Sahip olduğunuz koşulları değiştirmek için, önce farklı düşünmeye başlayın. norman vincent peale
Halil GÜLEL
Halil GÜLEL

MERHABA ANNE MERHABA BABA

Yorum

MERHABA ANNE MERHABA BABA

( 3 kişi )

3

Yorum

9

Beğeni

5,0

Puan

195

Okunma

MERHABA ANNE MERHABA BABA

MERHABA ANNE MERHABA BABA

MERHABA ANNE MERHABA BABA

Hüseyin ve Barbara’nın sessiz sedası nikahlarından sonraki ilk ayı, bir evliliğin en heyecanlı, en karmaşık ve en öğretici günleriydi.

Sanki ev, ikisinin de kişiliğini tanımak için gözlerini açmış gibiydi: Koltuk, nereye kimin oturduğunu öğreniyordu. Mutfak, baharatların hangi dilde adlandırılacağını anlamaya çalışıyordu.

Çaydanlık, sabahları Hüseyin’in ruh hâline göre müzik gibi ıslık çalıyordu. En önemlisi, ev artık iki kalbin temposuna göre nefes alıyordu. Ama elbette, iki kültür bir araya gelince, işler bazen evde insanı şaşkına döndürüyordu. Evliliğin ilk haftasında Barbara, çöp kutusunun yanında durup Hüseyin’e seslendi:

“Hüseyin, çöp kutusu neden dolmuş?”

Hüseyin omuz silkti:

“Daha yer var ki.”

Barbara şok oldu.

“Çöp kutusu taşıyor Hüseyin!”

Hüseyin çöpü dikkatle inceledi:

“Taşmıyor, taşmaya ama taşacak gibi.”

Barbara ellerini beline koydu:

“Biz Almanlar çöp kutusu taşmaya başlamadan dökeriz.”

Hüseyin gülümsedi:

“Biz Türkler ise taşınca dökeriz ki döktüğümüze değsin.”

Barbara gözlerini patlatarak.

“Hüseyin çöp dökmek bir ödül değildir.”

Bu cümleyi duyan Hüseyin kahkaha attı:

“Tamam tamam, bundan sonra Almanlara göre çöp dökeriz.”

Ertesi sabah Barbara çöpün dökülmüş olduğunu gördü.

Hüseyin kapıdan seslendi:

“Bak, çöpü Alman usulüne göre döktüm. Eksik bir şey var mı?”

Barbara bir gün mutfağa girdiğinde Hüseyin’in çaydanlığı ocağa koyduğunu gördü.

“Hüseyin kaç bardak çay içeceksin?”

“Ne var bunda? Gayet normal.”

“Normaliniz kaç bardak Hüseyin?”

“Günde 25-30 bardak ama büyük değil. İnce belli çay bardağı ile tabii ki.”

Barbara dehşet içinde kalarak:

“Hüseyin bu bir içecek değil, kan verip duruma bir baktırmalısın!”

Hüseyin içten bir kahkaha attı:

“Biz zaten kan tahlillerinde çay seviye durumunu baktırıyoruz.”

Barbara şaşkın şaşkın baktıktan sonra hayretle:

“Gerçek mi?”

“Hayır Barbara. Ama yapabilirler.”

Barbara da gülmeye başladı. Fakat çaydanlık ritüeli kısa sürede evin bir alışkanlığı oldu: Barbara sabah kahvesini içerken Hüseyin mutlaka demli çay içerdi. Barbara çayı biraz sütle denemeyi teklif ettiğinde Hüseyin, şok olmuş ve geri çekilmişti:

“Çaya süt konmaz! Bu ihanet!”

Barbara kahkaha attı:

“Tam bir Türk oldun Hüseyin.”

“Ben zaten Türküm” dedi o da.

Bir cumartesi sabahı Barbara evi temizlemeye başladı.

Hüseyin çağdaş ve eşine yardım eden bir erkek görüntüsü vermek için tebessüm ederek:

“Ben de yardımcı olayım.”

Eline elektrik süpürgesini aldı.
Beş dakika sonra Barbara bağırdı:

“Hüseyin! Süpürgeyi niye yatay çalıştırıyorsun?”

“Böyle daha hızlı gidiyor.”

Barbara, Hüseyin’in süpürgeyi kar küreği gibi kullandığını görünce gülmekle sinirlenmek arasında kaldı.

“Hüseyin, süpürge ileri geri hareket eder.
Sen… dev gibi sürüklüyorsun!”

“Benim sistem böyle.”

Barbara gözlerini kıstı:

“Bu evde tek bir sistem olabilir.”

Hüseyin hemen teslim oldu:

“Tamam… Alman sistemine geçiyoruz.”

Sonra ardından Barbara’ya baktı:

“Ama çayı Türk usulüne göre içiyoruz.”

Barbara gülümsedi:

“Tamam, çay Türk usulü.”

Hüseyin’in muzipliği üstündeydi.

“Kelle paça ve özellikle işkembe çorbasını da Türk usulü içiyoruz!”

Barbara’nın yüzü hoşlanmadığı bir şeyi duyunca buruştu.

Böylece evde küçük ama tatlı bir denge kuruldu.
Pazar sabahları: Masada simit, siyah ve yeşil zeytinler, beyaz ve kaşar peynirleri, sürme ve Fransız camembert kaymak ve peynirleri, vişne, çilek, gül, değişik reçellerle bal, salam, sucuk ve sosisler yanında Barbara’nın hazırladığı sıcak rafadan yumurtalar özellikle Hüseyin’in demlediği tavşan kanı rengindeki çayı ile Alman ekmek çeşitleri.

Bu durum ortada iki kültürün birleşimi gibi bir tablo şeklinde görülüyordu. Hüseyin bir gün dedi ki:

“Bu masa iki ülkenin birleşmiş hâli. Bir de şu masada zeytinlerin yanında acı pul biberli sıcak bir işkembe çorbası olsaydı; ne güzel olurdu.”

Barbara gülümsedikten sonra tekrar yüzünü istemem der gibi buruşturdu:

“Evet… ama zeytinleri ben hâlâ acı buluyorum. Fakat acı bulsam da zeytinlere tahammülüm çok fakat o işkembe çorbasına zerre kadar yok!”

“Acıdan korkma Barbara. Hayatta acıyı sevmezsen tatlıya değer veremezsin.”

Barbara düşündü.

“Demek ben senin sayende acının değerini öğrendim.”

Hüseyin’in kalbi yumuşadı. Akşamları el ele Düsseldorf sokaklarında yürürlerdi. Bazen sessiz, bazen uzun sohbetlerle. Barbara bir gün dedi ki:

“Ben yalnız yürümeyi bilirdim. Ama artık yanımda biri varken daha huzurlu olduğumu hissediyorum.”

Hüseyin cevap verdi:

“Ben de yalnız yürümeye alışmıştım. Ama senin elin elimdeyken yol daha kısa geliyor.”

Barbara, ona Alman filmlerinden izletmek isterdi; Hüseyin’in ise 10 dakika sonra uykusu gelirdi. Hüseyin, Türk filmi açtığında Barbara şaşırırdı:

“Bu adam neden ağlıyor?”

Hüseyin ise kestirmeden cevap vererek:

“Biz duygusal bir milletiz.”

Barbara ikna olmamış gibi onun yüzüne bakarak:
“Evet fark ettim. Sen de ağlıyorsun.”

Hüseyin, sanki bir ayıbı yüzüne vurulmuş gibi yüzü kızardı ve ateş bastı:

“O film yüzünden değil. Biber koymuştum yemeğe de…”

Barbara, kulakları sağır edercesine bir kahkaha attı.
Bir akşam Hüseyin valizin yanında düşünceli bir şekilde oturuyordu. Barbara bir anlam veremediği bu durumu merakla sordu:

“Hazırlık mı yapıyorsun?”

“Evet… uzun zamandır memleketime gidemedim. Seni de götürmek istiyorum.”

Barbara bir anda irkildi.

“Memleket… Türkiye… Sıcak bir ülke… Kalabalık… Aile… Gelenek… Ve bilinmeyen bir dünya.”

Bunları kesik kesik söyledikten sonra Barbara yavaşça onun yanına oturdu.

“Hüseyin, bana biraz Türkiye’den bahseder misin?”

Hüseyin’in gözleri umutla parladı.

“Memleket bir başkadır Barbara… Sabahları kuş sesleri duyulur bizim oralarda. Akşamları çay kokusu sokaklara siner ve konu komşu sohbet ederek içerler. Komşu komşuya selam vermeden geçmez ve evlerin kapısı hep açıktır.”

Barbara yutkundu.

“Kulağa… hem güzel ve hoş hem de korkutucu geliyor.”

Hüseyin kaşlarını kaldırdı.

“Neden korkutucu gelsin ki?”

Barbara sessizce:

“Çünkü… orada yabancı olacağım.”

Hüseyin onun elini tuttu.

“Ben varken yabancı olmazsın. Bak ben de burada yabancıyım.”

Barbara başını Hüseyin’in omzuna yaslayıp:

“Peki ya beni sevmezlerse?”

Hüseyin derin bir nefes aldı.

“Barbara, memleketimin insanı yüreği geniş ve sevgi dolu sıcakkanlı insanlardır. Seni benim yanımda ve gönlümde, gözümde gördükleri anda severler.”

Barbara inanmaya çalışıyordu ama korku gerçekti.
Bir gece Barbara yatakta sabaha kadar döndü durdu. Uyuyamıyordu. Hüseyin:

“Ne oldu Barbara? Neden uyuyamıyorsun?”

Barbara fısıldadı:

“Türkiye hakkında çok şey okuyorum. Okuduklarımın çoğu olumsuz şeyler. Beni yanlış anlarlar diye korkuyorum. Senin ailen beni yargılar mı?”

Hüseyin gülümsedi ama ciddi ciddi kısa cevap verdi:

“Avrupa’da bir Türkler ve Türkiye hakkında kötü şeyler yazmak sanki modadır. Yazılanların doğru olup olmadığını Türkiye’ye giderek kendi gözlerinle görmelisin… Benim ailem mi? Senin ailen yıllarca beni bile zor tanıdı, benim ailem inan seni baş tacı ederler.”

Barbara hafifçe güldü.

“Peki ya ben kültürü yanlış yaparsam?”

“Ne yanlış yapabilirsin ki?”

“Mesela… sofrada yanlış kaşığı tutarsam?”

Hüseyin kahkaha attı:

“Bizde yanlış kaşık diye bir şey yok. Yeter ki yemeği seversen, herkes seni sever.”

Barbara birden ciddileşti:

“Peki… beni annenle, akrabaların ile tanıştırmak senin için kolay mı?”

Hüseyin sustu. Bir an yüzünde eski bir hüzün belirdi.

“Kolay değil… Çünkü yıllardır memlekete gidemedim. Ailemle bağım zayıf.”

Barbara başını kaldırdı:

“O zaman nasıl olacak?” Hüseyin derin bir nefes aldı.

“Sen yanımdayken her şey kolay olacak.”
Barbara’nın gözleri doldu.

“Hüseyin… ben seninle Türkiye’ye gelmek istiyorum. Korksam da… bilmediğim bir kültür olsa da… Yanında olduğum zaman kendimi güvende hissediyorum.”

Hüseyin, Barbara’yı kollarına aldı.

“Benim memleketim artık senin de memleketindir.”
Barbara fısıldadı:

“O zaman… benim korkularım azalmaya başladı.”

O gece iki kültür, iki kalp, iki hayat bir valizin içinde birleşip. Türkiye’ye doğru bir yolculuğa karar vermişlerdir. Şafak sökmeden dinlendirici bir uykuya daldılar. Saatin bağırtılı zil sesiyle uyandılar. İkisi de aynı rüyayı görmüş gibi sevinçle birbirinin gözlerinin içine baktılar.

Cuma günü öğleden sonra uçakla Türkiye’ye doğru kanat açıp uçarlarken; daha önce Türkçe kursunda ve Hüseyin’den öğrendiği Türkçe kelimeleri tekrar eden Barbara, Hüseyin’e döndü ve tane tane:

“Merhaba anne, merhaba baba desem ne olur?” deyince Hüseyin’in gözlerinden iki damla sevinç gözyaşları geldi, Barbara’ya öyle bir sarıldı ki sanki onu gönlünün içine hissediyordu…

Halil GÜLEL
Düsseldorf / 25.03.2026
(Uzun Hikaye)


Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (3)

5.0

100% (3)

Merhaba anne merhaba baba Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Merhaba anne merhaba baba yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
MERHABA ANNE MERHABA BABA yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Aşık-ı boğaz
Aşık-ı boğaz, @asik-ibogaz
25.3.2026 19:41:21
5 puan verdi
En zor yıkılası duygudur sevda. Çok güzeldi tebrikler hocam saygılarımla.
neneh.
neneh., @neneh-
25.3.2026 05:47:23
Muhteşem di.Aslında dünya sevgi üzerine kurulu.Öfke sonradan sarmış.Öfkeyi körükleyen de sorumsuz insanlarmış.Üstadı selamlıyorum.Sağlıcakla.Saygıyla.
Dilek Duru Günay
Dilek Duru Günay, @dilekdurugunay
25.3.2026 03:00:36
5 puan verdi
Güzel bir hikaye. Elinize, emeğinize ve yüreğinize kuvvet. Selamlarla hoşça kalın.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL