3
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
214
Okunma

Lokma ağızdan girer, kaderden çıkar.
Besmele yoksa lokma ekmek değil, yüktür.
- Ser Feyzlizof Kalburabastı Efendi Hazretleri
“Efendim…
Bendeniz Kalburabastı Efendi, defterimin otuz beşinci bölümünü açtım. Bugün mideye, sofraya, yani beslenmeye dair birkaç satır düşeyim. Çünkü insanın kaderi çoğu zaman kaşığının ucundadır.
Bakınız efendim… Beslenme öyle bir iştir ki, ne azı fayda eder ne fazlası. Az yersen dermansız olursun, çok yersen dertten kurtulmazsın. Bir lokma, bir hırka diyenler vardı eskiden; şimdi bir hamburger, bir kola diyor gençler. Bizim zamanımızda ‘aç gözünü doyur, midenin gözünü doyurma’ derlerdi. Şimdi ise göz doymadan mideye koca bir sofrayı sığdırmaya çalışıyorlar.
Kalburabastı Efendi der ki:
“İnsan ne yerse odur; ama bazen de neyi yemezse odur.”
Eskiler çoban yoğurduyla, kuru soğanla, bulgur pilavıyla dağ teperdi. Şimdi genç, fast-food ile masada bayılır. Bir yanda ayranla serinleyen dede, bir yanda enerji içeceğiyle titreyen torun… İşte size beslenmenin hikmeti!
Efendim… Dün bir zat bana dedi ki:
— Efendi, yediğime dikkat ediyorum, organik olsun istiyorum.
— Evladım, dedim, organikten önce niyetine dikkat et; haram lokma organik de olsa zehirdir.
Zira sofraya oturmak sadece karın doyurmak değildir, gönül doyurmaktır. Niyet helal ise lokma az da olsa bereketlidir. Yok niyet bozuksa, sofradaki yüz tabak da açlığı bastırmaz.
Ama işin bir de güncel tarafı var… Moda diyetler! Bir bakıyorsunuz keto diyeti moda olmuş, ertesi gün detoks içeceği. Biri “ekmeği bırak” diyor, biri “yağı bırak” diyor, biri “hayatı bırak” derse hiç şaşırmam! Oysa Anadolu’nun en eski diyeti bellidir: sabah tarhana çorbası, öğlen bulgur pilavı, akşam yoğurt. Hiç kimse de açlıktan ölmeyip, dağ gibi yaşamıştır.
Vejetaryenlik, veganlık da çıktı ortaya. Et görmeyen tavaya ‘nimet’ diyorlar. Efendim, herkesin tercihi baş tacıdır ama bazen de aklıma geliyor: Bir inek sütünü sağdırır, yoğurdunu, peynirini, kaymağını verir; sonra da hayvanın kendisini yemek ayıp mı olur, hak mıdır? O tartışmayı filozoflara bırakalım da şunu diyelim: İnsan otla da, etle de doyar; ama sevgisiz lokmayla asla doyamaz.
Velhasıl… Mideye giren lokma bedeni ayakta tutar, gönle giren lokma insanı hayatta tutar. İnsan açlıktan ölmez, sevgisizlikten ölür. Sofrada bereket yalnız ekmekte değil, paylaşmaktadır.
Ve şimdi işin özüne gelelim: Beslenme ile Besmele arasındaki bağa. Besmele, lokmanın kapısını açan anahtardır. Besmele çekilen lokma, az olsa da doyurur; besmelesiz lokma, çok olsa da bereketsizdir. Çünkü besmele, rızka ruh katar. Mideyi doyuran ekmek, gönlü doyuran besmeledir.
Kalburabastı Efendi der ki:
“Yemek fazla olursa mideyi şişirir, edep fazla olursa insanı yüceltir. Lokmanın tadı tuzundan gelir, insanın tadı sözünden.”
Bir de vecizeyi defterime kaydedeyim:
“Aç mezarı yoktur bu ülkede, genç mezarı vardır. Açlıktan değil, ölçüsüzlükten tükenir insan.”
Ve işte defterime düşüyorum: Az ye, çok şükret. Sağlıklı ye, güzel düşün. Bereketli ye, gönül paylaş. Çünkü efendim, beslenmenin hakikati tabakta değil, paylaşmakta gizlidir. Lokmayı besmeleyle al, şükürle bitir; o vakit mide değil, gönül doyar.”
“Efendim…
Sofranın bereketi sadece tabağa konulanla değil, tabağın nasıl boşaltıldığıyla da ölçülür. Eskiden köy kahvaltısında zeytin çekirdeği bile israf edilmezdi; çekirdeği sobaya atar, odun kıtlığında ısınmaya sayardı köylü. Şimdi şehir kahvaltısında ise yarım avokado yenir, öbür yarısı çöpe gider. İşte fark budur: köylü, artandan hayat üretir; şehirli, artanı çöpe sürer.
Modern gençlik ‘granola, smoothie, latte’ diye kahvaltı yapıyor. Bizim dedeler ise sabah tandır ekmeğine tereyağı sürüp bir tas çayla dağ teperdi. Onun için dedelerimizin karnı tok, ömrü uzun oldu; bizim neslin ise midesi dolu, ruhu aç kaldı.
Bakınız efendim…
Vejetaryenler eti bırakır, veganlar sütü de bırakır. İyidir, tercihtir; kimseye sözüm yok. Amma velakin bazen düşünüyorum: insan inekten sütünü alır, yoğurdunu yer, peynirini yer, kaymağını yer; sonra hayvanın kendisini yemese olur mu? Belki olur. Ama şunu unutmasınlar ki, köylünün gözünde ot da nimettir, et de nimettir. Çünkü nimet, nimettir.
Bir de şu var: Lokmanın başı besmeleyle açılır, sonu şükürle kapanır. Besmelesiz yenen lokma, midede taş olur; besmeleyle yenen lokma, gönülde nur olur. Besmele, nimetin mayasıdır. Besmelesiz yemek, tuzsuz pilava benzer; çok yesen de tat vermez.
Kalburabastı Efendi der ki:
“Besmele nimetin anahtarı, şükür de kilididir. Anahtarı çevirmeyen kapıyı açamaz, kilidi kapatmayan evde huzur bulamaz.”
Velhasıl efendim…
Yemek çokluğu değil, ölçüsüyle kıymetlidir. Besmeleyle başlayan lokma helal olur, şükürle biten lokma bereket olur. Açlıktan kimse ölmez, ölçüsüzlükten nice gençler ölür. Onun için mideyi değil, gönlü besleyen sofradır hakiki sofra.”
“Efendim…
Sofranın başı da adabı, sonu da hikmeti vardır. Bizim memlekette Müslüman karnını doyurduktan sonra elini kaldırır, dua eder. Çünkü şükür tokken yapılır, hamd doygunken taşar. Zira aç iken edilen dua isyandır, tok iken edilen dua şükürdür.
Gavur dediğimiz Batılı ise daha lokmaya başlamadan dua eder. Sofraya oturmadan ellerini birleştirir, ekmek daha bölünmeden şükreder. Bizim ile onların farkı da budur işte: biz doyduktan sonra şükrederiz, onlar başlamadan evvel…
Ama efendim, hikmet şuradadır: dua ister başta olsun ister sonda, lokmaya ruh katandır. Besmelesiz yemek, tuzsuz pilava benzer; başta ya da sonda, fark etmez, önemli olan lokmaya hamdın bulaşmasıdır.
Kalburabastı Efendi der ki:
“Duasız lokma boğazdan geçse de gönülden geçmez. Besmeleyle başlayan doyurur, şükürle biten bereketlendirir.”
Velhasıl efendim…
İnsanı doyuran sadece ekmek değildir, ekmeğin önünde eğilen gönüldür. Müslüman da olsa gavur da olsa dua nimeti artırır. Ama şükürsüz lokma, koca bir sofrayı dahi taş yığınına çevirir.”
Sofrayı kuran el değil, niyettir; lokmayı büyüten ise paylaşmaktır.
Ser Feyzlizof Kalburabastı Efendi Hazretleri namı diğer Celil ÇINKIR - Delibal
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.