2
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
190
Okunma

NEREDE BİRLİK ORADA DİRLİK OLUR
Bahar geçip yaz kendini hissettirmeye başladığında Gülçiçek, ebru boyama ve hüsnü hat (güzel yazı) kursunun artık neredeyse sonuna doğru gelmiş oldu. Bu konuda yeteneği de varmış. Kiril alfabesi ile başlayan bu yolculuk, Latin ve Arap elifbası ile devam ediyordu.
Mahallede yürürken herkes ona “Gülçiçek kız!” diye seslenince, o da hafif gülümseyip hiç çekinmeden cevap verirdi:
“Günaydın teyzeler! Nasılsınız?”
Teyzeler birbirine bakıp.
“Aaa Gülçiçek kız, iyice Türkçeyi becerir olmuş!”
Gülçiçek gururla Ercan’a dönüp:
“Duydun mu? Türkçeyi Türkiye Türkleri gibi iyi konuşur olmuşum!”
Ercan:
“Ben yıllardır söylüyordum, sonunda mahalleli de fark etti.”
Gülçiçek:
“Ben artık Türkçemizi güzel bir şekilde konuşup düşünmeye başladım Ercan. Hem Almanca hem Türkçe… Bazen de ikisini karıştırıyorum.”
Ercan kahkaha attı:
“Senin karışık hâlin bile çok güzel Gülçiçek.”
Bir gün markette sıra beklerken kasiyer ona gülümsedi:
“Yenge, bugün çok şıksın.”
Gülçiçek gülümseyerek hiç çekinmeden cevap verdi:
“Sen de çok tatlısın!”
Kasiyer şaşırdı.
“Aaa abla, Türkçen çok iyi olmuş!”
Arkadan bir teyze:
“Böyle gelin zor bulunur.
Hem güzel hem saygılı hem de dil öğreniyor!”
Bir başkası:
“Ercan efendi, kıymetini iyi bil ha!”
Ercan başını kaşıdı:
“Evet teyzeler, biliyorum…”
Gülçiçek bu ilgiden hem mutlu hem şaşkındı.
Evden çıkarken Ercan’a dedi ki:
“Ercan… neden herkes bana farklı ve tatlı davranıyor?”
“Çünkü sen kalbinle sevdin bu ortak kültürü. Bunu onlar hissediyorlar.”
NEREDE BİRLİK ORADA DİRLİK OLUR
Bahar geçip yaz kendini hissettirmeye başladığında Gülçiçek, ebru boyama ve hüsnü hat (güzel yazı) kursunun artık neredeyse sonuna doğru gelmiş oldu. Bu konuda yeteneği de varmış. Kiril alfabesi ile başlayan bu yolculuk, Latin ve Arap elifbası ile devam ediyordu.
Mahallede yürürken herkes ona “Gülçiçek kız!” diye seslenince, o da hafif gülümseyip hiç çekinmeden cevap verirdi:
“Günaydın teyzeler! Nasılsınız?”
Teyzeler birbirine bakıp.
“Aaa Gülçiçek kız, iyice Türkçeyi becerir olmuş!”
Gülçiçek gururla Ercan’a dönüp:
“Duydun mu? Türkçeyi Türkiye Türkleri gibi iyi konuşur olmuşum!”
Ercan:
“Ben yıllardır söylüyordum, sonunda mahalleli de fark etti.”
Gülçiçek:
“Ben artık Türkçemizi güzel bir şekilde konuşup düşünmeye başladım Ercan. Hem Almanca hem Türkçe… Bazen de ikisini karıştırıyorum.”
Ercan kahkaha attı:
“Senin karışık hâlin bile çok güzel Gülçiçek.”
Bir gün markette sıra beklerken kasiyer ona gülümsedi:
“Yenge, bugün çok şıksın.”
Gülçiçek gülümseyerek hiç çekinmeden cevap verdi:
“Sen de çok tatlısın!”
Kasiyer şaşırdı.
“Aaa abla, Türkçen çok iyi olmuş!”
Arkadan bir teyze:
“Böyle gelin zor bulunur.
Hem güzel hem saygılı hem de dil öğreniyor!”
Bir başkası:
“Ercan efendi, kıymetini iyi bil ha!”
Ercan başını kaşıdı:
“Evet teyzeler, biliyorum…”
Gülçiçek bu ilgiden hem mutlu hem şaşkındı.
Evden çıkarken Ercan’a dedi ki:
“Ercan… neden herkes bana farklı ve tatlı davranıyor?”
“Çünkü sen kalbinle sevdin bu ortak kültürü. Bunu onlar hissediyorlar.”
Gülçiçek:
“Ben de seni çok sevdim Ercan. Seni, aileni, ülkeni… Biz farklı değiliz ki bir ağacın iki ayrı dalıyız”
Ercan’ın bu cevap karşısında kalbi sıcacık oldu.
Bir gün Ercan işten eve geldiğinde heyecanlıydı, konuşamıyordu.
Gülçiçek onu görünce korktu:
“Ercan, ne var? Bir şey mi oldu?”
Ercan bir süre konuşamadı. Sonra cebinden bir zarf çıkardı.
“Gülçiçek, beni ustabaşı yaptılar.”
Gülçiçek gözlerini açtı.
“Gerçekten mi?!”
Ercan başını salladı.
“Evet. Artık bir ekibim olacak. Sorumluluk büyük ama hazırım.”
Gülçiçek sevinçle boynuna sarıldı.
“Ben sana demiştim! Sen güçlüsün, sen değerlisin Ercan!”
Ercan’ın gözleri bahar yağmuru gibi doldu.
“Sen olmasan cesaret edemezdim ki.
Türkiye’ye gidişimiz, ailemle barışmam, sonra senin dilimizi öğrenerek geliştirmen beni çok mutlu etti. Hepsi beni değiştirdi.”
Gülçiçek elini onun göğsüne koydu.
“Ercan, insan bazen sadece birine inanır. Ben sana inandım. Sen de artık kendine inanıyorsun.”
O akşam mutfak masasında kutlama yaptılar.
Türk çayı vardı, küçük bir pasta vardı, ama en büyük kutlama ikisinin gözlerindeydi.
Yaz tatiline artık bir ay kalmıştı. Evde bir valiz köşeye kondu. Gülçiçek ara ara içine bir şeyler koyuyor sonra tekrar çıkarıyordu.
“Ercan, bu elbiseyi götüreyim mi? Yoksa Türkiye’de çok mu sıcak olur?”
“Türkiye’de sıcak olur Gülçiçek ama senin elbisen kimsenin umurunda olmaz. Sen gelince tüm teyze ve amcalar mutlu olacaklar.”
Gülçiçek güldü:
“O zaman en rahat elbiseleri alıyorum.”
Bülent duyduğu ve ortalıkta başıboş dolaşan dedikoduyu yayar. Bir gün Ercan markete girdiğinde Ali koşarak geldi:
“Ercan abi! Duyduk ki evden çıkıyor musunuz!”
Ercan şaşırdı:
“Ne? Kim söyledi bunu?”
Bülent:
“Mahalleli öyle diyor.”
“Biz taşınmıyoruz Bülent, sadece Türkiye’ye tatile gidiyoruz.”
Bülent kaşlarını kaldırdı:
“Ooo… tatil deyip geri dönmeyen çok oluyor Ercan abi!”
Gülçiçek kahkaha attı:
“Bülent, bizi göndermek istiyorsan açık açık söyle.”
Bülent ellerini kaldırdı:
“Yok yenge! Siz Müslüman ve Türk değilmişsiniz. Sen gidersen biz kime Türkçe öğreteceğiz?”
Gülçiçek gururla Ercan’a döndü:
“Bak! Bana ihtiyaçları var. Önce ben Gagauz Türkü ve inançlı bir Hristiyanım.”
Ercan:
“Evet Gülçiçek, Gagauz Türküdür.”
“Aaa! Bir de Hristiyanmış. Hiç Hristiyan Türk olur mu?”
“Neden olmasın?”
“Biz öyle biliyoruz da…”
Bu sefer söze Gülçiçek girdi.
“Türk, Türk olarak doğar. Din ise sonradan tercih edilir. Hazar Türklerinin yönetici bölümü Musevi dinine inanıyordular. Türkiye de onlara Karay - Karaim denir. Sizden benden daha Türktürler. Din ise tercih edilir. Aynı milletin fertlerinden kimi Musevi, kimi Hristiyan, kimi de İslamı seçip tercih eder…”
Bu kadar bilgi üzerine Gülçiçek sustu. Ercan ise Bülent ve Ali’ye baktı ve onlara;
“Biraz konuyu araştırın. Doğru tarihleri inceleyip öğrenin. Türk bir milletin adıdır ve kendine has ana dili olan topluluğa da millet denir. Türk Milleti nerede ise çeyrek milyara yakındır ve hepsinin dili Türkçedir.
Bülent, yılışarak;
“Şimdi sen, Kırgızlara, Özbeklere, Tatarlara da mı Türk diyorsun? Onlar bizim gibi Türkçe konuşmuyorlar “Ben de seni çok sevdim Ercan. Seni, aileni, ülkeni… Biz farklı değiliz ki bir ağacın iki ayrı dalıyız”
Ercan’ın bu cevap karşısında kalbi sıcacık oldu.
Bir gün Ercan işten eve geldiğinde heyecanlıydı, konuşamıyordu. Gülçiçek;
Onu o şekilde görünce korktu:
“Ercan, ne var? Bir şey mi oldu?”
Ercan bir süre konuşamadı. Sonra cebinden bir zarf çıkardı.
“Gülçiçek, beni ustabaşı yaptılar.”
Gülçiçek gözlerini açtı.
“Gerçekten mi?!”
Ercan başını salladı.
“Evet. Artık bir ekibim olacak. Sorumluluk büyük ama hazırım.”
Gülçiçek sevinçle boynuna sarıldı.
“Ben sana demiştim! Sen güçlüsün, sen değerlisin Ercan!”
Ercan’ın gözleri bahar yağmuru gibi doldu.
“Sen olmasan cesaret edemezdim ki.
Türkiye’ye gidişimiz, ailemle barışmam, sonra senin dilimizi öğrenerek geliştirmen beni çok mutlu etti. Hepsi beni değiştirdi.”
Gülçiçek elini onun göğsüne koydu.
“Ercan, insan bazen sadece birine inanır. Ben sana inandım. Sen de artık kendine inanıyorsun.”
O akşam mutfak masasında kutlama yaptılar.
Türk çayı vardı, küçük bir pasta vardı, ama en büyük kutlama ikisinin gözlerindeydi.
Yaz tatiline artık bir ay kalmıştı. Evde bir valiz köşeye kondu. Gülçiçek ara ara içine bir şeyler koyuyor sonra tekrar çıkarıyordu.
“Ercan, bu elbiseyi götüreyim mi? Yoksa Türkiye’de çok mu sıcak olur?”
“Türkiye’de sıcak olur Gülçiçek ama senin elbisen kimsenin umurunda olmaz. Sen gelince tüm teyze ve amcalar mutlu olacaklar.”
Gülçiçek güldü:
“O zaman en rahat elbiseleri alıyorum.”
Bülent duyduğu ve ortalıkta başıboş dolaşan dedikoduyu yayar. Bir gün Ercan markete girdiğinde Ali koşarak geldi:
“Ercan abi! Duyduk ki evden çıkıyor musunuz!”
Ercan şaşırdı:
“Ne? Kim söyledi bunu?”
Bülent:
“Mahalleli öyle diyor.”
“Biz taşınmıyoruz Bülent, sadece Türkiye’ye tatile gidiyoruz.”
Bülent kaşlarını kaldırdı:
“Ooo… tatil deyip geri dönmeyen çok oluyor Ercan abi!”
Gülçiçek kahkaha attı:
“Bülent, bizi göndermek istiyorsan açık açık söyle.”
Bülent ellerini kaldırdı:
“Yok yenge! Siz Müslüman ve Türk değilmişsiniz. Sen gidersen biz kime Türkçe öğreteceğiz?”
Gülçiçek gururla Ercan’a döndü:
“Bak! Bana ihtiyaçları var. Önce ben Gagauz Türkü ve inançlı bir Hristiyanım.”
Ercan:
“Evet Gülçiçek, Gagauz Türküdür.”
“Aaa! Bir de Hristiyanmış. Hiç Hristiyan Türk olur mu?”
“Neden olmasın?”
“Biz öyle biliyoruz da…”
Bu sefer söze Gülçiçek girdi.
“Türk, Türk olarak doğar. Din ise sonradan tercih edilir. Hazar Türklerinin yönetici bölümü Musevi dinine inanıyordular. Türkiye de onlara Karay - Karaim denir. Sizden benden daha Türktürler. Din ise tercih edilir. Aynı milletin fertlerinden kimi Musevi, kimi Hristiyan, kimi de İslamı seçip tercih eder…”
Bu kadar bilgi üzerine Gülçiçek sustu. Ercan ise Bülent ve Ali’ye baktı ve onlara;
“Biraz konuyu araştırın. Doğru tarihleri inceleyip öğrenin. Türk bir milletin adıdır ve kendine has ana dili olan topluluğa da millet denir. Türk Milleti nerede ise çeyrek milyara yakındır ve hepsinin dili Türkçedir.”
Bülent, yılışarak;
“Şimdi sen, Kırgızlara, Özbeklere, Tatarlara da mı Türk diyorsun? Onlar bizim gibi Türkçe konuşmuyorlar ki”
Ercan, hemen telefonundaki müzik dinleti yerlerinden birisine girerek Gagauzların söylediği ‘Oğlan oğlan kalk gidelim’ türküsünü bulup şu sözleri;
“Oğlan oğlan kalk gidelim
Granitza’nın boyunda koyun güdelim
Ne güzel oğlan, yalabık çoban.” dinletti. Sonra da tane tane;
“Türk Milleti çok geniş bir coğrafyaya yayılmış. Millet olarak dünyada konuşulan üçüncü dil, o dili konuşan başka milletlerle sıralamada ise beşinci dil. Ne acı ki bu durumu Türk milletinden olanların büyük çoğunluğu bilmiyor” deyince büyük bir sessizlik oldu. Bu arada yanlarında onları yarım saattir dinleyen Tuğrul bey sözü aldı.
“Gençler, ben Türk Dili ve Edebiyatı fakültesini bitirdim. Doktora mı Türk Lehçeleri üzerine yaptım. Ercan bey çok güzel söyledi. Millet diliyle yaşar, dili olana millet denir.”
Bülent ile Ali, birbirine bakarak;
“Dili anladık ama din ne olacak?” deyince; Gülçiçek araya girdi.
“Herkes neye inanıyorsa; onunla yaşayacak” der demez;
“Bakınız Araplar da Müslüman da var, Hristiyan da. Onlar bu durumu aşmışlar. Biz de aynı dili konuşanlar olarak Türk kalmalıyız, din olarak da herkesin inancına saygı göstermeliyiz.”
Bir müddet sessizlik oldu. Tuğrul bey;
“İşte, dilde, fikirde ve gönülde bir olursak; beraber hareket edebilirsek; bize karşı kimse kötü niyetle yaklaşamaz. Fakat, Gagauz’a, Çuvaş’a Hristiyan diye, Karaylara Musevi, Özbek ve Türkiye Türklerine Sünni, İran Türklerine Şii, hele hele Nakşibendi, Işıkçılar, Menzilci, Nurcu, Yazıcı, Okuyucu, Süleymancı ve bir çok cemaatlere ayırırsak, hem gücümüz zayıflar, hem de birlik olamayız. Milleti bir bütün olarak görmek istersek; kişisel tercihleri yani ideolojik farklılıkları ve dini yelpazeyi birbirine düşman olarak görmemeliyiz. Her devrin politikası ayrı ve farklıdır. Fakat diline sahip bilinçli kimlikli bir millet olabilmek her devirde karşılıklı güven ve saygı ister” dedi ve Gülçiçek’in elinden tutarak;
“Türk Milleti seni dışlamayacaktır, aramıza hoşgeldiniz. Nerede birlik orada dirlik olur” dedi.
Halil GÜLEL
Düsseldorf / 04.04.2026
(Garip Kuşun Yuvasını Allah Yapar)
“
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.