Sahip olduğunuz koşulları değiştirmek için, önce farklı düşünmeye başlayın. norman vincent peale
Halil GÜLEL
Halil GÜLEL

İKİ GARİP YÜREK BİRLEŞTİ

Yorum

İKİ GARİP YÜREK BİRLEŞTİ

( 2 kişi )

2

Yorum

6

Beğeni

5,0

Puan

420

Okunma

İKİ GARİP YÜREK BİRLEŞTİ

İKİ GARİP YÜREK BİRLEŞTİ

İKİ GARİP YÜREK BİRLEŞTİ

Düsseldorf’un Türk mahallesine giden tramvay, rayların üzerinde hafifçe sallanırken, Yusuf’un içi de aynı ritimde sallanıyordu.

Yan koltukta oturan Suzanna ile Sevim, dışarıdaki dükkânlara, vitrinlere, tabelalara merakla bakıyordu.
“Anadolu Market”
“Dost Kasap”
“Kardeşler Lokantası”
Gözleri sırayla takılıp kalıyordu.

“Burada Almanya’da değilmişim gibi hissediyorum,” dedi.

“Biz de öyle hissediyoruz,” diye gülümsedi Yusuf.

“Yıllardır iki ülkede yaşıyoruz; bir ayağımız burada, biri orada.”

Tramvaydan indiler. Sokağa girer girmez sıcak simit kokusu, mangalda pişen köfte dumanı, fırından yeni çıkmış ekmeğin buğusu havaya karıştı.

Suzanna, kış güneşine rağmen bu kokuların sıcaklığını yüzünde hissetti.

“Yusuf… Bu sokak, çocukluğunun geçtiği sokağa mı benziyor?”

Yusuf etrafa baktı. Duvarlara asılmış bayraklar, camlarda Arapça - Türkçe karışık yazılar, kaldırım kenarındaki plastik sandalyelere oturmuş, çay içip sohbet eden adamlar…

Gurbet, kendi içinde küçük bir memleket doğurmuş gibiydi.

“Benzetebiliriz,” dedi. “Ama buradaki her şeyin altına bir göç hikâyesi yazsan, sayfalar yetmez.” İlk durak, yıllardır Yusuf’un alışveriş yaptığı küçük bakkaldı.

Kapının üstünde “Bereket Market – Ali Usta” yazıyordu. Yusuf kapıyı açar açmaz, içeriden tanıdık bir ses duyuldu:

“Ooo Yusuf abi hoş geldin!”

Tezgahtan yarı kel, hafif göbekli, gözleri gülen bir adam çıktı. Yusuf’u görünce kollarını iki yana açtı:

“Yahu kayboldun sandık! Nerelerdesin be Yusuf abi?”

Yusuf adama doğru yürürken,

“Kalbimi servise verdim, geri aldım Ali,” dedi.

Sonra dönüp yanındaki Suzanna ile Sevim’i gösterdi:
“Bunlar da… Suzanna ve Sevim.”

Ali, Suzanna’ya şöyle bir baktı, gözlerinde eski bir mahallenin hızlı çalışan terazisi vardı:

“Yabancı mı, değil mi, ne kadar yakın, ne kadar uzak…”

Sonra bir anda geniş bir gülümseme yayıldı yüzüne:
“Hoş geldin Suzanna bacım!”

Suzanna, “bacım” kelimesini anlamasa da sesin sıcaklığını hissetti.

“Teşekkür ederim,” dedi aksanlı bir Türkçeyle.
Yusuf şaşırdı.

“Sen ne zaman ‘teşekkür ederim’ demeyi öğrendin?”
Suzanna gülümsedi:

“Seninle yürürken, kulaklarım da yürüyor yanımda olduğu için senden duya duya Yusuf.” diye izah etti.
Ali, tezgâhın arkasından eğilip fısıldar gibi sordu:

“Yusuf abi, bu… şey mi? Hani…”

Yusuf, mahallenin adet ve kodlarını biliyordu.
Birinin yanında bir kadın gördün mü, soru belliydi: “Gelin mi?”

Yusuf gülümseyerek cevap verdi:

“Ali, önce bir çay söyle de, sonra konuşuruz.”
Ali kahkaha attı.

“Tamam abi, ben anladım!”
Suzanna tezgâhtaki çeşit çeşit zeytinlere, peynir kalıplarına bakıyordu.

“Burada her şey çok… renkli,” dedi.

“Evet,” dedi Yusuf. “Gurbetçinin canı yanınca, sofrayı renkle süsleyip kendini teselli etmeye çalışır.”

Ali, iki ince belli bardakla çay getirdi.

Bardakları masaya koyarken Suzanna’ya dönüp, biraz kötü ama çok içten bir Almancayla:

“Sie sind immer willkommen, Frau Suzanna Yenge.”
(“Her zaman hoş geldiniz.”)

Suzanna şaşırdı, gülümsedi.

“Teşekkür ederim Ali,” dedi bu kez adını da söyleyerek. Ali’nin gözleri parladı.

“Bak Yusuf abi, gelin Türkçe öğreniyor.”

Yusuf’un yüzü kızardı ama kalbi gururla doldu.
Mahalleyi gezdikten sonra Yusuf:

“Acıktın mı?” diye sordu.

Suzanna, etrafa şaşkın şaşkın bakmaktan yorulmuş, yüzünde çocukça bir merak birikmişti.

“Evet. Ama korkuyorum biraz.”

“Neden?”

“Çünkü geçen sefer kahvaltıda acı biber yedirdin bana. Ağzımdan ateşler çıktı.”
Yusuf kahkahayı bastı.

“Söz, bu sefer daha dikkatli olacağım.”
Köşedeki küçük lokantaya girdiler.

Kapının üzerindeki tabela: “ANADOLU SOFRASI – Ev Yemekleri”

İçerde metal kaşık sesleri tabaklara çarpıyor, televizyonda bir Türk kanalı açık, alttan bir türkü usul usul akıyordu.

Garson, Yusuf’u görür görmez:

“Yusuf abi hoş geldin!”

Sonra Suzanna’ya bakıp hafif sesle:

“Yenge, hoş geldiniz.”

Suzanna, “yenge” kelimesini anlamadı ama tonundan bir çeşit sevgi unvanı olduğunu hissetti.
Yusuf menüye baktı, sonra Suzanna ve Sevim’e döndü:

“Sizlere hafif bir şey söyleyelim. Mercimek çorbası, pilav, yoğurt… Bak, yoğurt bizde ilaç gibidir.”
Suzanna, bir süre düşündü:

“Ben, sen ne yiyorsan onu yemek istiyorum.”
Yusuf kaşlarını kaldırdı:

“Bana güvenmek cesaret ister.”

“Sana kalbimi emanet ettim, damağımı neden etmeyeyim?”

Bu cümleye Yusuf hazır değildi. Kalbi bir an yer değiştirmiş gibi oldu. Gülümsedi ama gözleri dolu doluydu.

“Peki…” dedi. “O zaman hepimize de aynı.”
Yemekler geldi.

Ortaya kocaman bir kuru fasulye tenceresi, yanına tereyağlı pilav, salata, yoğurt.

Suzanna, fasulyeye şüpheyle baktı:

“Bu… çok fazla. İki ordu yer bunu.”

“Biz çekirdek ordusuyuz,” dedi Yusuf, yemekleri tabaklara servis ederken arkadaşı Mikail ile Jennifer de geldiler. Onlara da masada yer açıldı. Garson iki adet tabak ve çatal kaşık getirdi. Biraz konuşulduktan sonra Yusuf, “Yemekleri soğutmayalım” dedikten sonra kaşığını aldı:

“Bak, önce pilav, üstüne biraz fasulye… Sonra yoğurt. Karıştır.”

Suzanna talimatları takip etti, bir lokma aldı. Gözleri açıldı.

“Bu… bu çok güzel!”

Yusuf gururla geriye yaslandı:

“Biz kuru fasulyeyle büyüdük Suzanna. Sadece karın doyurmaz; mutfaktaki her yoksulluğu zengin gösterir.”

Suzanna ikinci lokmayı aldı, üçüncü lokmayı, dördüncüyü… Birden durdu.

“Yusuf… ”

“Hm?”

“Sanırım ben… Türkiye’ye gittiğimde şişman döneceğim.”

Bu sözlere hepside güldü. O an yan masadan bir amca seslendi:

“Yusuf, bu Alman gelin senin mi?”

Yusuf, bir anda çocuk gibi utandı.

“Henüz değil” diye adeta fısıldadı.

Suzanna, hiçbir şey anlamasa da sesin tonundan soruyu sezdi:

“Ne diyor?”

Yusuf, ne diyeceğini bilemedi ve biraz kıpkırmızı olmuş halde:

“Şey… seni bana yakıştırıyorlar.”

Suzanna kaşlarını kaldırdı, gözlerinde hafif müzip ve muzır bir gülümseme:

“Peki sen?”

Yusuf boğazını temizledi, bir yudum su içti:
“Ben… seni zaten baştan beri kendime yakıştırıyorum.”

Cümle masanın üzerine sessizce oturdu.
Tabaklar, kaşıklar, televizyon sesi, dışarıdaki araba gürültüsü…

Hepsi birkaç saniyeliğine arkaya çekildi.

Suzanna, kaşığı tabağa bıraktı, Yusuf’un gözlerinin içine baktı:

“Yusuf… Bu cümlenin içinde evlilik var mı?”

Yusuf, yıllarca içine gömdüğü korkuların bir anda yüzeye çıktığını hissetti.

Evlenmek… Sorumluluk… Beklenti… Geçmişte gerçekleşmemiş hayallerin yükü… Ama aynı anda başka bir şey daha vardı: Bu güzel ve zarif kadını kaybetme korkusu. Elini masanın kenarına koydu. Parmakları hafifçe titriyordu.

“Bilmiyorum…” dedi önce.

Sonra durdu, nefes aldı, tekrar başladı:

“Evet. Var.”

Suzanna’nın gözlerinde bakışlar sevecen bir tavırla yumuşadı. Ne tam sevinç, ne tam şaşkınlık. İkisini birden taşıyan bir bakış.

“Benim için evlilik, kağıt parçasından ibaret değil,” dedi sertçe Suzanna.

“Ben bir kere evlenmedim. Çünkü içime sinmedi. Evde her zaman sessizlik vardı. Birinin hayatına gireceksem o sessizliği çoğaltmak istemiyordum.”
Yusuf dikkatle dinliyordu.

“Peki şimdi?” diye sordu.

Suzanna, kuru fasulyenin üzerine bırakılmış kaşığı izledi.

“Şimdi, seninle aynı evde susmayı bile kabul edebilirim,” dedi. “Çünkü biliyorum ki sen susarsan, suskunluğun bile sıcak bir sevda olur.”

Bu cümle, Yusuf’un yıllarca duyduğu tüm “Sen geç kaldın”, “Artık yaşın geçti, kartaştın” türünden duyduğu cümle ve sesleri bastırdı. İlk kez kalbinin içinde çok net bir şey duydu:

“Bu kadınla bir ömür geçer.”

Lokantadan çıktıktan sonra mahallede biraz daha yürüdüler.

Bir caminin önünden geçerken, çocuklar avluda oyun oynayıp koşuşturuyorlardı. Bir köşede simitçi, elinde tepsisiyle bağırıyordu:

“Taze simit! Taze simit!”

Suzanna durdu.

“Yusuf… Seninle burada evlensek nasıl olurdu?” diye sordu birden. Yusuf, böyle bir soruyu beklemiyordu.

“Cami avlusunda mı?”

“Hayır,” diye güldü Suzanna.

“Bu mahallenin içinde. Türklerin, Almanların, belki başka milletlerin de geldiği bir düğün de.”

Yusuf’un hayalinde kısa bir anlık görüntü belirdi: Uzun bir masa, üzerinde çeşit çeşit yemekler, bir yanda Türk halayları, diğer yanda Almanların ağır ağır sallanması, ortada ise gelinliğiyle boynunda altın takılarıyla Suzanna. Bu görüntü, ona ağır gelmedi. Tam tersine içini ısıttı.

“Ama,” dedi, “Ben seni kendi kültürüne aykırı bir şeye zorlamak istemem Suzanna.”
Suzanna başını salladı.

“Benim kültürüm… yalnızlıkla büyüdü Yusuf. Aile denince aklıma sofra değil, boş sandalye geliyordu hep. Seninle tanışınca o sandalye doldu. Ben artık ‘biz’ demekten korkmuyorum.”

Yusuf bir süre sustu. Merdiven basamağı gibi bir anlık bir eşikte duruyor gibiydi. Sonra ağır ağır, ama kararlı bir sesle söyledi:

“Ben artık yalnız ölmek istemiyorum.”

Suzanna’ın gözleri doldu. Bu cümle, evlenme teklifinden bile daha gerçek, daha çıplak, daha savunmasız ve sımsıcaktı.

“Ben de… yalnız yaşamaktan sıkıldım,” dedi. “Ama acele etmek istemiyorum. Kalplerimiz acele etmesin, sadece aynı yöne yürüsün.” Yusuf böyle diyerek başını salladı. Ardından da;

“Bizde bir söz vardır,” dedi. “Yol arkadaşı yolun kendisinden kıymetlidir.”
Suzanna gülümsedi:

“O zaman önce iyi yol arkadaşı olalım. Sonra… belki aynı kapının anahtarını taşırız.”

O akşam Suzanna, Yusuf ile vedalaşıp eve döndüğünde, mutfak masasına oturdu ve yıllardır çekmecenin en dibinde sakladığı eski bir not defterini çıkardı. Defterin ilk sayfasında genç bir kızın el yazısıyla yazılmış birkaç cümle vardı:
“Bir gün ailem olursa, evimde hep ses olsun istiyorum. Sessiz yemekler istemiyorum.”
Anna, o cümlenin altına yıllar sonra yeni bir cümle ekledi:

“Belki aile, aynı soyadı taşımak değildir.
Belki aynı sofrada aynı yemeğe uzanan iki eldir önce.”

Kalemi eline alıp bir süre düşündü. Sonra altına şunları yazdı:

“Yusuf, hayatıma ‘Biz’ ihtimalini getiren adam. Henüz ‘Evet’ demedi, henüz yüzük yok. Ama içimde uzun zamandır ilk kez bir ev ve evlilik fikri dolaşıyor. Tuğlaları tuğla tuğla saymıyorum; birlikte oturacağımız küçük bir masa yetiyor şimdilik.”
Defteri kapattı. Pencereye yürüyüp gökyüzüne baktı.
“Zamanla neler oluyor hayatta…” diye geçirdi içinden.

“Bir sekreter, önce kendini iyileştirmeye çalışırken, bir gün bir bakıyor ki, kalbi başkasının yanında nefes almaya alışmış.”

O sırada Yusuf da kendi evinde, eski bir çekmeceyi karıştırıyordu. Yıllardır dokunmadığı bir kutuyu buldu.

İçinden gençken annesinin verdiği ve hiçbir gelin adayına takması nasip olmayan, ince bir altın yüzük çıktı. Yüzüğü eline aldı, uzun uzun baktı. “Canım anneciğim, sen bu mutlu günümü göremeyeceksin ama bu yüzüğü takmasını istediğim güzel tam senin istediğin gibi. Sen onu cennetten belki görüyorsundur” derken o yeşil gözlerinden iki damla yaş yanaklarına süzüldü.

“Belki de…” dedi kendi kendine, “Bu yüzük Suzanna’nın parmağına geçmek için bunca yıl bekledi.”

Ama acele etmedi. Yüzüğü tekrar kutusuna koydu. Çekmeceyi kapatırken içinden sessizce şunu söyledi:

“Önce kalbimiz alışsın birbirine. Yüzük, işin en kolayı.”

Gökyüzü, ikisinin de penceresinden aynı renklerle görünüyor, aynı gri perdenin ardından hafif pembe, miskin bir ışık süzülüyordu. Aşk, gürültüsüz ama ısrarlı bir şekilde kalplerinde filizlenip çiçek açıyordu.
Mahalledeki esnafın laf atmaların da, paylaşılan bir tabak kuru fasulyede, merdiven boşluğundaki gözyaşlarında ve yalnızlıkla vedalaşan iç monologlarda… Yusuf artık biliyordu:

Bir gün “aile” derse, o kelimenin içinde Suzanna olacaktı.

Suzanna da biliyordu:

Bir gün “aile” derse, o kelimenin sessiz kahramanı Yusuf olacaktı.

Ve ikisi ertesi gün akşam arkadaşlarıyla beraber MUTLULUK PASTANESİNDe buluştular. Tam kahvelerini içerlerken Yusuf’un sağ eli fark etmeden bir anda Suzanna’nın sağ elinin üstüne bir kartal gibi kapandı. Orada bulunanların gözleri “Ne oluyor” der gibi iri iri hayretle açıldı.

Yusuf, parmaklarını açınca masanın üstüne tatlı bir ses çıkararak altın yüzük düştü. Suzanna, onu hemen aldı ve yüzük parmağına geçirdi.
“Tam bana göre” deyip, bir ceylan gibi fırladı ve Yusuf’un yanaklarını sevinç gözyaşlarını onu gözyaşları ile birleştirerek defalarca “Ben de, ben de” diyerek öpücüklerle süsledi.

Bu arada arkadaşları onları yürekten alkışlayınca; bütün müşteriler önce ne oluyor diye merakla baktılar… Pastana sahibi durumu öğrenince o da çok sevindi ve müşterilere dönüp; “İki yürek birleşti” deyip sevincini paylaşırken bütün müşteriler önce alkışladılar sonra da bu mutlu kararı tebrik ettiler.

Halil GÜLEL
Düsseldorf / 26.03.2026
(Garip Kuşun Yuvasını))

Paylaş:
6 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (2)

5.0

100% (2)

İki garip yürek birleşti Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz İki garip yürek birleşti yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
İKİ GARİP YÜREK BİRLEŞTİ yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Halit Durucan
Halit Durucan, @halitdurucan
26.3.2026 23:03:28
5 puan verdi
Gurbet ellerde ne güzel anılar yaşanıyor Halil üstadım. Harika bir yaşanmışlık örneği okudum gurbet kaleminizden. Saygılar selamlar
Etkili Yorum
Dilek Duru Günay
Dilek Duru Günay, @dilekdurugunay
26.3.2026 14:07:27
Tasvirleriyle, duyguların ibrişim gibi ince ince dokunması, arı-duru Türkçesiyle çok güzel bir hikaye okudum. Samimiyet ve güzel duygular okuyana ustaca geçiyor. Kutluyorum bu güzel eserinizi…
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL