0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
157
Okunma
Bazen insanın en çok kırıldığı şey, bir tartışma değildir.
En çok kıran şey, “Doğruyu söyle” deyip deyip gerçeğin bile değersiz kaldığını fark etmektir.
Bir köpeği sevmek güzeldir. Ona merhamet göstermek, onu korumak, onunla ilgilenmek insanın vicdanını gösterir.
İnsan onunla inanılmaz bağlar kurar.
Ama bazı sevgiler vardır ki ölçüsünü kaybeder. O sevgi artık sevgi olmaktan çıkar, kör bir bağlılığa dönüşür. İnsan farkında olmadan bir canlıya sahip çıkmak yerine, onun etrafında dönmeye başlar.
Hatta bazen öyle bir noktaya gelir ki insan köpeğini insanlaştırır ama kendisi insanlıktan çıkar.
Bir ev düşünün mesela…
O evde bir patili annesi veya babası var.
İkisi de o çocuklar için inanılmaz fedakârlıklar yapmış.
Yalan söylemeyen, gördüğünü olduğu gibi anlatan bir ebeveyn, bir gün inanılması zor bir yaramazlığı, evde yaşanan küçük bir olayı saklamadan diğeriyle paylaşıyor.
Çünkü bir ailede doğruluk olmalı diye düşünüyor.
Ama bazen doğruluk herkesin hoşuna gitmiyor.
Çünkü o evde başka bir şey daha vardır:
Gerçeği duymak istemeyen bir kalp.
Bir köpeğe duyulan sevgi o kadar büyür ki artık o sevginin önünde hiçbir sözün değeri kalmaz.
Eşinin bile.
Öyle ki o yavru için hayatını baştan sona değiştirmiş. Olmadık zahmetlere girmiş. O küçük yavrunun konforunu kendi öz çocuğunun konforuna tercih etmiş bir ebeveyn düşünün.
Onu diğer eşle paylaşınca, ne söylerse söylesin, ne anlatılırsa anlatılsın duyulmak istenen tek şey vardır:
“O yapmaz.”
Oysa mesele köpek değildir.
İnsan çaresiz hissedince neler yapıyor.
Neden bir köpek onu yapmasın?
Üstelik kişi bu kanıya öylece bir kez olunca da varmamış.
Onun yaptığını anlamak için olayı defalarca tekrarlamış.
Ve iddiasını kanıtlamak için “Gel, beraber tekrarlayalım.” demişken güvenilmemek…
Mesele aslında o gün o küçük köpişin ne yaptığı değil; eşin, gerçeğin yerini inatla değiştirmeye çalışarak karşısındakini ne ve kim yerine koyduğudur.
Ve sonra en ağır söz söylenir:
“Yalan söylüyorsun.”
Kumpasçı, iftiracı gibi ağır sözler…
Ki kişi bunu neden yapsın?
Her türlü sorun ortadan yeni kalkmışken bunu neden yapsın?
Küçük bir köpeğe bu iftirayı niye atsın?
İşte o ebeveynin içinde öyle bir şey kırılır ki…
Çünkü insan yalan söylediği için değil, doğru söylediği hâlde yalancılıkla suçlandığı için kırılır.
İşte o kırılma öyle sesli olur ki…
Sanki sesi dışarıdan bile duyulur.
Bağırmaz belki.
Kavga da etmez.
Ama içten içe insanın kalbinde derin bir yer açar.
Çünkü insan düşünmeden edemez:
“Ben neyi hak ettim de doğruluğum bile değersiz oldu?”
Bir köpeğin yaptığı küçük bir yaramazlık belki büyütülecek bir şey değildi ama gerçeği söyleyen bir insanı yalancılıkla suçlamak…
İşte o çok büyük bir şeydir. Hele bu kişi eşiniz ise.
Ve bazen insanı en çok yaralayan şey, bir köpek yüzünden çıkan tartışma değildir.
En çok yaralayan şey şudur:
Gerçeğin değil, inatların korunmasıdır.
Bir insanın arkasını dönüp gitmesi kolaydır.
Ama arkasında bıraktığı kırgınlıkları görmemesi…
İşte o daha ağırdır.
Çünkü bazı gidişler bir tartışmanın sonucu değildir.
Bazı gidişler, gerçeği kabul edemeyen bir gururun eseridir.
Yıllarca biriken öfkenin.
Ve insan o zaman şunu anlar:
Sadakat bazen hayvanlarda çok güçlüdür, evet…
Ama insanların birbirine olan güveni kırıldığında hiçbir sevgi o boşluğu dolduramaz.
Benim kırgınlığım bir köpeğe değil.
Benim kırgınlığım, gerçeği söyleyen bir insanın bu kadar kolay harcanabilmesine.
Çünkü insan bir gün gider.
Ama geride bıraktığı sözler kalır.
Ve bazı sözler vardır ki yıllar geçse bile insanın içinde aynı yerden sızlamaya devam eder.
Hele de üstüne ettiği onca emek de inkâr edilmişse…
Büyük yazık…
Yani demem o ki sevgili anne ve babalar: Evet yavrularınızı sevin. Onları koruyun kollayın ancak sevdiklerinizi onlar için ’haksız yere’ incitmeyin...
Yok saymayın...
Selam ve sevgilerimle...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.