Yaşamında öteki kişilere ulaşabildiğin anlar, bir ormandaki kuş ötüşleri gibi olacak... uzaklardan gelip geçerken, kısacık bir süre yapraklarda yankılanacaklar o kadar. orman bütün sessizliğiyle yine yalnız duracak orada... ı.kant
Celil ÇINKIR
Celil ÇINKIR
VİP ÜYE

Kalburabastı Efendi Hazretleri Defteri – 32. Bölüm (Savaş)

Yorum

Kalburabastı Efendi Hazretleri Defteri – 32. Bölüm (Savaş)

( 13 kişi )

9

Yorum

24

Beğeni

5,0

Puan

498

Okunma

Okuduğunuz yazı 11.3.2026 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.
Kalburabastı Efendi Hazretleri Defteri – 32. Bölüm (Savaş)

Kalburabastı Efendi Hazretleri Defteri – 32. Bölüm (Savaş)

Hazırlayan: Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri namı diğer Celil ÇINKIR - Delibal

Özet

Bu çalışma, savaş olgusunu yalnızca askeri bir çatışma biçimi olarak değil, insanın iç dünyasında başlayan ve toplumsal sonuçlara dönüşen bir süreç olarak ele almaktadır. Kalburabastı Efendi’nin anlatım dili üzerinden yürütülen bu metin; savaşın psikolojik, ahlaki ve kültürel boyutlarını tartışmakta, savaşın gerçek nedenlerini insanın hırsı, korkusu ve güç arayışıyla ilişkilendirmektedir. Metinde Mustafa Kemal Atatürk’ün savaşın zorunluluk şartına bağlanan yaklaşımı, Hz. Muhammed’in savaş stratejisine dair sözleri ve Sun Tzu’nun savaşın doğasına ilişkin düşünceleri bir araya getirilerek savaşın yalnızca silahlarla değil akıl, strateji ve ahlak üzerinden anlaşılması gerektiği vurgulanmaktadır. Çalışma aynı zamanda savaşın trajik yönü kadar ironik taraflarını da ortaya koymakta; savaşın kazananı gibi görünen tarafların dahi aslında büyük kayıplar verdiğini ifade etmektedir. Sonuç olarak metin, gerçek zaferin düşmanı yok etmek değil düşmanlık duygusunu ortadan kaldırmak olduğunu savunmakta ve barışın insanlık tarihindeki en zor fakat en değerli kazanım olduğunu ortaya koymaktadır.

Anahtar Kelimeler: Savaş, barış, strateji, insan doğası, etik, Atatürk, Sun Tzu, savaş felsefesi, Kalburabastı Efendi

Abstract

This study examines the phenomenon of war not merely as a military conflict but as a process that begins within the human mind and evolves into social consequences. Through the narrative voice of Kalburabastı Efendi, the text discusses the psychological, moral and cultural dimensions of war while associating its underlying causes with human ambition, fear and the pursuit of power. The perspectives of Mustafa Kemal Atatürk, the strategic teachings attributed to the Prophet Muhammad, and the classical ideas of Sun Tzu are brought together to emphasize that war should be understood not only through weapons but also through intellect, strategy and ethics. The text also highlights the tragic as well as the ironic aspects of war, suggesting that even the apparent victors often suffer profound losses. Ultimately, the study argues that the greatest victory is not defeating an enemy but abandoning hostility itself, and that peace remains the most difficult yet most valuable achievement in human history.

Keywords: War, peace, strategy, human nature, ethics, Atatürk, Sun Tzu, philosophy of war, Kalburabastı Efendi

İnsanlık tarihi incelendiğinde savaşın neredeyse bütün medeniyetlerin ortak kaderi olduğu görülür. Devletlerin yükselişi, sınırların değişimi, toplumların göçleri ve kültürlerin dönüşümü çoğu zaman savaşların ardından şekillenmiştir. Ancak savaş yalnızca tarih kitaplarının anlattığı askeri olaylardan ibaret değildir. O, aynı zamanda insanın iç dünyasında başlayan bir gerilim, bir güç arayışı ve çoğu zaman kontrol edilemeyen bir ihtirasın dışa vurumudur. Bu nedenle savaş meselesini yalnızca silahların konuştuğu bir alan olarak değil, insan psikolojisi, ahlak ve strateji açısından değerlendirmek gerekir. Kalburabastı Efendi’nin meddah üslubuyla kaleme alınan bu metin, savaşın bu çok katmanlı doğasını anlamaya yönelik bir düşünce denemesidir.

Efendim…

Bugün defterimi savaş üzerine açtım. Savaş dediğin şey, kılıçtan önce gönülde başlar, gönülde biter. İnsan kendi hırsını yenemezse, eline kılıç değil kaşık da versen yine kan döker.

Atatürk demiştir: “Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir.”

İşte bu söz, savaşın ölçüsüdür. Zorunluluk yoksa, yapılan her şey cinayetten öte değildir. Çünkü savaşın gerçek bedelini çoğu zaman karar verenler değil, o kararların gölgesinde yaşayan insanlar öder. Bir komutan harita üzerinde çizgiler çizer; fakat o çizgilerin geçtiği yerlerde evler, tarlalar, çocukların oyun alanları ve insanların hayatları vardır.

Peygamber Efendimiz (sav) buyurur: “Harp hiledir.”

Yani savaş sadece kılıçların şakırtısı değil, aklın kıvrımı, tedbirin ince hesaplarıdır. Bir general plan yapar, düşmanı şaşırtır; ama asıl büyük planı insanın kendi nefsine karşı yapması gerekir. Çünkü nefsini yenemeyen bir insanın kazandığı zaferler bile kalıcı değildir.

Sun Tzu da binlerce yıl evvel demiştir: “Savaşın en yüce sanatı, düşmanı savaşmadan yenmektir.”

Yani en büyük zafer, kan akmadan kazanılandır. Çünkü kanın rengini herkes bilir, ama barışın rengini görmek basiret ister.

Efendim…

Savaşın komedisi de vardır. Harita başında komutan “düşman buradan saldırır” der, düşman öte yandan gelir. Köylü “tarlamı süreceğim” diye bekler, ama tank gelip sürer. Generallerin masasındaki yemekler artar, askerlerin tasındaki çorba eksilir. İşte savaşın en acı mizahı budur.

Savaş meydanında kahramanlık hikâyeleri yazılır; fakat o hikâyelerin satır aralarında yetim kalan çocuklar, yıkılan şehirler ve unutulan mezarlar vardır. Tarih kitapları çoğu zaman zaferleri yazar; ama o zaferlerin ardında kalan sessiz acıları yazmak için başka bir kalem gerekir.

Velhasıl…

Savaşta ilk ölen hep hakikat, ilk kaybolan hep vicdandır. Top tüfek konuşunca akıl susar. Ama bilin ki, kılıçla kazanılan zafer merhametle korunmazsa mezar taşından ileriye geçmez.

Kalburabastı Efendi der ki:

“En büyük savaş, düşmanı yenmek değil, düşmanlık etmeyi bırakmaktır. Çünkü nefretin kazandırdığı zafer, aslında yenilgidir.

Ve en büyük komutan, ordulara hükmeden değil, kendi öfkesine hükmedendir.”

Efendim…

Savaş insanın en pahalı oyuncağıdır. Bir çocuğun elinde oyuncak tabanca, bir devletin elinde nükleer silah… İkisinin de neticesi aynıdır: kırmak, yakmak, yok etmek.

Ama barışı kurmak, işte o en zor sanattır. Çünkü barışta kahramanlık yoktur, şan yoktur, manşet yoktur… Lakin huzur vardır, bereket vardır, dua vardır.

Velhasıl…

Barışa giden yol, savaşın bitmesiyle değil, insanların birbirine güvenle bakmasıyla başlar. İşte asıl zafer de odur.

Savaşın Felsefesi

Savaş yalnızca silahların çarpışması değil, insan zihninin ve insan doğasının en keskin sınavlarından biridir. Tarih boyunca düşünürler savaşın nedenlerini açıklamaya çalışmış, kimileri onu kaçınılmaz bir güç mücadelesi olarak görmüş, kimileri ise insanın kendi içindeki karanlığın dış dünyaya yansıması olarak değerlendirmiştir. Bu bakımdan savaşın felsefesi, insanın varoluşu ile doğrudan ilişkilidir.

Carl von Clausewitz savaşın “siyasetin başka araçlarla devamı” olduğunu söyleyerek savaşın devletler arası güç ilişkilerinin bir sonucu olduğunu vurgulamıştır. Ancak bu yaklaşımın ötesinde savaşın daha derin bir boyutu vardır. Çünkü savaş çoğu zaman yalnızca devletlerin değil, insanın iç dünyasındaki korkuların, hırsların ve üstünlük arzusunun da bir yansımasıdır. Bu nedenle savaşın gerçek nedeni yalnızca politik çıkarlar değil, aynı zamanda insan doğasının karmaşık yapısıdır.

Öte yandan Doğu düşüncesinde savaşın daha farklı bir yorumu vardır. Sun Tzu’ya göre savaşın en büyük ustalığı, düşmanı savaşmadan yenmektir. Bu yaklaşım, savaşın nihai amacının yıkım değil denge ve düzen olduğunu ortaya koyar. Çünkü gerçek strateji, kan dökmeden sonuç elde edebilmektir.

Bu düşünceler birlikte değerlendirildiğinde savaşın yalnızca askeri bir faaliyet olmadığı, aynı zamanda etik, psikolojik ve kültürel bir mesele olduğu anlaşılmaktadır. Bir toplumun savaş anlayışı, o toplumun değerlerini, korkularını ve dünya görüşünü de yansıtır. Bu nedenle savaşın tarihini anlamak, aslında insanın kendisini anlamaya çalışmasından başka bir şey değildir.

Kalburabastı Efendi’nin ifadesiyle: İnsan kılıcı eline almadan önce gönlünü tartmalıdır. Çünkü gönlü ağır gelenin kılıcı da ağır olur.

Kalburabastı Efendi’den Vecizeler

Kalburabastı Efendi der ki: Savaş meydanında kazanılan zafer, gönül meydanında kaybedilmişse o zafer aslında bir yenilgidir.

Kılıç keskin olabilir; ama merhamet körelmişse hiçbir zafer uzun sürmez.

Bir komutan ordusunu yönetebilir; fakat kendi öfkesini yönetemiyorsa henüz savaşın en zor kısmını öğrenmemiştir.

Toprak savaşla alınabilir; fakat o toprakların üzerinde huzur ancak adaletle kurulabilir.

Barış, savaşın yokluğu değildir; barış insanların birbirine güvenle bakabildiği zamandır.

Düşmanı yenmek kolaydır; zor olan düşmanlık duygusunu yenebilmektir.

Tarih savaşları yazar, fakat insanlığın gerçek ilerleyişi barış zamanlarında gerçekleşir.

Ve unutulmamalıdır ki…

Savaş meydanında en çok konuşan silahlar değil, en çok susan vicdanlardır.

Sonuç

Savaş, insanlık tarihinin en eski ve en yıkıcı olgularından biridir. Tarih boyunca devletlerin sınırlarını değiştiren, toplumların kaderini belirleyen ve medeniyetlerin yükselişine ya da çöküşüne sebep olan savaşlar, aynı zamanda insan doğasının en karanlık yönlerini de açığa çıkarır. Ancak savaş yalnızca askeri bir olay değildir; o, insanın iç dünyasında başlayan bir çatışmanın toplumsal ölçekteki yansımasıdır. Hırs, korku, güç arzusu ve üstünlük isteği, çoğu zaman savaşın görünmeyen sebeplerini oluşturur.

Bu nedenle savaş meselesini yalnızca strateji, silah teknolojisi ya da askeri başarı açısından değerlendirmek eksik bir yaklaşım olur. Asıl mesele, insanın kendi içindeki çatışmayı yönetebilmesidir. Tarih boyunca düşünürler ve devlet adamları da bu gerçeğe işaret etmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün savaşın yalnızca zorunlu hâllerde meşru olduğunu vurgulayan yaklaşımı, savaşın etik sınırını belirleyen en önemli ilkelerden biridir. Benzer şekilde Sun Tzu’nun “düşmanı savaşmadan yenmek” fikri, stratejinin en yüksek amacının yıkım değil akıl olduğunu ortaya koymaktadır.

Kalburabastı Efendi’nin anlatımında ise savaşın yalnızca trajik değil aynı zamanda ironik yönleri de ortaya konulmaktadır. Haritalar üzerinde planlanan savaşların gerçek bedelini çoğu zaman cephedeki askerler, geride kalan aileler ve yıkılan şehirler öder. Bu nedenle savaşın kazananı gibi görünen tarafların bile aslında büyük kayıplar verdiği söylenebilir.

Sonuç olarak gerçek zafer, düşmanı yok etmekte değil düşmanlık duygusunu ortadan kaldırabilmektedir. Barışın kalıcı olması ise yalnızca silahların susmasıyla değil, insanların birbirine güven duyabilmesiyle mümkündür. Bu bakımdan insanlık tarihindeki en büyük komutan, ordulara hükmeden değil, kendi öfkesine hükmedebilen insandır.

Kapanış

Efendim…

Defterin bu sayfasını kapatırken şunu da not düşelim ki savaşın tarihi uzun, barışın hafızası ise kısa olur. İnsanlar çoğu zaman kazandıkları zaferleri anlatır; fakat o zaferlerin arkasında kalan acıları anlatmaya pek yanaşmazlar. Oysa yeryüzünde asıl kalıcı olan şey ne fethedilen topraklar ne de kazanılan meydan muharebeleridir. Kalıcı olan, insanların birbirine bıraktığı iyilik ve merhamet izidir.

Kalburabastı Efendi der ki:

“Bir şehir savaşla alınabilir; ama o şehrin kalbi ancak adaletle kazanılır. Çünkü toprağı kılıç korur, fakat insanı merhamet yaşatır.”

Velhasıl efendim…

Savaşın gürültüsü bir gün mutlaka diner. Topların sesi susar, ordular dağılır, haritalar değişir. Lakin insanın gönlünde açılan yaralar kolay kolay kapanmaz. Bu yüzden insanlık için en büyük zafer, düşmanı yok etmek değil düşmanlık sebebini ortadan kaldırabilmektir.

Defter burada kapanır.

Ama insanlık, barışın sayfasını her gün yeniden yazmaya devam eder.

KAYNAKÇA

Atatürk, Mustafa Kemal (1927). Nutuk. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Clausewitz, Carl von (2007). Savaş Üzerine (On War). İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları.

Sun Tzu (2015). Savaş Sanatı. İstanbul: Alfa Yayınları.

Arendt, Hannah (1970). On Violence. New York: Harcourt Brace.

Keegan, John (1993). A History of Warfare. London: Pimlico.

Howard, Michael (2001). War in European History. Oxford: Oxford University Press.

Gray, John (2007). Black Mass: Apocalyptic Religion and the Death of Utopia. London: Allen Lane.

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (13)

5.0

100% (13)

Kalburabastı efendi hazretleri defteri – 32. bölüm (savaş) Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Kalburabastı efendi hazretleri defteri – 32. bölüm (savaş) yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Kalburabastı Efendi Hazretleri Defteri – 32. Bölüm (Savaş) yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Sabitlendi
ŞuLeCannn
ŞuLeCannn, @sulecannn
13.3.2026 01:13:34
5 puan verdi
İyice okuyup öyle yorum yapmak istedim sayın Celil hocam. Hep savaşı konuştuk tarihten örneklerle ve barış istedik hal böyle olunca. Barış kavramı güzel bir şey gibi gelir hep kulağa. Oysa savaşlar ve küskünlükler olmasaydı dilimize barış diye bir şey girmeyecekti. Peki insanlar neden savaşır, küser vs. demeyeceğim. Çünkü savaşla ilgili sebepleri yukarıda anlatmışsınız siz. Eskisen makul nedenlerle savaşlar ve barışlar yapılmış olabilir lakin bizim şimdi gördüğümüz adeta bir evcilik oyunu türevinden savaşlar.

Yapay zeka da çıkınca çok farklı karikatürler ve eleştirel mizah tür şeyler izliyoruz. Gülelim mi ağalayalım mı bilmiyorum? Savaşa katılamadığı için üzülen kim jong'un füze elinde içlendiği kısa animasyondan tutun, trump ve netenyahu' nun evcilik oynar gibi füze atarken, zelenski' nin yanlarına gelmesi ve yanlışlıkla bir füzenin üstlerine düşmesi ve bunun üstüne hamaney' le putin' in kahkahalara boğulması. Bunların eline drone vereceksin bir adaya süreceksin, birlikte drone uçursunlar. Öyle dramatik bir o kadar da acı, ağlanası, trajedi, komedi arasında bir noktadayız Dünya olarak. Üç beş delinin elinde bir top olduk bütün halklar olarak.Öyle işte. yazıyı okuyunca dertleşmek istedim. Biraz iç dökmece oldu. Çokça tebrik ediyorum duyarlı kaleminizi ve yüreğinizi. Selamlar, saygılar, sağlıkla hep.
Gülüm Çamlısoy
Gülüm Çamlısoy, @gulum-camlisoy
12.3.2026 15:53:56
5 puan verdi
yoğunluktan ancak şimdi fırsat bulabildim hocam
tebrik ederim
selamlar saygılar
ayşe1
ayşe1, @ayse1
12.3.2026 15:50:33
5 puan verdi
Habil ile Kabil 'in ilk kavgayı başlatıp ölümle sonuçlandırmasından bu yana insanoğlunun acımasız savaşları ne yazı ki sürüyor.
Kalburabastı Efendi Hazretleri'nin dediği, sizi de inceden incelediğiniz ve aksettirdiğiniz gibi insanoğlunun savaşları; vicdanı, nefsi, çıkarları, ihtiras ve menfaatına hükmedeceği günlere dek sürecektir.
Barış için kan dökmeden savaşılacak günlere özlemle kutlarım değerli çalışmanızı.
Saygılarımla.
İbrahim Kurt
İbrahim Kurt, @ibrahimkurt
12.3.2026 11:21:32
5 puan verdi
evet hocam o kahramanlık destanları arasında yıkılan oçaklar zülüm görenler vardı ve onlardan hiç söz edilmez kutluyorum bu cesur çalışmanızı
bdbedri
bdbedri, @bdbedri
12.3.2026 09:04:23
5 puan verdi
Yine küçük bir kitabı baştan sona okuyunca yolda bazı vurucu enstantane anlatımları duraklarda bıraktım. Daha sonra toplamak için...... //......
ve
Kalburabastı Efendi’nin 32. defter bölümü, savaşın en keskin gerçeğini tek cümlede vuruyor:
“Savaş meydanında kazanılan zafer, gönül meydanında kaybedilmişse o zafer aslında bir yenilgidir.”
Hem Atatürk’ün “zorunluluk yoksa cinayettir” ölçüsü, hem Sun Tzu’nun “en büyük zafer savaşmadan kazanmaktır” bilgeliği, hem de Peygamber’in “harp hiledir” inceliğiyle harmanlanan bu metin, şu acı ironiyi suratımıza çarpıyor:
En büyük komutan ordusunu değil, kendi öfkesini yönetebilendir.
Ve asıl zafer, düşmanı değil, düşmanlığı öldürmektir.
Vurucu, derin ve zamansız. Okuyanı sarsan cinsten. 👏kutlar ve tebrik ederim.
neneh.
neneh., @neneh-
12.3.2026 06:32:29
5 puan verdi
Muhteşem!..Hep heyecanla beklerim defterin açılmasını.Zira bu defterde mükemmele imza atılıyor.Dimağlara bilgi üstüne bilgi katılıyor.Kutluyor ve Üstadı selamlıyorum.Sağlıcakla.Saygıyla.
AYŞEN DAŞKIN
AYŞEN DAŞKIN, @sahraavurgun
12.3.2026 01:06:53
5 puan verdi
Hocam öncelikle aydınlatıcı yazınız için emeklerinize yüreğinize kaleminize sağlık çok teşekkür ederim saygılarımla ✍️
gölgesiz
gölgesiz, @golgesiz
11.3.2026 23:27:25
5 puan verdi
Kaleminiz kavi duygunuz daim olsun hocam💐🤗
Dilek Duru Günay
Dilek Duru Günay, @dilekdurugunay
11.3.2026 05:01:32
Kutluyorum güzel bir yazı. Atatürkün savaş ve barış konusundaki düşünceleri ışık tutacak nitelikte. Bu yüzyılın savaşları sanki filim gibi seyrediliyor. Asla vicdan ve yürek sızıları ve acıları yansıtmıyor.
Eskilerden savaşların bile ahlakı vardı. Şimdi bütün iyi değerlerle savaşlar apayrı kavgalı…

Sağlıcakla ve hisseden yüreğinizle hoşça kalın.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL