5
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
338
Okunma
Bazen bir haber düşer ekrana… Kısa, soğuk ve acımasız birkaç cümle; “Bir kadın hayatını kaybetti…”
Ardından detay gelir; çoğu zaman aynı cümleyle karşılaşırsınız: “ İmam nikâhlı eş tarafından…”
İşte o an insanın yüreğine bir ağırlık çöker. Çünkü ortada sadece bir ölüm yoktur; yarım kalmış hayatlar, sahipsiz kalmış çocuklar ve geride bırakılmış tarifsiz acılar vardır.
Oysa evlilik dediğimiz şey, sadece iki insanın bir araya gelmesi değildir. Evlilik güven demektir. İnsan, “artık yalnız değilim” diyebilmelidir. Ama soruyorum: Resmi güvenceden yoksun bir birliktelikte bir kadın kendini neye emanet eder?
Bugün ülkemizde yürürlükte olan Türk Medeni Kanunu evliliği açıkça tanımlar ve tarafların haklarını koruma altına alır. Nafakadan mirasa, çocuğun velayetinden kadının güvencesine kadar her şey bu çatı altında teminat altındadır. Resmi nikah, sadece bir prosedür değil; hayat koruyan kalkan gibidir.
Dinimiz de aslında bunu ister. Diyanet İşleri Başkanlığı açıkça ifade eder; Nikâh, gizli saklı değil, aleni olmalıdır; tarafların hakları korunmalıdır. Çünkü İslam’da nikâh; sorumluluk almaktır, emanete sahip çıkmaktır.
Ama ne yazık ki bazıları, bu kutsal bağı sorumluluktan kaçmanın bir yolu haline getiriyor. “İmam nikâhı kıydık” diyerek vicdanlarını rahatlatıyor. Oysa ortada ne gerçek bir güvence var, ne de yarınlarına dair bir teminat.
Bir gün tartışma çıkıyor…
Bir kapı çarpılıyor…
Bir adam ceketini alıp gidiyor…
Geride kalan ise bir kadın ve çocuklar oluyor.
O çocukların gözlerine bakabiliyor muyuz?
“Baba nerede?” sorusuna verilecek cevabı kim hazırlıyor?
Bir annenin çaresizliğini, gece sessizliğinde dökülen gözyaşlarını kim görüyor?
Ve sonra o çocuklardan bazıları, Çocuk Esirgeme Kurumu kapılarında büyümek zorunda kalıyor. O kapılar sadece bir kurumun değil, aslında toplumun vicdanın kapılarıdır. Her bırakılan çocuk, hepimizin ortak eksikliğidir.
Şu soruyu kendimize sormadan geçmemeliyiz:
Gerçek yuva kurmak isteyen bir insan, neden resmi nikâhtan kaçar?
Bugün müftülüklere aracılığıyla hem resmi hem dini nikâh birlikte yapılabiliyor. Yani din ile hukuk el ele vermiş durumda. O halde bu kaçış niye?
Belki de mesel nikâh değil, sorumluluktur…
Belki de mesele sevgi değil, ciddiyettir…
Çünkü sevgi; korumayı gerektirir.
Çünkü yuva; emek ister, güven ister sahip çıkmayı ister.
Dini, gizli ilişkilerin örtüsü haline getirmek ise en büyük haksızlıktır. Din insanı korumak için vardır, mağdur etmek için değil.
Son söz yerine…
Bir nikâh, sadece iki insanı değil; doğacak çocukları, kurulacak hayatları ve hatta bir toplumun geleceğini bağlar.
Ve o bağ ne kadar sağlam olursa, toplum da o kadar güçlü olur.
Aksi halde…
Bir imza atılmadan kurulan her yuva, aslında sessizce yıkılmayı bekleyen bir duvardır.
Fevzi GÜLTUNA
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.