2
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
209
Okunma

KİMLİK, MUKADDERAT MI TERCİH Mİ?
Aile bu konuda bilinçli mi?
Elli yılın üzerindeki tecrübelerimle maalesef ailelerimiz bu konuda bilinçli değildir. Çünkü birçok Türk ailesi; kimlik ile tercihini karıştırıyor. Biraz bu cümleyi açacak olursak; kimlik (mukadderattır) doğuştan gelir, dini veya siyasi - ideolojik kavramlar sonradan öğrenilir ve tercihlerdir. Türkçe doğuştan (aileden) gelir ama din sonradan kazanılır.
Almanya’da yaşayan Türk aileleri için bilinç, “Mukadderat” ve özgür birey yetiştirme üzerine bir değerlendirme üzerine bir inceleme. Ailenin çocuk yetiştirme konusundaki bilinç düzeyi, bireyin kimlik algısını ve hayata bakışını doğrudan etkiler.
Elli yılı aşkın bir gözlem ve tecrübe, Almanya’da yaşayan birçok Türk ailesinin bu alanda önemli bir kavramsal yanılgı yaşadığını göstermektedir. En temel sorunlardan biri, kimlik ile tercihin birbirine kavram karmaşası yaparak karıştırılması.
Oysa bu iki kavram hem felsefi hem de pedagojik açıdan birbirinden farklıdır ve doğru bir şekilde tanımlanmazsa; çocukların zihinsel ve vicdani gelişimi zarar görebilir.
Bu makale, Almanya bağlamında yaşayan Türk aileleri için “kimlik – tercih” ayrımını bilimsel ve kültürel temellerle ele almayı, “mukadderat” kavramını sağlıklı biçimde yorumlamayı ve aklı hür, vicdanı hür bireyler yetiştirmek için ailelere yol gösterici öneriler sunmayı amaçlamaktadır.
Doğuştan gelen mukadderat kimlik, bireyin doğumla birlikte içine doğduğu dil, kültür, aile ve tarihsel bağlam ile şekillenen temel varoluş zeminidir. Bu yönüyle kimlik, mukadderattır; yani seçilerek değil, yaşanarak kazanılır. Çocuğun ana dili, ailesi, kültürel çevresi ve ilk değer dünyası bu mukadderatın doğal parçalarıdır.
Türkçe, bu bağlamda bir tercih değil; aileden gelen doğal bir kazanımdır. Çocuk, Türkçeyi seçtiği için değil; onunla doğduğu ve onunla yaşadığı için edinir. Ana dil, düşünmenin, duygulanmanın ve dünyayı anlamlandırmanın ilk aracıdır.
Bu nedenle ana dili zayıf bırakılmış bir çocuk, yalnızca dilsel değil; aynı zamanda kimlik açısından da bir eksiklik yaşar.
Ailelerin bu noktada yapması gereken, ana dili yaşatmayı ideolojik bir savunma alanına dönüştürmeden; doğal, sevgi dolu ve süreklilik içeren bir yaşam pratiği hâline getirmektir.
Büyük Türk mutasavvıfı ve mütefekkiri Hoca Ahmet Yesevi yani Piri Türkistan, kendisine kim ve hangi dinde olduğunu sorana: "İslamiyet tercihim, Türklük kaderimdir" demiştir. Türkistan ve Anadolu’nun İslamlaşmasında büyük rol oynayan Hoca Ahmet Yesevi, bu sözle hem dini inancın iradeye dayandığını hem de milli kimliğin bir nasip olduğunu ifade etmiştir.
Tercih ise sonradan öğrenilen ve değişebilen alandır. Dini benimsemeler, siyasi görüşler ve ideolojik yaklaşımlar ise “tercih” alanına girer. Bunlar, bireyin zamanla öğrendiği, sorguladığı, benimsediği ya da değiştirebildiği düşünsel ve inançsal yapılardır. Pedagojik açıdan sağlıklı olan, bu alanların çocuğa dayatılmadan, bilgi ve örnekleme yoluyla sunulmasıdır.
Din, bir insanın benimsediği ve sonradan kazandığı tercihtir, milliyet ise Yaradanın, o insana takdir ettiği kaderidir. Bu sebeple tercihler değişebilir, kader ise asla. Bunun içindir ki; dünyada dinsiz insan vardır ama milliyetsiz insan hiç yoktur… Kur’an’da bu durum şu ayetlerle izah edilmiştir: “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık…” (Kur’an-ı Kerim, 49/13). Bu ayet hükmüne göre; milliyeti inkâr edenler küfre sapmış olurlar.
Ancak kan bağı, asabiyet veya soy bağı anlamındaki milliyet, asla değişmez ve değiştirilemez. Çünkü bu anlamdaki milliyet, genetik bir olaydır ve Yüce Yaratıcı tarafından kurgulanmış, programlanmış, formüle ve modifiye edilmiş bir durumdur. Yüce Yaratıcının formüle ettiği bir sistemi, yaratıkların değiştirmesi ise asla mümkün değildir.
Biri Amerikan tabiyetinde (uyruğunda) ama aslen (orijin olarak) İtalyandır. Bir diğeri Alman vatandaşıdır ama aslen Türktür. Bir başkası Kanada vatandaşıdır ama aslen İngilizdir vs. Bir kişi kendi milliyetini unutmuş olsa bile, onun hangi millete mensup olduğu genlerine bakılarak bugün rahatlıkla tespit edilebilmektedir.
DNA testi denilen tıbbi teknoloji, bunu kolaylıkla artık günümüzde tespit edilebilmektedir. Hatta bu teknoloji sayesinde sadece hayattakilerin değil, binlerce yıl önce ölmüş olanların milliyetleri bile üç aşağı, beş yukarı tespit edilebilmektedir. Hatta dikkatli bir göz, bir insanın hangi ırka mensup olduğunu kolayca tespit edebilir.
Ancak din öyle mi? Kimin hangi dine mensup olduğunu, ancak o kimsenin icra edeceği dini ritüellerden tespit edebilirsiniz. Çünkü birincisi Allah’ın alameti, ikincisi ise insanların kendi tercihleriyle edindikleri bir davranış kalıbıdır.
“Sevmiyorlar bilginler, sizin Türkçe dilini,
Bilgelerden dinlesen, açar gönül ilini,
Ayet - hadis anlamı Türkçe olsa duyarlar,
Anlamına erenler, başı eğip uyarlar,
Miskin zayıf Hoca Ahmet, yedi atana rahmet
Fars dilini bilir de, sevip söyler Türkçeyi”.
Kaynak: Ahmet Yesevî’nin “Divan-ı Hikmet” isimli eserinden (Ahmed Yesevi, Divan-ı Hikmet, Yayına Hazırlayan: Dr. Hayati Bice, T.Diyanet Vakfı yayınları. 4. Baskı; 2005-Ankara) alıntı ile . Ayrıca bk. ,
Kimliğin doğuştan, tercihlerin ise sonradan kazanıldığını kavrayamayan aileler; çocuk üzerinde baskı kurma, suçluluk üretme ve düşünsel alanı daraltma riskini taşır. Bu durum, çocuğun ne kimliğini sağlıklı biçimde benimsemesine ne de özgür tercihler geliştirmesine imkân tanır.
Oysa aklı hür, vicdanı hür birey, kimliğini inkâr etmeden; tercihlerini ise bilgi, muhakeme ve vicdan süzgecinden geçirerek oluşturabilen bireydir.
Birçok aile, iyi niyetle hareket etmesine rağmen şu hatalara düşebilir: Kimliği savunmak adına baskıcı tutumlar geliştirmek bir hatadır. Tercih alanlarını “mutlak doğru” gibi sunmak yanlıştır. Ana dili ihmal ederken, soyut değerleri öne çıkarmak birçok sorunlara meydan verir.
Çocuğun soru sormasını itaatsizlik olarak görmek aslında cehaletin ve sevgisizliğin en bariz göstergesidir. Bu yaklaşım, çocukta ya körü körüne itaat ya da tamamen kopuş üretir. Her iki durum da sağlıklı değildir.
Mukadderat bilinciyle özgür birey yetiştirmek için neler yapabiliriz? Almanya’da yaşayan Türk aileleri için şu öneri ve ilkeleri, dengeli ve bilinçli bir yol haritası içinde sunabiliriz: Ana dili doğal biçimde yaşatmalıyız. Türkçeyi evin dili yapıp konuşarak, okuyarak, paylaşarak yaşatmalıyız.
Kimlik ve tercih ayrımını netleştirmek: Kimliğin korunacağını, tercihlerin ise öğretileceğini ama dayatılmayacağını bilmeliyiz. Sorgulamaya alan açarak: Çocuğun düşünmesine, sormasına ve anlamlandırmasına imkân tanımalıyız.
Örnek olmak açısından: Ahlak ve değerler, sözle değil; tutarlılıkla ve davranışla aktarılmalıdır. Hukuki ve pedagojik bilgi sahibi olmalıyız: Yaşanılan ülkenin sunduğu hakları bilmek ve bilinçli şekilde kullanmalıyız.
Kimlik, insanın sırtında taşıdığı bir yük değil; ayaklarını yere sağlam bastıran bir köktür. Tercihler ise bu kökün üzerinde yükselen dallardır. Almanya’da yaşayan Türk aileleri, kimliği baskıyla değil bilinçle; tercihleri zorlamayla değil özgürlükle ele aldıklarında, çocuklarını hem kendisiyle barışık hem de yaşadığı toplumla uyumlu bireyler olarak yetiştirebilir.
Mukadderatını bilen ama tercihlerinde özgür olan birey, aklı hür, vicdanı hür bireydir. Ailenin görevi, bu dengeyi kuracak ortamı sevgiyle ve bilinçle inşa etmektir.
Halil GÜLEL
Düsseldorf / 2026
(Ana Dil ve Kimlik)
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.