Sahip olduğunuz koşulları değiştirmek için, önce farklı düşünmeye başlayın. norman vincent peale
Çağdaş Durmaz
Çağdaş Durmaz

YILLARIN RÜZGÂRI

Yorum

YILLARIN RÜZGÂRI

( 3 kişi )

2

Yorum

9

Beğeni

5,0

Puan

233

Okunma

YILLARIN RÜZGÂRI

YILLARIN RÜZGÂRI



Kayseri’de 35 Yıl Sonra Gelen Mutlu Son 1986 yılında tanışıp nişanlanan Azmi Bulut ve Mualla Beytül’ün yolları, aynı yıl askerlik ve ailelerin evliliğe karşı çıkması nedeniyle ayrıldı. Gençliklerinde yarım kalan hikâye, yıllar boyunca kalplerinin bir köşesinde kaldı.
Geçen zaman içinde ikisi de farklı hayatlar kurdu.
Mualla Beytül iki çocuk annesi oldu; eşini 17 yıl önce kaybetti. Azmi Bulut ise üç çocuk babası olarak hayatına devam etti ve 3 yıl önce boşandı.
Tam 35 yıl sonra, 1,5 yıl önce yeniden karşılaştılar.
Önce arkadaşlık kurdular, sonra geçmişte yarım kalan hikâyeyi tamamlamaya karar verdiler ve evlilik kararı aldılar.
Mualla Beytül o anı şu sözlerle anlattı:
"35 yıl önce bir talihsizlikle ayrıldık. Ama bir tevafukla tekrar karşılaştık. Çok mutlu ve heyecanlıyım.
Kendisini gözlerinden tanıdım. Her yer değişse de gözler unutulmuyor."
Bazen hayat, yarım kalan cümleleri yıllar sonra tamamlar...

Bu aşk hikayesi beni derinden etkiledi , ve bu hikayeyi aslına uygun şekilde ,biraz kurgu katarak derinleştirmek istedim.
İyi okumalar dilerim .


Kayseri, 1986 yılının ilk baharında, Erciyes’in hâlâ beyaz örtüsünü tam silkeleyemediği bir gündü. Şehrin kalbi, tarihi Kapalıçarşı’nın dar sokaklarında atıyordu. Tozlu vitrinlerde bakır cezveler, kilimlerde işlenen bin yıllık motifler... Ve bu kalabalığın içinde, iki genç: Azmi Bulut, güçlü omuzlarına rağmen bakışlarında mahcup bir heyecan taşıyan, kara kaşlı kara gözlü delikanlı. Yanında, Mualla Beytül, saçlarının kıvırcık bukleleri alnına düşmüş, gözleri ıhlamur çiçeği kadar ılık ve duruydu. Bir arkadaş toplantısında tanışmışlar, ilk bakışta kalplerine düşen kıvılcım, kısa sürede alevlenip nişan yüzüklerine dönüşmüştü. Kayseri’nin taş evleri, bu genç aşkın sıcaklığıyla ısınıyor gibiydi.

Ama hayat, çiçek açan badem ağaçlarının altında hep baharı getirmiyordu. Azmi’nin askerlik vazifesi çıktı. Silah altına alınacağı gün, tren garına vardıklarında, daha büyük bir engel çıktı karşılarına: Aileler. Sebepler derindi, belki anlayışsızlık, belki korku, belki eski inatlar. Sert rüzgârlar Erciyes’ten kopup gelirken, iki genç de soğuk bir ayrılığın rüzgârına kapıldı. Azmi, gözlerinin içine bakamadığı aşkı Mualla’ya. "Beni bekle," diyemedi. Mualla’nın gözlerindeki ıhlamur ılıklığı, bir anda dondu. Elleri birbirine dokunamadan, trenin keskin düdüğüyle kopan bir iplik gibiydi aşkları. O gün, garın taş duvarları, onların kırık kalplerinin sessiz tanığı oldu.



Zaman, Kayseri Ovası’ndan geçen rüzgâr gibi aktı. Mualla, evlendi. Hayat ona iki evlat verdi, sevgi verdi, ama sonra acıyı da tattırdı. Eşini genç yaşta toprağa verdiğinde, mezarlığın sessizliğinde, çocuklarının ellerini sımsıkı tutarken, içinin bir köşesinde hep o tren garındaki kopuşun sancısı vardı. Azmi ise evlenmiş, üç çocuk büyütmüş, hayatın tüm yükünü omuzlarında taşımıştı. Yüzüne zamanın çizgileri kazınmış, saçlarına ak düşmüştü. Ama gözleri, o mahcup ve derin bakışı hiç kaybetmemişti. Boşandığı o gün, evinin sessizliğinde, bir sandığın dibinde saklı duran sararmış bir nişan fotoğrafına uzun uzun baktı. Erciyes, karını hiç eksik etmedi tepesinden. Onlar da içlerindeki o gençlik heyecanının karını hiç eritemediler.



2021 yılıydı. Kayseri, artık geniş caddeleri, yükselen binalarıyla modern bir şehirdi ama ruhu hâlâ o eski taş konaklarda yaşıyordu. Talas Caddesi’ndeki bir bakkalın önü... Yağmur sonrası asfalt ıslak, hava serin. Mualla, iki poşet alışverişle çıkarken kapıdan, karşısında duran adamın gözlerine baktı. Bir şimşek çaktı sanki o an. Zaman durdu. Kalabalık, gürültü, her şey silindi. O mahcup, kara gözler... Yılların izi, saçların ağarması, yüzdeki çizgiler hiç önemli değildi. Gözler unutulmuyordu. Gözler, ruhun değişmeyen kapılarıydı.

"Azmi?" Kelime dudaklarından düşerken titriyordu.

"Mualla..." Sesinde, yılların yorgunluğu ve inanılmaz bir şaşkınlık vardı. Otuz beş yıl, bir bakkalın eşiğinde iki heceye sığmıştı.

İlk anın şaşkınlığı geçince, bir kafenin kuytusunda oturdular. Çaylar geldi, buharı tüterken, geçmişin tozlu sayfalarını açtılar. Kayıp yıllar, evlatlar, sevinçler, hüzünler... Ama en çok, o tren garında bitmeyen cümlenin eksikliği konuşuldu. İki yarım kalp, birbirine dokundukça tamamlanıyordu.


Bir buçuk yıl boyunca bu sefer sabırla, saygıyla, geçmişin acılarına dokunmadan, bugünün sağlam temellerini attılar. Arkadaşlık, zamanla filizlenen bir güvene, sonra da hiç sönmemiş olan aşk alevine dönüştü. Evlenmeye karar verdiklerinde, Mualla Hanım, gençliğinde hazırladığı çeyiz sandığını açtı. İçinden, 35 yıllık bir nişan yüzüğü çıktı. Parlatıldı, ışıltısı geri geldi. Adeta aşkları gibi...

Düğün günü, Kayseri’nin güneşi Erciyes’in karlarını ışıldatarak doğdu. Tören, eski bir taş konakta yapıldı. Mualla Beytül, beyaz saçları ve ıhlamur rengi gözleriyle gelinliğin içinde pırıl pırıldı. Azmi Bulut’un gözlerindeki mahcubiyet, bu kez mutluluğun parıltısıyla yanıp sönüyordu. Elleri, nihayet kavuştu. Tren garındaki kopan iplik, bu kez sağlam bir düğümle bağlanıyordu.

Konukların alkışları arasında, Mualla Hanım mikrofonu aldı. Gözleri, karşısında duran ve hayatının aşkını bir kez daha bulan o kara gözlü adama daldı:

"Otuz beş yıl önce bir talihsizlikle ayrıldık Azmi’m. Ama kader, Kayseri’nin bu taş sokaklarında bir tevafukla bizi yeniden buluşturdu. Seni gözlerinden tanıdım. Her şey değişse de, gönlümdeki yerin hiç değişmedi. Çok mutluyum... Ve bu mutluluk, sabrın ve bekleyişin en güzel ödülü."

Kayseri, o gün, sadece Erciyes’in karlarıyla değil, otuz beş yıllık bir aşkın sabırla kazanılmış mutluluk gözyaşlarıyla da parladı.
Hayat, yarım kalan en güzel cümleleri, tam da vaktinde tamamlarmış meğer...

Onlar ermiş muradına ...
Darısı böyle hikayeleri olan aşıkların başına ...

Çağdaş DURMAZ

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (3)

5.0

100% (3)

Yılların rüzgÂrı Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Yılların rüzgÂrı yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
YILLARIN RÜZGÂRI yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Ebuzer Ozkan
Ebuzer Ozkan, @ebuzerozkan
10.4.2026 18:44:45
5 puan verdi
Bu metin, gerçek bir haberin sıcaklığını alıp onu edebi bir roman atmosferine dönüştürerek “yarım kalan aşk” temasını çok güçlü bir şekilde işliyor. Zamanın, kaderin ve sabrın insan hayatındaki izleri çok etkileyici bir kurguyla verilmiş.

“Gözler unutulmuyor” ve “tren garında kopan iplik” gibi imgeler, hikâyenin duygusal omurgasını taşıyan en güçlü detaylar.

Yüreğinize sağlık, hem gerçeklik duygusunu hem de edebi derinliği bir arada taşıyan, uzun soluklu ve etkileyici bir anlatı olmuş. Selam ve saygılarımla.
İsimsizsiir
İsimsizsiir, @isimsizsiir1
9.4.2026 23:08:09
Güzel bir tesedüf oldu,,,emeğinize sağlık...
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL