farklılılarımızla ortak noktada birleşip bir olmalıyız. Selam ve dua ile
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL