2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
164
Okunma

ANA DİL VE KİMLİK ÜZERİNE - 3.
ÇOCUKLARA KİMLİK KAZANDIRMAK İÇİN
Türk kültürel, dini ve sosyal dernekler çok parçalı olduğundan dolayı ve kendi amaçlarından başka hiçbir şeye fazla ilgi duymadıkları için ortak bir çalışma yoktur, aslında kendi aralarındaki çatışmalardan dolayı da büyük zarar vermektedirler.
Onurlu ve bilinçli kimlik verilirken; ideolojik ve inanç bağnazlıktan ayrılıp, kimseyi ötekileştirmeden belgesiz, doğruluğu ispatlanmamış şeylere tevessül edilmeden tarih birliğini, dil bilgiliğini, kültürel birliği konusunda birliği zedelemeden, bütüncül olmalıdır.
Kimlik aktarımı, bireyin hem kendisiyle hem de toplumla kurduğu ilişkinin temelini oluşturur. Bu sürecin sağlıklı işlemesi için; doğru bilgiye, bütüncül bir yaklaşımla ve ötekileştirmeden uzak bir anlayışa dayanır.
Özellikle Almanya gibi çok kültürlü bir ülkede yaşayan Türkler açısından çocuklara Türk kimliği kazandırma meselesi, yalnızca bireysel çabalarla değil; aile, sivil toplum ve kültürel çevrenin uyumlu işbirliği ile ele alınması gereken bir konudur. Ancak mevcut durum, bu alanda ciddi yapısal sorunlar bulunduğunu göstermektedir.
Almanya’daki Türk kültürel, dini ve sosyal dernek yapıları büyük ölçüde çok parçalı, amaç merkezli ve çoğu zaman birbirinden kopuk bir görünüm sergilemektedir. Birçok yapı, kendi ideolojik ya da inançsal önceliklerinin dışına çıkmamakta; ortak payda olan Türk kimliği, ana dil ve kültürel birlik konusunda kapsayıcı bir yaklaşım geliştirememektedir.
Bu parçalanmışlık, yalnızca ortak bir dil ve strateji üretilememesine yol açmakla kalmamakta; aynı zamanda dernekler arası çatışmalar, çocuklara ve gençlere verilmek istenen kimlik mesajını zayıflatmaktadır. Kimlik aktarımında süreklilik ve güven esastır. Çelişkili söylemler, ideolojik sertlik ve karşılıklı dışlayıcılık ise çocuklarda kafa karışıklığına ve uzaklaşmaya neden olmaktadır.
Onurlu ve bilinçli bir kimlik, parça parça değil; bütüncül olarak kazandırılır. Bu bütüncüllük üç temel ayağa dayanır:
Dil birliği olarak Türkçe, kimliğin taşıyıcı motorudur. Dil bilgisi zayıf olan bir kimlik, içerik üretmekte ve kendini ifade etmekte zorlanır.
Tarih bilinci açısından belgesiz, doğruluğu ispatlanmamış anlatılar, söylentiler yerine; bilimsel temelli, eleştirel ve kapsayıcı bir tarih anlayışı benimsenmelidir. Tarih, hamaset değil; bilinç üretmelidir.
Kültürel süreklilik noktasında gelenekler, değerler, sosyal davranış biçimleri ve estetik anlayış; ideolojik daralmalara kurban edilmeden yaşatılmalıdır.
Bu üç alanın biri eksik kaldığında kimlik ya romantize edilir ya da ideolojik bir kalıba sıkıştırılır. Her iki durum da sağlıklı değildir. İdeoloji ve kişisel inançtan arındırılmış kimlik kazandırma sürecinde en büyük risklerden biri, ideolojik ve inanç bağnazlığıdır.
Kimlik; bir inancı ya da ideolojiyi dayatmanın aracı hâline getirildiğinde, çocuk için bir özgürlük alanı olmaktan çıkar ve baskı unsuruna dönüşür.
Oysa Türk kimliği, herhangi bir siyasi ya da mezhepsel aidiyete indirgenemeyecek kadar geniş, tarihsel ve kültürel bir zemine sahiptir.
Bu nedenle: hiç kimse ötekileştirilip dışlanmamalıdır. “Biz ve onlar” dili özellikle üretilmemelidir. Çocuklara, gençlere böylelikle tek doğru sunulmak yerine düşünme alanı açılmalıdır. Aklı hür, vicdanı hür birey; kimliğini bilir ama başkasının kimliğini tehdit olarak görmez.
Kimlik, mukadderat olarak ailede başlar. Aile ilgilenmezse; çocuk ne diliyle ne de kültürüyle derin bir bağ kurabilir. Bu noktada ailelerin yapması gerekenler şunlardır: Ana dili evin doğal dili olarak yaşatmaklı ve kültürü günlük hayatın içine katmalıdır. Çocuğu dernek ve yapılara emanet etmemek, bilinçli bir rehberlik etmek gerekir. Sunulan bilgiyi sorgulamak, doğruluğunu araştırmalı ve güven duygusunu sağlam tutmalıdır.
Kimliği sevdirerek, korkutmadan ve zorlamadan aktarmalıdır. Dernekler ve kurumlar destekleyici olabilir; ancak terbiye (Erziehung) ve kimlik bilinci devredilemez bir şekilde ailenin sorumluluğu altındadır.
Ortak akıl ve işbirliği bu sorunları doğru bir zemine taşıyabilir. Almanya’da yaşayan Türklerin, çocuklara sağlıklı bir kimlik aktarımı yapabilmesi için; ideolojik sınırları aşan, kapsayıcı ve bilimsel temelli ortak platformlara ihtiyacı vardır. Bu platformlar: Aileyi merkeze alıp dil, tarih ve kültürü birlikte yaşatarak çocuklardan önce, bilgiyi merkeze koymalıdır. Özellikle ayırıcı, ayrıştırıcı değil birleştirici bir dil kullanılmalıdır.
Çocuklara ve gençlere Türk kimliği kazandırmak; sloganlarla, korkularla ya da ideolojik sadakat ile değil; doğru bilgi, sevgi, bütünlük ve özgür düşünce ile mümkündür. Almanya’da yaşayan Türkler için asıl görev; kimliği daraltmak değil, derinleştirmek; dayatmak değil, anlam ve güven kazandırmaktır.
Mukadderatını bilen, kimliğini tanıyan ama tercihlerinde özgür olan birey, aklı hür, vicdanı hür bireydir. Ailelerin, kurumların ve toplumun ortak sorumluluğu; bu bireylerin yetişeceği sağlıklı zemini birlikte inşa eder.
Halil GÜLEL
Düsseldorf / 2026
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.