3
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
204
Okunma

GÜRBÜZ AYGIRIN BALE SEVDASI
Bir varmış, bir yokmuş… Kara kara kara yeller esmiş, kör bıçaklar akan suları kesmiş. Evdeki tavşanlar dağlara kaçmış, kaçarken bu masala yeni sayfa açmış. Koyun kuzu keçi oğlak derken gün doğmuş sığırlara, gıpta ile bakmış az görenler suda oynatan aygırlara. Su aygırı dedinde aklıma geldi, bu masalda Gürbüz Aygır baş rolü aldı.
Uzak çayırların birinde, kaslarını sarı sıcak güneşte ışıkla parlatmayı seven, aynaya bakınca kendi kendine hayran kalan iri bir canlı yaşarmış. Herkes ona Gürbüz Aygır dermiş, o da ne bulursa her şeyi yermiş.
Adı gibi gürbüz, omuzları geniş, boynu kalın, adımları sert ve iddialıymış. Sabahları koşar, öğlen ağırlık kaldırır, akşamüstü yüksek atlama çalışırmış. Çayırda yürürken bile kaslarını gere gere yürür, göl kenarında suya bakıp poz verirmiş.
“Şu adalelere bak!” dermiş kendi kendine. “Biraz daha hafif olsam var ya… şu tepeden öyle bir atlarım ki, gökyüzü bile beni alkışlar!”
Gürbüz Aygır gerçekten de adı gibi gürbüz ve oldukça besili görünürmüş, düz yolda başı göklere değecek gibi yürürmüş.
Ama iş yemeye gelince işler değişirmiş. Ballı yonca? “Bir tanecik…”
Kremalı yulaf? “Yarın diyete başlarım…”
Şekerli havuç tatlısı? “Bu son!” O “son” hiç bitmezmiş ve o son gelmezmiş.
Ama bir şey vardı ki onun hep disiplinini alt edip bozarmış: Tatlı çörekler, ballı otlar ve kremalı çayır kekleri… Her seferinde kendi kendine söz verirmiş:
“Yarın biraz hafif beslenirim. Biraz zayıflarsam daha yüksekten atlarım. Kuğu Gölü’nde bir balerin gibi süzülürüm…”
Fakat sevdiği yiyecekleri görünce o düşünce, sarı sıcak güneş ışığında kalmış taze karlar gibi erirmiş.
Bütün bu kaslı görüntüsünün altında, kimselere pek söylemediği bir hayal saklıymış: Bir gün Kuğu Gölü balesinde dans etmek… İşte o hayal, kalbinin en narin ve en hassas yerindeymiş. Kuğu Gölünün üstünde bir ayağını havaya kaldırıp, kollarını açarak dans arkadaşı etrafında dönerken; sanki gökyüzü ile yeryüzü ufukta ak bir çizgi çizerek birleşirmiş.
Kollarını havaya kaldırınca sanki parmakları bulutlara narin narin dokunmuş gibi bir halde hissedermiş. Gerçekte olmasa da hayali bile onu çok mutlu edermiş. Bir balerin gibi süzülmek… Bir kuğu gibi zarif dönmek… Ama bunu kimselere söyleyemezmiş. Çünkü çayırda bale denince herkes kıkır kıkır güler, “Sen mi?” dermiş.
Bazen aylarca böyle bir hayalin etkisiyle gülümser ve herkesi selamlarmış. En çok sevdiği hareketlerden birisi de buzların üzerinde daireler çizerek döne döne güneşe gülümsemekmiş. Sonra tekrar bir topaç gibi dönerek patenleriyle titremeden, sarsılmadan buzların üzerine inip ve şimşek hızıyla ileriye doğru fırlayarak kaymakmış.
Şu yemekler yüzünden yapamadığı bu bale figürlerinin hayali bile onu, bu dansı sanki yapmış gibi mutlu ediyormuş…
Soğuk gün ve büyük yanılgı onu çok etkilemiş. Bir sabah öyle bir soğuk olmuş ki, nefesler bile havada donmuş. Ağızdan çıkan nefesler önce soba bacası gibi duman duman havaya yayılıyormuş. Bir müddet sonra da bu duman şeklindeki nefes bulutlarının içindeki su zerrecikleri dondukları için mini mini elmas parçacıkları gibi yerçekiminin cazibesine kapılıp bir yerlere düşüyormuş.
Yakındaki küçük gölet buz tutmuş. Gökyüzü kurşuni, ağaçlar sessizmiş. Ördekler göl zannedip bu mini gölete inmişlermiş. Göletin buzları ördeklere göre camdan kalınmış. Üzerinde ördekler yürürken bazen ayakları kayınca; buz üzerine bin çeşit figürler yaparak bale yapıyormuş gibi uzaktan bakınca görünürmüş.
Minik ayakları buzda kayar, sağa sola savrulunca sanki buz pateni yapanlara benzerlermiş. Onların buz üstünde düşüp kaymalarını uzaktan seyredenlerden birisi de bizim vücut geliştirme için candan spor yapan ve bütün ömrü Kuğu Gölü balesinin başarılı balerini olmayı hayal eden Gürbüz Aygır, uzaktan bakınca gözleri parlamış:
“Ah!” demiş, “İşte Kuğu Gölü! Ne zarif dönüşler, ne ince adımlar!”
Oysa ördekler yalnızca düşmemeye çalışıyormuş. Ama gösterişi seven bir kalp, gerçeği her zaman görmek istemezmiş. Gördüğü manzaranın gerçeğini sorgulamadan görmek istediği gibi yorumlamak ve anlamdırmak Gürbüz Aygırı farklı bir aleme taşımış.
Gürbüz Aygır çok heyecanlanmış. Sanki kalbi bir yerine beş kat daha hızlı atıyormuş, kalbi hızlandıkça damarlarındaki akan kan daha fazla enerji üretip ona güç kuvvet katıyormuş.
Vakit geçirmeden önüne gelen bu fırsatı değerlendirmek istemiş. Hemen depodan küçük tekerlekli patenleri getirmiş. Ayaklarına takmış. Göğsünü kabartmış.
“Ben de geliyorum ey muhteşem Kuğu Gölü!” diye bir nara atmış. Ardından da tepeden aşağıya doğru kendini bırakmış.
İlk anlar harikaymış. Rüzgâr incecik kuyruğunu havada savurmuş. Güneş derisine altın sarısı yansıtarak kaslarını parlatmış. Kendini gerçekten bir süper yıldız balerin gibi hissetmiş. “İşte sanat!” diye bağırmış.
Tam o sırada yolun yarısında tekerleklerden birisi bir ağaç köküne takılmış. O an zaman yavaşlamış. Gürbüz Aygır yerden havalanmış. Gerçekten de koca bir kuş gibi süzülmüş ve yeşil ördek gibi büzülmüş. Hatta bir an için gökyüzü bile ona hayran kalmış. Birden biraz iriden de iri bir kuş gibi göklere dalmış. Sonra da olan olmuş…
PAAAAT!
Göletin ortasına düşmüş. Göletteki buz büyük bir gürültüyle kırılmış. Kocaman bir delik açılmış. Ardından da Gürbüz Aygır gözden kaybolmuş. Gölet kenarında herkes donakalmış. Ördekler “vak vak!” bile diyememiş. Rüzgâr da nefesini tutup esmemiş.
Bir müddet sonra buzun içindeki karanlık suyun altından baloncuklar yükselmiş.
Sonra… sonrası var mı canım, elbette varmış. Buzun altında, suyun soğuk sessizliğinde Gürbüz Aygırın aklı ve gözleri açılmış. Suyun içi karanlıkmış ama berrakmış. Kendi yansımasını görmüş. Bu kez kasları değil, yüzündeki şaşkınlık görünüyormuş.
İçinden bir ses konuşmuş: “Gösteriş için mi atladın? Yoksa gerçekten dans etmek için mi?” O an ilk defa susmuş. Su soğukmuş ama düşüncesi sıcakmış. Bir müddet sonra başını o delikten çıkarmış. Saçak saçak sular akıyormuş başından ve üzerinden. Sırılsıklam, şaşkın, ama hâlâ gururlu bir baş. Kalabalık sevinçle alkışlamaya başlamış. Çünkü herkes onun sağ salim çıktığını görüp rahatlamış ve alkışlamışlar.
Alkışlar yürekten geliyormuş; çünkü herkes korkmuş. Gürbüz Aygır bu alkış ve ilgiyi görünce hemen toparlanmış. Sağa sola bakmış. Silkinerek üzerindeki buz parçalarını ve su damlalarını atmış. Sonrada izleyicilerine hafif bir reverans yaparak usulünce bir selam çakmış. Onların yanlarına gelince gülümseyerek sormuş:
“Ne güzel bale yaptım değil mi?” demiş. Yaşlı şaşkın bir ördek öne çıkmış.
“Evladım,” demiş, “biz dans etmiyorduk. Kaymamak için mücadele ediyorduk.” Kalabalığın içinden yaşlı bir eşek de konuşmuş:
“Biz seni zarif olduğun için değil, kurtulduğun için alkışladık.” Gürbüz Aygır bir an durmuş ve sağa sola bön bön bakmış.
“Yani… bu bir bale gösterisi değil miydi?” diye sormuş. Ördekler hep bir ağızdan:
“Hayır!” Küçük bir tavşan da çekinerek eklemiş:
“Zarafet, düşmemek değildir. Düşüşü anlamaktır.”
Bu söz, Gürbüz Aygır’ın kalbinde buzdan daha derin bir çatlak açmış. Kendi kendine mırıldanmış: Gürbüz Aygır ilk defa başını eğmiş. Kasları hâlâ güçlüymüş ama içindeki bir sertlik yumuşamış.
“Ben…” demiş, “görünmek istedim. Beğenilmek istedim. Alkışlanmak ve övülmek istedim ama alkışın niçin geldiğini hiç sormadım.”
Yaşlı kır at yanına yaklaşmış:
“Evladım, beden gücü göz kamaştırır, fakat ölçü, tevazu ve çalışmak… işte onlar gerçek zarafeti doğurur.”
Gürbüz Aygır derin bir nefes almış.
“Ben gerçekten dans etmek istiyorum,” demiş.
Yaşlı at ikaz eder gibi bakmış:
“O zaman önce kalbini hafiflet. Sonra miden de hafifler.”
Kalabalık gülmeye başlamış. Turna gülümsemiş:
“Beğenilmek için yapılan hareket, kalbe değmez. Kalpten gelen hareket ise zaten görünür.”
Yaşlı at devam etmiş:
“Beden güzelliği gözleri büyüler. Ama tevazu ruhu büyütür.”
Gürbüz Aygır gölete bakmış. Bir de buzun ortasındaki deliğe… O günden sonra Gürbüz Aygır spor yapmayı bırakmamış fakat çaktırmadan sıkı bir diyete başlamaya karar vermiş.
Eh… Arada sırada kaçamaklar oluyormuş. Bezen de ne yaptığını bilmeyince midesi doluyormuş. İkaz edip bir şey diyenlere de bir cevap buluyormuş…
Ama artık aynaya bakarken sadece kaslarını değil, niyetini de bakıyormuş. Yemekleri yine seviyormuş; fakat ölçüyü öğrenmiş.
Gerçek bale derslerine katılmış. Dans etmeyi yine hayal etmiş; fakat önce çalışmayı öğrenmiş. Düşüp, kalkmış, yine tekrar denemiş. Bir gün gerçekten buz üstünde kayabilmiş. Bu kez gösteriş için değil; küçük ördeklerin kaymasını önlemek ve onlara destek olmak için.
O gün alkış gelmiş mi? Evet. Ama o alkış filan beklememiş. Yeşil başlı bir ördek fısıldamış:
“Bakın… artık kaymıyor, gerçekten kayıyor!”
Gürbüz Aygır gülümsemiş.
“Demek ki,” demiş, “en zor hareket, çift dönüş değilmiş… en zor hareket, egoyu, bencilliği ve kibiri yere bırakmakmış.”
Çünkü artık biliyormuş: En yüksek atlayış, bedenin değil, kibrinden hoşgörüye geçmekmiş. Gerçek zarafet ise, düşmeden süzülmek değil; düştüğü yerden bilgi ve bilgelikle çalışıp onurlu bir şekilde tekrar ayakta dimdik durmakmış.
O günden sonra çayırlıkta yeni bir söz yayılmış: Kaslar seni yükseğe sıçratır, ama tevazu seni hafifletir, gerçek bale ise kalpte başlarmış.
Her başlayanın bir sonu olduğu gibi bu masal da burada sona ermiş ve bitmiş. Ama gölette açılan o delik, Gürbüz Aygır’ın kalbinde bir pencere olarak kalmış. Bir de ona her kış şunu hatırlatırmış:
“Zarif görünmek başka, zarif olmak başkadır.”
Ne zaman fazla tatlı yerse… ördekler uzaktan bakıp şöyle dermiş:
“Dikkat et Gürbüz, yine yakında Kuğu Gölü balesi sezonu açılacak!” derlermiş ve o da kıs kıs gülermiş. Başarı başaranın ve sevenlerinin özünü, yüzünü güldürürmüş.
Halil GÜLEL
Düsseldorf / 18.02.2026
(Halil Dededen Masallar)
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.