11
Yorum
24
Beğeni
5,0
Puan
315
Okunma
İlk nefesin, ilk duanın, ilk yalnızlığın adıydı Havva… Âdem’in yalnızlığına bir cevap, bir yoldaş, bir anlam olarak yaratıldı. O günden bugüne insanlığın hikâyesi iki yüreğin birlikte atışıyla yazıldı. Kadınsız bir erkek eksik bir cümle gibi kalırken, erkeksiz bir kadın da yarım bir hikâyeye benzerdi. Çünkü hayat, ancak birlikte tamamlanan bir bütünün adıdır. Ve şimdi soralım: Kadınlar olmasaydı…
Kadınlar olmasaydı, dünya sadece taş ve topraktan ibaret olurdu belki. Üzerinde yürünür ama hissedilmezdi. Renkler soluk, sesler yankısız kalırdı. Erkek dediğimiz varlık, bir gölge gibi dolaşırdı hayatın içinde; ne bir sıcaklık bulur, ne de bir anlam yükleyebilirdi yaşadığı zamana. Tıpkı susuz kalmış bir ağaç gibi… Dışarıdan bakıldığında dimdik ayakta gibi görünse de içten içe kurur, dalları çatırdar, yaprakları dökülürdü. Kadın, o ağacın hem suyu hem toprağıdır aslında. Onu hayata bağlayan, köklerine can veren…
Bir düşünün… Gün boyu çalışıp eve gelen bir erkeği. Kapıyı açtığında karşısında ne olurdu kadınlar olmasaydı? Soğuk bir oda, sessiz duvarlar, dağınık bir masa… Ne bir sıcak yemek kokusu, ne bir tebessüm, ne de “Hoş geldin” diyen bir ses. İşte o an, hayatın yükü omuzlarına daha ağır çökerdi. Çünkü insan, yalnızca yaşamak için değil, paylaşmak için vardır. Kadınlar, o paylaşımın en zarif, en güçlü tarafıdır.
Kadın dediğin, sadece bir eş değildir. O bir anne, bir kardeş, bir dost, bir sırdaştır. Yeri gelir bir çocuğun dizindeki yaraya merhem olur, yeri gelir bir adamın yorgun kalbine sığınak. Anadolu’nun irfanlı kadınlarını düşünün… Sırtında odun taşıyan, tarlada çalışan, ama akşam olduğunda evine dönüp ocağını tüttüren o fedakâr yürekleri. Ve elbette Nene Hatunlar… Vatanı uğruna gözünü kırpmadan cepheye koşan, gerektiğinde analığını bir kenara bırakıp milletin anası olan o yiğit kadınlar… Onlar olmasaydı, bu topraklar aynı ruhu taşır mıydı?
Kadınlar, sadece evin değil, toplumun da temelidir. Bir kadının yetiştirdiği bir evlat, yarının dünyasını şekillendirir. Sevgiyle büyütülen bir çocuk, merhameti öğrenir. Şefkatle dokunulan bir kalp, zalim olamaz. İşte bu yüzden kadın, bir neslin kaderidir aslında. Onun varlığı, bir toplumun geleceğine atılan en sağlam imzadır.
Bir de o görünmeyen emekleri vardır kadınların… Kimse fark etmeden, kimse hesap etmeden yaptıkları. Sofraya konan bir tabak yemeğin ardındaki alın teri, gecenin bir yarısı uykusundan vazgeçip bir çocuğun üstünü örten o ince düşünce… Bunlar öyle büyük şeylerdir ki, yokluklarında insan anlar değerlerini. Kadınlar olmasaydı, hayatın içindeki o küçük ama derin anlamlar da kaybolurdu.
Ve evet, kadınlar çalışır. Gün boyu iş hayatında yorulur, mücadele eder. Ama yine de eve döndüğünde o evi yuva yapmayı başarır. Yorgunluğunu bir kenara bırakıp bir tebessümle sofrayı kurar, hayatın içindeki neşeyi yeniden yeşertir. Erkek belki tükenir, belki yorulur ama kadın o tükenmişliğin içinden yeniden bir hayat çıkarır. İşte bu yüzden kadın, sadece var olan değil, var edendir.
Kadınlar olmasaydı, erkekler belki yaşardı ama hayat olmazdı. Günler geçerdi ama anlamı olmazdı. Bir odanın köşesinde sessizce oturur, zamanın akışını izlerlerdi. Ne bir kahkaha yankılanırdı duvarlarda, ne de bir umut filizlenirdi kalpte. Soğuk geceler daha soğuk, yalnızlık daha derin olurdu.
Bir de işin manevi boyutu var… Kadın, insanın ruhuna dokunan en zarif varlıktır. Bir bakışıyla huzur verir, bir sözüyle yıkılanı ayağa kaldırır. Erkek bazen güçlü görünür ama içten içe dayanak arar. İşte o dayanak çoğu zaman bir kadının sevgisidir. Onun varlığı, hayata tutunmanın en sessiz ama en güçlü sebebidir.
Sonuç olarak, kadınlar olmasaydı bu dünya eksik kalırdı. Sadece eksik değil, anlamsız olurdu. Çünkü kadın, hayatın hem başlangıcı hem devamıdır. O, bir duanın kabulü, bir evin bereketi, bir kalbin sığınağıdır.
Kadınlar olmasaydı… Ne biz bu kadar insan olurduk, ne de bu dünya bu kadar yaşanası bir yer olurdu.
ALİ RIZA COŞKUN
5.0
100% (11)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.