3
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
395
Okunma

Akıl hastanesine yatmaya karar vermemin sebebi büyük bir travma değildi.
Ne çocukluk acıları.
Ne kırık bir aşk.
Ne de varoluşsal kriz.
Sebep çok daha küçüktü.
Bir gün biri sandalyemi aldı.
Ben masadan kalkmıştım.
Sadece iki dakika. Belki üç.
Geri döndüğümde sandalyem yoktu.
Yerinde başka bir adam oturuyordu.
Bu tür olaylar insanlık tarihinde milyonlarca kez yaşanmıştır. Sandalyeler yer değiştirir. İnsanlar oturur. Dünya döner. Ama o gün ilk kez durup düşündüm:
Bu sandalye meselesi sandalyeyle ilgili değildi.
Bu bir medeniyet meselesiydi.
Adama yaklaştım.
- Pardon, dedim.
- Buyurun.
- O sandalye benimdi.
- Oturuyordunuz mu?
- Az önce oturuyordum.
- Ama şimdi oturmuyorsunuz.
Bir süre birbirimize baktık.
Mantık diye bir şey vardır. İnsanlar genelde onu sever. Ama o an anladım ki mantık aslında çok esnek bir şeydir.
- Ama az önce buradaydım, dedim.
- Şimdi değilsiniz.
Masadaki diğer insanlar sessizdi. İnsanlar genelde böyle durumlarda sessiz olur. Çünkü sandalyeler hakkında taraf seçmek sosyal risk içerir.
- Yani kalktım diye sandalye artık benim değil mi?
- Boş sandalye boştur.
Bu cümle beni biraz sarstı.
Boş sandalye boştur.
Bir süre düşündüm.
- O zaman siz kalkınca o sandalye benim olur mu?
- Ben kalkmam.
Masadaki biri kahkaha attı. Bir başkası telefonuna baktı. Biri çayını karıştırıyordu. Çay kaşığı bardakta küçük bir metal mezarlığı gibi tıkırdıyordu.
O an bir şey fark ettim.
İnsanlar aslında sandalyeleri değil, anları çalıyordu.
Kalkarsan kaybedersin.
Yerini koruyacaksın.
Dünya böyle işliyordu.
Ben o gün ilk defa bu kuralı fark ettiğim için biraz geç kalmıştım.
Bir süre ayakta durdum.
Sonra dedim ki:
- Tamam.
Ve gittim.
Ama kafamın içinde bir cümle dönüp duruyordu:
Boş sandalye boştur.
Akşam eve gidince bu cümleyi düşündüm.
Sonra başka şeyleri.
Mesela insanların ilişkilerini.
Mesela dostlukları.
Mesela iş hayatını.
Birinin yerinden kalkması, başka birinin oturması.
Birinin düşmesi, başka birinin yükselmesi.
Birinin konuşması, diğerinin beklemesi.
Dünya aslında dev bir sandalye oyunuydu.
Ve müzik hiç durmuyordu.
Ertesi sabah akıl hastanesine gittim.
Kapıdaki görevliye yaklaştım.
- Yatmak istiyorum.
Adam bana baktı.
- Sebep?
- Sandalye.
Adam bir süre bana baktı.
- Nasıl yani?
- Birisi sandalyemi aldı.
Adam güldü.
Gerçekten güldü.
- Bunun için mi geldiniz?
- Evet.
Adam başını salladı.
- Doktorla konuşun.
Doktor odasında oturuyordu. Çok düzenli bir masa. Dosyalar, kalemler, bir bilgisayar.
Böyle düzenli odalarda insan kendini hemen şüpheli hisseder.
- Buyurun, dedi.
Oturmadım.
- Oturabilirsiniz.
Bir an durdum.
Sonra sordum.
- Bu sandalye kimin?
Doktor kaşını kaldırdı.
- Hastanenin.
- Yani sizin değil mi?
- Hayır.
- Peki kalkarsanız benim olur mu?
Doktor bana uzun uzun baktı.
Sonra dedi ki:
- Neden buraya yatmak istiyorsunuz?
- Çünkü insanlar sandalyeleri çok ciddiye alıyor.
Doktor yazmaya başladı.
- Başka?
- İnsanlar kalkınca yerlerini kaybetmekten korkuyor.
- Bu normal.
- Ama hiç kimse kalkmıyor.
Doktor yazmayı bıraktı.
- Bu sizi neden rahatsız ediyor?
- Çünkü herkes oturuyor ama kimse rahat değil.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra doktor sordu:
- Dün gece iyi uyudunuz mu?
- Hayır.
- Neden?
- Çünkü birisi sandalyemi aldı.
Doktor başını salladı.
Sonra çok sakin bir şekilde şöyle dedi:
- Sizin ciddi bir probleminiz görünmüyor.
Bu iyi bir haberdi.
Ama sonra ekledi:
- Bu yüzden sizi buraya alamayız.
- Neden?
Doktor pencereye baktı.
Sonra bana döndü.
- Burası akıl hastanesi.
- Evet.
- Deliler için.
Hastaneden çıktım.
Bir kafeye girdim.
Boş bir masa vardı.
Bir sandalye çektim.
Tam oturacaktım ki biri geldi.
- Pardon.
- Buyurun.
- O sandalye benimdi.
Bir süre birbirimize baktık.
Sonra ayağa kalktım.
- Haklısınız, dedim.
Adam oturdu.
Ben ayakta kaldım.
O an anladım.
Doktor haklıydı.
Ben deli değildim.
Sadece çok geç fark etmiştim.
Bu dünyada kimse gerçekten oturmuyordu.
Herkes sadece sandalyeyi kaybetmemeye çalışıyordu.
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.