1
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
255
Okunma

"Sıradanlıktan sıkıldığımızda yeni şeyler ararız hiç durmadan. Her an bize sunulmuş bir yeniliktir aslında. Ama hayatı iyi tahlil edemeyince biz, hep bizim sandığımız dünyada değişiklikler arar dururuz; değişmesi gerekenin bakışımız olduğunu unutarak."
Bankada üç beş kişi… Sıra bekliyorlar, her hallerinde telaş var. Onların içine dahil oluyorum ben de. Güvenlik memurunun yönlendirmesiyle sıramı iple çekiyorum işte. Beynimde sayılar ve paralar dönüyor o an sadece. Gittiğim yer banka olunca ayıp olur belki de başka şeyler düşünmek. Yoruluyorum işte o an zihnimde dönen gelgitlerden. Bunu ona, onu buna vermekten… Her gün tekrar eden sayı ve hesap işlerinden… Birisi beni çekip alsın bu hummalı alışverişten!
Güvenlik memuru da dahil kimse duymuyor imdadımı. Dünyanın her gün tekrar eden hırslarına duyduğum isyanımı… “Artık birbirinizi görün ey insanlar!” diyen haykırışımı… Kimse duymuyor derin hesaplar içinde ağlayan yanlarımızı…
...
İçindeyken dışında olmak nasıl bir şey kim bilir? Parayı sevmeden parayla haşır neşir olmak… Bir araç olduğunu bilip onunla gerektiği kadar bağ kurmak… İhtiyaç kadarını kullanıp fazlasını dağıtmak… Mümkün mü? Varyemez amca kadar severken altınlarını ya da paranın gücünü… Saymayı bırakıp bir an sevmeyi başarmak insanları…
“Sayacak param yok” diyenler olacak belki. Ya da “Nerede o günler?” diye hayıflananlar… Paranın bir araç olduğunu unutanlar belki… Ya da her hayali için sağa sola para sayanlar… Kimileri onu bir gecede harcayacak çerez niyetine… Kimileri onu bir ömür saklayacak hatıra niyetine… Merhum Varyemez amcanın torunları onu çok sevecek belki de. Ellerindekilerin tedavülden kalkması bile üzmeyecek onları.
Aşkın huzur veren ikliminden alıp kendimi dünyaya açıyorum sadece bir saatliğine gözlerimi. Sayılar ve hesaplar yoruyor beynimi. Anlatamıyorum dünyaya beni boğan bu döngüyü.
Yeni bir şeyler arıyorum, gözümü kendi dünyama çevirmek için. O dünyada daha huzurluyum çünkü. Hep olması gerektiği gibi… Orada kuruyorum tüm düşlerimi, bir gün olacakmış gibi. Memur işlerini hallederken gözüm çatıya takılıyor karşımdaki pencereden. İşte kurtuluyorum beni boğan hâletten. Bir pencere açıyorum minicik bir kuşun çabasıyla yeniden.
Çatıdaki minik kuş… Sek sek hareketlerle dans ediyor adeta. Eski çatının yeni konuğu. İç dünyamın sevimli güneşi. İçimdeki kasırga son buluyor minik bir kuşla. Çekip alıyorum ruhumu dünyadan onun duruşuyla.
Hem ne doğal bir duruş… Hiç yorulmadan yuvaya doğru çizilen zikzaklar… Karar kılmadan bir yerde inişler ve çıkışlar… Ne kadar da bizi anlatıyor kuşun hâli… Çalışkanlığı unutturuyor acele yanlarını. Biz de unutuyoruz gündelik telaşlarımızı. Dalınca kuşun âlemine, kirli yanlarımızı…
Dünyanın bitmeyen hesaplarından bir kaçıştır bu yanlarımız. Yeni gelmiş gibi dünyaya inadına saflığımız… Sıradan sorularına memurun çarpık çurpuk cevaplarımız… Acemi kalmaya yemin etmiş gibi her şeye içimize sürüklediğimiz dünyamız… Hep bu anlamsız telaştan değil mi işte vurdumduymazlığımız?
Yetişmek isterken bu yarışta hırslarımızdan vazgeçişimiz… Herkes kendiyle yarışmalı belki. Herkes önce kendini anlamalı, tanımalı. Önce kendiyle konuşabilmeli her insan. Bir kuşla derin muhabbet kurabilmeli. Bir pencere açabilmeli kendi âlemine. Bakmaktan yorulduğunda dünyaya, kaçabilmeli kendi hayal dünyasına.
Orada cennet doğallığı bulacak her insan. Dışarıda kaybettiği çocuksu yanlarını… Orada aşkı arayacak her insan. Unutup kısa anlarda dünyanın dertlerini…
...
En güzel yarışın kişinin kendiyle yaptığı yarış olduğuna karar veriyorum eve dönerken. En güzel kuşun o an için çatıdaki minik kuş olduğunu düşünüyorum. En büyük yatırımın tüm hesapları unutmak olduğunu anlıyorum dünyaya dair…
Unutup tüm hesapları, unutulmayan zamanlara atıyorum tüm yaşanmamışlıkları. Ve gelmeden geleceği kovalamaktan vazgeçiyorum. Üstünlüğün kendini bilmek olduğunu çok iyi biliyorum artık. Maddi şeylerin tüm dertlere deva olmadığını da…
Herkesin değer verdiği şeylerin değerli olduğu anlamına gelmediğini zaman söylüyor bana. Asıl değerlere dikerken gözlerimi dünya yalan söylüyor bana. Belki ben kanıyorum bu yalana. Kalıcı sandığım şeylere tutarken umudumu… En çok ben inanmak istiyorum belki bu şatafata.
Ama işte bir kuş yetiyor güzellikleri görmeye… Araç olduğunu anlayınca her şeyin, haddini bilmeye.
Geçici bir dünyaya mahkûm olmayı en büyük ceza sayıyorum kendime. Mükâfatını düşünmüyorum bu cezanın. Dünyaya isyan değil, teşekkür etmem gerektiğini fısıldıyor içimdeki ses.
İç çekişlerime kuşun içli sesi eşlik ediyor sadece. Yuvası olduğu için neşeli yine de. Bir yuvam olduğu için mutluyum ben de. Ama hiçbir maddi şey dindiremez içimizdeki ayrılığı. Hiçbir teknoloji bize anlatamaz bir kuşun içten haykırışını.
Anlamak için içime dalıyorum. Unutup tüm unutmaları önüme bakıyorum. Kalan dilimlerinde zamanın bir kuşun çalışkanlığını örnek alıyorum işte ben de.
Ne çok öğrenecek şeyimiz var bir kuştan bile… Her şeye hâkimken biz ve güçlü görünürken maddi şeylerle, ne kadar zayıfız işte…
Kim örtecek şaşkın bakışlarımızı bir sabah, terk ederken biz dünyayı? Kim anlayacak yürek delen hâllerimizi, hızla geçiyorken zaman?
Saatleri erteliyorum işte yine. Zamansızlığı seçiyorum. Sürprizlerle yaşamak en güzeli değil mi hayatı? Hesapsız kaymak dostların iklimine…
Kendi güneşini kendinin açtırması her insanın… Batışları ertelemek bir akşam…
"Umutla yaşamak bu işte, her sabah."
Aldırmadan batışlara, kendiyle yarışmak… Derin dalışlardan sonra yüzeyde durmayı başarmak… Aldırmadan kırılanlara kalanları toplamak…
İşte bu olmalı yaşamak.
"Umut güneş gibidir. Siz açtırmazsanız o doğmaz asla."
Ş.M.C
26 Ağustos 2011
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.