Yaşamında öteki kişilere ulaşabildiğin anlar, bir ormandaki kuş ötüşleri gibi olacak... uzaklardan gelip geçerken, kısacık bir süre yapraklarda yankılanacaklar o kadar. orman bütün sessizliğiyle yine yalnız duracak orada... ı.kant
Oğuzhan KÜLTE
Oğuzhan KÜLTE

BİTİMSİZ BEKLEYİŞLER

Yorum

BİTİMSİZ BEKLEYİŞLER

( 2 kişi )

2

Yorum

5

Beğeni

5,0

Puan

171

Okunma

BİTİMSİZ BEKLEYİŞLER

BİTİMSİZ BEKLEYİŞLER


Ankara ve Kırıkkale arasında adeta mekik dokur gibi geçen çocukluk yıllarımın belki de en unutulmaz yanlarından biriydi şu beklemek. Sıradan bekleyiş de değildi bu elbette. Bir yanda yaşça benden sadece üç yıl ötedeki dayım, öte yanda da benle yaşdaş sayılacak kuzenim olduğu halde saatlerce ve asla da yitmeyen bir hevesle beklemekti bu.

Şimdilerde en yakınlarımızın kapının ziline basana değin geldiklerinden dahi habersiz olduğumuzu bir yana koyarsak, bu iki manzara arasında kocaman bir fark olduğu şüphe götürmez de bir gerçektir. Size verilen değerin belki de en görünen, en dokunaklı yanıdır beklenilen olmak. Bu anlamda o zamanların ulaşım vasıtalarının olanakları ve altyapı gerçekleri de bir yana konulursa, beklemek eyleminin o kadar da kolay bir süreç olmadığı da çıkar ortaya.

Karne tatillerini iple çektiğimiz yetmişli yıllarda bir an önce orada olmak istediğimiz yerdi Kırıkkale. Uzunca yıllar Ankara`nın gölgesinden kurtulamamış bu kent, merkeze yakın yerdeki MKE`nin silâh ve mühimmat fabrikaları ile adından söz ettiriyordu yine de. Bu yönüyle kente renk ve canlılık katan, ordunun ihtiyaçlarını da karşılayan MKE Silâh Fabrikası, o yıllarda Kırıkkale`yi ticari manada da oldukça doyurmuştur doğrusu.

Tam da sosyal ve kültürel gayretlerin her sabah yüzlerce işçinin sabah mesaisine giderkenki halleri ile bu mesai bitimindeki dönüşlerinde cadde ve sokakların ne de cıvıl cıvıl olduğunu o eskilere bir söyletmek de gerekir sanırım. Koskoca bahçesi, içinde orta boy havuzuyla en azından üç aileyi ağırlayabilecek kadar geniş ve kullanışlı evi ile büyükbabamın da( dede denmesinden haz etmezdi, biz de asla dede demezdik kendisine) bir MKE emeklisi olduğunu söylemeden geçemem. Zira yeri geldikçe o günlerden söz ettiğini ve farkında olmadan mesleki kariyerimizi de beslediğini biliyordum. Kucak dolusu sevgisi, şefkati ve tokgözlülüğü ile tam da bir Anadolu kadını büyükannemiz de her fırsatta Ankara`dan Kırıkkale`ye adeta uçarcasına gelişimizin öznelerinden di. Her ikisi de hayatta olmayan büyüklerime rahmet okurken, o yıllardaki hayatın renkliliğini asla bir daha ve doyasıya yaşayamayacağımı biliyor gibiydim. Belki de biraz çocuk olmamız yaşananları daha bir renkli hissetmemizi, algılamamızı sağlamıştır, kim bilir. Yine de o yılların insanlarının çokça yönden daha candan, hoşgörülü, kıymet bilir ve paylaşımcı olduklarını da söylemek gerek.

Tatil başlangıcında yine bir Kırıkkale yolcuğuydu bu. Yeterince yolcu bindiğinde hareket eden otobüsün bu iki kent arasındaki mesafeyi yaklaşık iki saatte kat edebildiğini biliyorum. Kullanılan yollar şimdiki gibi tek yönlü ve çok şeritli değildi. Her gidişimizde hatalı sollamalar nedeniyle meydana gelen ve çoğu da ölümlü kazaları görüyorduk maalesef.
Asıl konunun başlayacağı sabah bir de baktım ki annem de babam da yoklar. Biraz canı sıkılmış, biraz da mahcup şekilde geniş ailenin kahvaltı sofrasındaki yerimizi almıştık bile. Bahçede yapılan ve tüm aile bireylerinin birbirleri ile sohbet olanakları da bulmasına vesile olan rutinler, genellikle bir akşam yemeklerinde yaşanırdı. Almaya son derece açık ve belki de aç gibi duran bizler, söylenenleri adeta kayda geçer gibi dinlerdik. Birkaç gün sonra anne ve babamın yeniden dönecek olacaklarını öğrendiğimde daha bir moral bulmuştum. Kahvaltı sofrası toparlanır toparlanmaz üçümüz de sanki sözleşmiş gibi yüksekçe bir yerde duran ve mahallenin de elektriğini sağlayan trafo binasının hemen önünde yerlerimizi almıştık bile.

Bugün için oldukça seyrek bir akış gibi görünen durum, o yıllarda farklı algılanıyordu. Gelen otobüslerden hangisi Ankara-Kırıkkale arası çalışandı acaba? soruları eşliğinde ne de farklı amaçlarla yolda seyreden vasıta olduğunu görüyor ve bir yandan da ufukta görünen otobüsün üzerine bahse giriyorduk. Hep ümitlerin tükendiği son anlarda oluyordu bir şey.

Ve durakta yolcu indirirken heyecandan nefeslerimizi tuttuğumuz anlarda daha otobüsün merdivenlerinde iken fark ettiğimiz ve o yıllarda da henüz otuzlu yaşlardaki anne ve babamla göz göze gelişimiz tıpkı bugünkü gibi capcanlı duruyor hafızamda. Sesli olmasa da o anlardaki bakışların; sevgiye, vefaya dair ne de çılgınca cümlelere bedel olduklarını şimdi daha bir anlıyorum. Şimdi yine çıksam o beleyişlerin tepesine babam gelir mi? Genç yaşta yitirdiğimiz dayım ve akabinde eniştem, büyük anne ve babam,… hiç biri gelmeyecekler biliyorum. Ben o günlerin öznesi olmayı özlediğimde ve hatta bu duygu dayanılmaz bir hal aldığında yine de beklemeyi tercih ediyorum.

Bizi de böylesi içtenlikle ve vefayla, bağrına basarcasına bekleyenler olacak mı bilmiyorum. Bizi çokça sorumluluk altına almış durumdaki geçen yıllar, "Çoğumuzdan asla bitmemesi gereken şeyleri de mi götürdü acaba”. diye de düşünüyorum kendimce. Ufkun ta ötelerinden gelmekte olan onca otobüsten biri, bizi biz yapan o öznelerden birini malum durakta indirir ve biz de yine göz göze gelir miyiz yine?

Paylaş:
5 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (2)

5.0

100% (2)

Bitimsiz bekleyişler Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Bitimsiz bekleyişler yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
BİTİMSİZ BEKLEYİŞLER yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Etkili Yorum
Ali Rıza  Coşkun
Ali Rıza Coşkun, @alirizacoskun
12.3.2026 12:04:42
5 puan verdi
“BİTİMSİZ BEKLEYİŞLER” yazınız, çocukluk yıllarının masum ve heyecan dolu bekleyişlerini çok canlı bir şekilde hatırlatıyor. Özellikle Ankara–Kırıkkale arasında geçen yolculukların ve otobüs durağında anne-baba bekleyişinin tasviri, hem nostaljik hem de duygusal bir yoğunluk taşıyor. Büyükbaba ve büyükannenin varlığı, aile sofraları, sohbetler ve o dönemin paylaşımcı ruhu, yazıya sıcak bir Anadolu dokusu katmış.

Kısacası: Beklemenin sabır, sevgi ve vefa ile nasıl anlam kazandığını; geçmişin candan ilişkilerinin bugünkü yalnızlıkla nasıl tezat oluşturduğunu anlatan içten, dokunaklı ve hatıra dolu bir yazı. Kaleminize sağlık.
Etkili Yorum
erbensalim
erbensalim, @erbensalim
12.3.2026 00:12:05
5 puan verdi
Aslında beklemek, sadece birinin gelmesini ummak değil, insanın kendi içindeki o eksik parçayı arama halidir. O trafo binasının önünde nöbet tutan çocuk, aslında sadece anne-babasını değil; güveni, aidiyeti ve o hiç bitmeyecek sanılan huzuru bekliyordu.

Bugün o otobüsler o durakta durmuyor, o insanlar o merdivenlerden inmiyor diye beklemekten vazgeçmiyoruz. Çünkü biliyoruz ki; bekleyişin kendisi, kavuşmaktan daha büyük bir sadakattir. O çocukluk heyecanıyla ufka bakmaya devam etmek, gidenleri hala içimizde yaşatmanın en asil yoludur
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL