12
Yorum
26
Beğeni
5,0
Puan
289
Okunma
Mart ayının ortasına doğru yaklaştığımız şu günlerde, eski takvime kulak verenler bilir: Cemrelerin sonuncusu da toprağa düştü. Önce havaya, sonra suya, en son toprağa… Yani tabiatın kalbi yavaş yavaş ısınmaya başladı. Ağaçların damarlarında bir kıpırtı, toprağın içinde görünmez bir uyanış, havada ise anlatılması zor bir değişim dolaşıyor.
Fakat işin ilginç tarafı şu: Tabiat uyanırken insan bazen tam tersine bir sersemlik hâline bürünür.
Bir sabah uyanırsınız, güneş pencereden içeri daha cömertçe süzülür. Hava ne tam kış, ne tam bahardır. İçinizde tuhaf bir yorgunluk, zihninizde hafif bir bulanıklık… Sanki ruhunuz bir mevsimden diğerine geçerken biraz sendelemiştir.
İşte halkın dilinde buna yıllardır bir isim verilmiş: bahar yorgunluğu.
Eskiler bu günleri çok iyi tanırdı. Onlar takvimlere değil, gökyüzüne bakarak yaşarlardı. Mart ayının bu kararsız günlerine de boşuna bir söz bırakmamışlar:
“Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.”
Bir gün güneş insanı kandırır, ince bir montla sokağa çıkarsınız. Ertesi gün rüzgâr bir anda yüzünü sertleştirir, kışın hâlâ gitmediğini hatırlatır. İşte tam bu günlere büyüklerimiz “Kocakarı soğukları” derdi. Eski takvimlerde ise bunun adı daha da ilginçtir: Berdelacüz.
Bu kelime kulağa biraz masalsı gelir ama aslında hayatın içinden doğmuş bir tecrübenin adıdır.
Eskiler derdi ki:
"Bahar acele etmez, önce insanın sabrını dener."
Gerçekten de tabiatın dili sabırdır. Toprak bir anda yeşermez. Ağaç bir gecede çiçek açmaz. Bahar da kapıyı birden açmaz; önce aralar, sonra rüzgârı gönderir, ardından güneşi… En sonunda da kuşların sesini.
Modern insan ise sabırsızdır. Her şeyin hemen olmasını ister. Kış bitsin ister, ama baharın geliş sürecini anlamaya pek vakti yoktur. İşte o yüzden mart ayının bu geçiş günlerinde insan kendini biraz garip hisseder.
Vücut başka bir ritme geçmeye çalışır.
Günler uzar, güneşin süresi artar.
Uyku düzeni değişir.
Kan dolaşımı hızlanır.
Bütün bunlar insan bedeninin küçük ama önemli bir uyum sürecidir.
Eskiler bunu bilimsel terimlerle anlatmazdı elbette. Ama hissederdi. Onların dili daha sade ama daha derindi.
Bir büyüğümün yıllar önce söylediği bir söz hâlâ aklımdadır:
"Evlat, bahar gelmeden önce insanın içine bir ağırlık çöker. O, kışın son nefesidir."
Belki de gerçekten öyledir.
Kış sadece havayı değil, insanın içini de ağırlaştırır. Uzayan geceler, kapalı gökyüzü, soğuk rüzgârlar… İnsan fark etmeden içine biraz sessizlik biriktirir. İşte bahar geldiğinde bu sessizlik bir anda dağılmaz. Yavaş yavaş çözülür.
Bahar yorgunluğu belki de tam olarak budur.
Bir mevsimin içimizden çıkıp gitmesi.
Bugün şehir hayatında yaşayan pek çok insan bu hissi yaşıyor ama çoğu zaman adını koyamıyor. Sabah kalkmak biraz zor gelir, gün içinde bir halsizlik olur. Ne hastalıktır ne de tembellik. Sadece bedenin mevsimle birlikte yeniden ayarlanmasıdır.
Oysa köy hayatında büyüyen insanlar bu süreci çok daha doğal yaşardı. Çünkü onların hayatı doğanın ritmiyle iç içeydi.
Toprak sürülmeden önce çiftçinin içinde bir telaş başlardı.
Ağaçlar budanmadan önce bahçede bir hareket olurdu.
Kuşlar dönmeden önce gökyüzü değişirdi.
İnsan tabiatın parçası olduğunu daha çok hissederdi.
Bugün ise betonların arasında yaşayan insan bazen bu bağını unutuyor. Ama ne kadar unutsa da beden hatırlıyor. Çünkü insan, toprağın hikâyesinden kopamaz.
Cemreler bunun en güzel hatırlatıcısıdır.
Cemre düştü mü, doğa derin bir nefes alır.
Hava yumuşar.
Toprak kokusu değişir.
Güneş başka bir renkle doğar.
Fakat bu uyanışın bir de insana yansıyan tarafı vardır. İşte o da bazen tatlı bir yorgunluk şeklinde kendini gösterir.
Belki de bu yorgunluğu bir eksiklik gibi görmek yerine bir hatırlatma olarak görmek gerekir.
Çünkü bahar sadece ağaçların değil, insanın da yeniden uyanma mevsimidir.
İnsan bazen durup kendi içine de bakmalıdır.
Kış boyunca yorulan kalbine, ağırlaşan düşüncelerine…
Belki biraz yavaşlamak gerekir.
Belki biraz güneşe çıkmak.
Belki de toprağa dokunmak.
Çünkü baharın gerçek ilacı, doğanın kendisidir.
Şehir hayatının telaşı içinde çoğu zaman bunu unutuyoruz. Oysa bir ağacın yeni açan yaprağına bakmak bile insanın ruhunu hafifletebilir.
Bahar yorgunluğu dediğimiz şey bazen aslında ruhun yeniden nefes alma isteğidir.
Ve belki de bu yüzden mart ayı biraz kararsızdır.
Bir gün güneş, bir gün rüzgâr…
Bir gün umut, bir gün sersemlik…
Ama sonunda bahar mutlaka gelir.
Toprak uyanır.
Kuşlar geri döner.
Ağaçlar çiçek açar.
Ve insan fark eder ki o geçici yorgunluk aslında bir dönüşümün habercisidir.
Cemreler düşmüştür artık.
Tabiat yavaş yavaş kapıyı aralamıştır.
Şimdi yapılacak şey belki de sadece biraz sabretmektir.
Çünkü bahar acele etmez.
Ama geldi mi, bütün yorgunlukları unutturur.
ALİ RIZA COŞKUN
5.0
100% (14)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.