8
Yorum
20
Beğeni
5,0
Puan
225
Okunma

İnsan bazen bir kapının eşiğinde durur. Elini uzatır, dokunur ama açamaz. Çünkü o kapı yalnızca tahtadan, demirden yapılmamıştır; o kapı, insanın kendi içine açılır. İşte “açın tüm kapıları” dediğimizde kastettiğimiz de tam olarak budur: İnsan, önce kendi içindeki kapıları açmalı. Karanlığa kapattığı, korkuyla kilitlediği, bencillikle mühürlediği ne varsa… Hepsini bir bir aralamalı.
Zira iyiliğe açılan kapılar, çoğu zaman dışarıda değil, içeridedir.
Bugün dünya, kapılarını hızla kapatan insanların yorgunluğunu taşıyor. Kimse kimseye kolay kolay gönlünü açmıyor. Selamlar eksik, tebessümler yarım, dostluklar mesafeli. Oysa bizim kültürümüzde kapı demek, yalnızca bir giriş değil; bir paylaşımın, bir muhabbetin, bir insanlığın başlangıcıdır. Eskiden bir kapı çalındığında, “kim o?” diye sorulmadan açılırdı. Çünkü bilinirdi ki gelen ya bir misafirdir ya da bir ihtiyaç sahibidir. Ve her ikisine de gönül açıktır.
Açın tüm kapıları…
Ama her kapıyı değil.
Kötülüğe açılan kapıları kapatın. Nefsin fısıldadığı, insanı kendine mahkûm eden o dar kapıları sıkıca örtün. Hasede, kine, öfkeye açılan yolları kilitleyin. Bırakın onlar sizi bulamasın, siz de onları aramayın. Çünkü kötülük, davetsiz bir misafir gibidir; bir kez içeri girerse, evin huzurunu alır götürür.
Asıl mesele, iyiliğe açılan kapıları sonuna kadar aralamaktır.
Bu zor mudur? Hayır. Zor olan, insanın kendi nefsine karşı durabilmesidir. Zor olan, kendisi için istediğini başkası için de isteyebilmektir. Bir lokma ekmeği paylaşırken “önce o doysun” diyebilmektir. İşte insanı yücelten de budur. Bizim medeniyetimizde “komşusu açken tok yatan bizden değildir” denir. Bu söz, yalnızca bir öğüt değil; bir hayat düsturudur.
Bir düşünün… Bir kapıyı açmak ne kadar zor olabilir? Elini uzatır, çevirir ve açarsın. Ama gönül kapısı öyle midir? Orada kilit görünmez, anahtar bulunmaz. Orada açmak için cesaret gerekir. Samimiyet gerekir. İçtenlik gerekir.
İnsan, “önce başkası” demeyi öğrendiğinde, aslında kendi içindeki en büyük kapıyı açmış olur. Bu mertebeye ulaşan insan, olgunlaşır. Halk arasında “kâmil insan” denilen o güzel seviyeye yaklaşır. Çünkü o artık yalnız kendini değil, çevresini de düşünür. Bir çocuğun gülüşünde kendini bulur, bir yaşlının duasında huzur bulur.
Bizim tarihimiz, bu kapıları ardına kadar açan insanların hikâyeleriyle doludur. Bir vakıf medeniyetinden geliyoruz. Kuşlar üşümesin diye yuvalar yapan, yoldan geçen susuz kalmasın diye çeşmeler diken bir anlayışın mirasçılarıyız. Bir tas çorbayı paylaşırken utanan değil, paylaşamamaktan utanan bir milletiz.
Açın tüm kapıları…
Dostluğa açın.
Kardeşliğe açın.
Merhamete açın.
Bir selamın, bir tebessümün, bir güzel sözün kapısını açın. Çünkü bazen bir insanın hayatını değiştiren şey, büyük sözler değil; küçük ama samimi dokunuşlardır.
Unutmayın, kapılar kapandıkça dünya daralır. İnsan yalnızlaşır. Kalpler kurur. Ama kapılar açıldıkça, dünya genişler. İnsan insanı bulur. Kalpler yeşerir.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey budur: Kapıları açmak. Ama öyle rastgele değil… Bilinçle, niyetle, samimiyetle açmak.
Kötülüğe kapalı, iyiliğe açık bir gönülle…
Bir gün herkesin kapısını çalacak olan zaman geldiğinde, geriye açtığımız kapılar kalacak. Kimlere umut olduk, kimlere dost olduk, kimlere kardeş olduk… İşte o gün, kapılarımızın genişliğiyle değil, gönlümüzün açıklığıyla hatırlanacağız.
O yüzden bugün, şimdi…
Açın tüm kapıları.
ALİ RIZA COŞKUN
5.0
100% (13)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.