8
Yorum
16
Beğeni
5,0
Puan
343
Okunma

Bir memleketin büyüklüğü, yalnızca nüfus cetvellerine yazılan rakamlarla ölçülmez ölçülmemelidir de.
Bir ülkeyi güçlü kılan şey, sokaklarını dolduran insan kalabalığı değil, o insanları ayakta tutan ahlak, ilim, adalet ve olmazsa olmazı vicdandır. Çünkü sayı artarken nitelik geriliyorsa, büyüyen şey aslında milletin kudreti değil tam tersine geleceğe bırakılan ağır bir yüktür.
Bugün bazı çevreler büyük bir heyecanla “daha fazla nüfus, daha kalabalık bir toplum, yüz milyonluk bir gelecek” gibi hedeflerden söz ediyor. Fakat insan ister istemez şu soruyu defalarca soruyor kendi kendine acaba diyerek;
Biz, doğan her çocuğun rızkını, sağlığını, eğitimini ve onurlu bir yaşam hakkını gerçekten teminat altına alabiliyor muyuz?
Eğer bir çocuk dünyaya geldikten sonra açlıkla, yoksullukla, eğitimsizlikle, sevgisizlikle ve sahipsizlikle baş başa bırakılıyorsa; o çocuk yalnızca kendi kaderine terk edilmiş olmaz, aynı zamanda toplumun ihmaliyle büyütülmüş bir yaranın parçası haline gelir. Karnını doyuramadığınız, sağlığını koruyamadığınız, eğitimini tamamlatamadığınız, meslek kazandıramadığınız her çocuk, yarının güçlü bireyi değil, bugünün ihmal edilmiş gerçeğidir.
Çocuk sayısını artırmak kolaydır; ama unutmayın ki insan yetiştirmek zordur.
Asıl mesele de tam burada başlar. Çünkü çocuk, yalnızca doğmuş olmakla geleceğin teminatı olmaz. Geleceği inşa edecek olan şey, o çocuğun nasıl yetiştirildiği, hangi değerlerle donatıldığı, ne kadar adalet gördüğü ve hangi imkanlarla büyüdüğüdür. Eğer bir toplum çocuklarına ekmekten önce çaresizlik, eğitimden önce eşitsizlik, sevgiden önce yalnızlık, terbiyeden önce başıboşluk bırakıyorsa, yarının hastanelerini, darülacezelerini, ıslahevlerini, cezaevlerini ve toplumsal çöküntüsünü bugünden kendi elleriyle hazırlıyor demektir.
Bir milletin yükselişi, sokaklarda başıboş büyüyen çocuklarla değil, hedefi, ahlakı, terbiyesi ve ülküsü olan gençlerle mümkündür.
Cehaletin çoğaldığı, mesleksizliğin kader sayıldığı, serseriliğin normalleştiği, sorumsuzluğun hayat tarzına dönüştüğü bir yerde; kalabalık olmak, kuvvet değil artık tam tersine küçümsenemeyecek bir tehlikedir.
Çünkü kalabalık her zaman güç demek değildir.
Bazen kalabalık, yalnızca dağınıklığın ve sahipsizliğin başka bir adıdır.
Bize lazım olan şey, yalnızca çoğalan bir nüfus değildir.
Bize esas lazım olan düşünen, üreten, araştıran, ahlaklı, inançlı, vatanını seven, milletinin derdiyle dertlenen, diline sahip çıkan, tarihini bilen, yurdunu ve yuvasını koruyacak şuura sahip nesillerdir. Bu memleketin; sokakları dolduracak başıboş kalabalıklara değil, laboratuvarları dolduracak bilim insanlarına, kürsüleri dolduracak ilim ehline, arşivleri ve kitaplıkları dolduracak tarihçilere, irfanıyla yol gösterecek gerçek din alimlerine, adalet duygusu yüksek, karakterli ve sorumluluk sahibi insanlara ihtiyacı vardır.
Çünkü bir millet sadece askerle değil; öğretmeniyle, mühendisiyle, doktoruyla, tarihçisiyle, hukukçusuyla, sanatçısıyla ve vicdan sahibi gençleriyle ayakta kalır.
Gelişen dünyada güçlü olmak istiyorsanız, sadece nüfusu değil, niteliği büyütmek zorundasınız. Bugünün dünyasında yarış, sayıyla değil, bilgiyle, disiplinle, üretimle, ahlakla ve liyakatle kazanılıyor. Eğer bir toplumda ehliyet ve liyakat ikinci plana itiliyor, iş bilen değil adamı olan öne çıkarılıyorsa, o toplum ne kadar kalabalık olursa olsun, kendi geleceğini sağlam temeller üzerine kuramaz.
Çünkü çürük bir düzenin içine ne kadar çok insan koyarsanız koyun, sonuç değişmez.
Aksine, büyüyen yalnızca problemler olur.
İnsan, insanın gölgesinde serinleyerek sıcaktan korunamaz.
Bir millet de başka milletlerin gölgesinde yaşayarak güçlü olamaz. Kendi ayakları üzerinde duramayan, kendi insanını yetiştiremeyen, kendi gençliğini koruyamayan bir toplum; yarınını başkalarının merhametine bırakmış olur. Oysa gerçek bağımsızlık; sadece sınırları korumakla değil, nesilleri de koruyabilmekle mümkündür.
Ahlakı olmayanın gücü tehlikedir.
İnancı zayıf olanın sadakati kırılgandır.
Hak ve hukuka riayet etmeyen insanların çoğalması ise bir memleket için ilerleme değil, içten içe çürümedir. Niyeti hırsızlık olanın anahtara ihtiyacı yoktur; vicdanını kaybetmiş olanın da kanuna saygısı kalmaz.
İşte bu yüzden, bu toprakların ihtiyacı sayısı çok insan değil, değeri büyük insandır.
Sokak çocuklarının arttığı değil azaldığı, cehaletin çoğaldığı değil gerilediği, mesleksizliğin ve umutsuzluğun kader olmaktan çıktığı, gençlerin serseriliğe değil sanata, bilime, üretime ve ahlaka yöneldiği bir toplum inşa etmek zorundayız. Eğer gerçekten güçlü bir gelecek istiyorsak, çocukların omzuna sadece hayatın yükünü değil, imkanı, terbiyeyi, eğitimi, disiplini ve umudu da koymak zorundayız.
Çünkü bir milletin yarını, kaç çocuk doğurduğuyla değil, kaç insan yetiştirebildiğiyle belirlenir.
Ve unutulmamalıdır ki."Bir memleket, kalabalıkla değil, karakterle büyür."
“Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir.” demiş Gazi Mustafa Kemal Atatürk...
*
Mehmet Demir
7426
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.