0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
141
Okunma
16 Mart 1988…
Takvim yapraklarında sıradan bir gün gibi görünen bu tarih, insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri olarak hafızalara kazındı. O gün, Irak’ın kuzeyindeki küçük bir Kürt kenti olan Halepçe’de hayat bir anda sustu.
Sabah saatlerinde şehirde hayat her zamanki gibi akıyordu. Çocuklar sokaklarda oynuyor, anneler evlerinde yemek hazırlıyor, yaşlılar kapı önlerinde sohbet ediyordu. Kimse birkaç saat sonra yaşanacak felaketi bilmiyordu. Gökyüzünde beliren uçaklar önce korku yarattı, ardından ölüm getirdi.
Bombalar yalnızca patlamadı; zehir saçtı. Hardal ve sinir gazları sokaklara, evlere, insanların nefeslerine doldu. İnsanlar ne olduğunu anlayamadan yere yığıldı. Bir anne çocuğunu kucağında tutarken dondu kaldı, bir baba ailesine ulaşamadan sokakta düştü, çocuklar oyun oynadıkları yerlerde sessizliğe gömüldü.
O gün Halepçe’de yaklaşık beş bin insan hayatını kaybetti. Binlercesi yaralandı, sakat kaldı, yıllarca sürecek acılarla yaşamaya mahkûm edildi. Ama Halepçe yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Halepçe; yarım kalmış hayatların, susturulmuş çocuk kahkahalarının ve gökyüzüne yükselen sessiz çığlıkların adıdır.
Bugün Halepçe’yi anmak, sadece geçmişi hatırlamak değildir. Bu, insanlığın bir daha böyle bir karanlığa düşmemesi için hafızayı diri tutmaktır. Çünkü unutulan acılar tekrar eder; hatırlanan acılar ise insanlığı uyarır.
Halepçe bize şunu hatırlatır:
Bir şehir sustuğunda, aslında insanlık konuşmayı kaybetmiş demektir.
Bu yüzden Halepçe’yi unutmamak gerekir.
Unutmamak…
Çünkü hafıza, adaletin ilk adımıdır.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.