8
Yorum
30
Beğeni
5,0
Puan
828
Okunma


İnsan kendine “yüce varlık” demeyi seviyor. Bu cümleyi söyleyen tür aynı anda günde birkaç kez tuvalete gitmek zorunda olan tek varlık. Bunu düşünmek hoş değil, biliyorum. Ama gerçekler çoğu zaman hoş değildir. İnsan dediğin şey aslında yürüyen bir boru sistemidir. Üstten bir şey alır, ortada parçalar, alttan başka bir şey çıkarır. Arada kalan zamana da “medeniyet” adını verir.
Sabah uyanırsın. Henüz kahramanlık yapmadan önce beden sana küçük bir hatırlatma gönderir. Mide ses çıkarır. Ağız kurur. Bağırsaklar ağır ağır uyanır. İnsanlık tarihi boyunca hiçbir filozof bu rutinden kaçamamıştır. En büyük düşünürler bile sabahları aynı biyolojik gerçekle yüzleşir. İnsan önce kendi içindeki çöplüğü boşaltır, sonra dünyayı düzeltmeye çalışır.
Vücut dediğin şey romantik değildir. İçeride çalışan mekanizmalar son derece kaba bir dürüstlüğe sahiptir. Mide asidi, içine attığın her şeyi parçalamaya programlanmış bir kimyasal çukurdur. En pahalı restoranlarda yenilen yemekler de, en romantik akşam yemekleri de birkaç saat sonra aynı karanlık fabrikaya gider. Mum ışığı, pahalı şarap, zarif tabaklar… hepsi sonunda mide asidinin içinde aynı kaderi paylaşır.
Ağız dediğin yer de öyle steril bir saray değildir. İnsan konuşurken, tartışırken, şiir okurken ağzının içinde küçük bir savaş alanı vardır. Bakteriler çoğalır, parçalanmış yiyecekler dolaşır, tükürük sürekli bir kimya deneyine dönüşür. İnsan “onur”, “ahlak”, “medeniyet” gibi kelimeleri söylerken bile ağzının içinde görünmez bir mikrop kalabalığı dolaşır.
Bağırsaklar ise bambaşka bir dünya. İçeride milyarlarca mikroorganizma yaşar. Bazıları çalışkan işçiler gibi besinleri parçalar. Bazıları sadece ortamda dolaşır. Bazıları gaz üretir. İnsan ciddi bir yüzle toplantıda otururken, içinde küçük bir kimya laboratuvarı fokur fokur kaynar. Ceket giyip ciddi konuşmalar yapan türün içi aslında sürekli çalışan bir fermentasyon tankıdır.
Ama insan bütün bunları unutmayı tercih eder. Çünkü gerçek biraz utandırıcıdır. İnsan kendini yıldızlara bakan bir varlık olarak görmek ister. Halbuki aynı anda bağırsaklarında milyonlarca bakteriyle ortak yaşam kurmuş bir canlıdır. İnsan yalnız değildir; içinde koca bir mikroskobik nüfus taşır.
Şehirler de çok farklı değildir. Kanalizasyon boruları yeraltında akar. Çöp kamyonları sabahları sokaklardan pislik toplar. Fabrikalar duman kusar. Şehir aslında dev bir organizmadır: yollar damar, kanalizasyon bağırsak, çöplük mide. İnsan kendi bedeninin büyütülmüş bir kopyasında yaşar ama buna “uygarlık” demeyi tercih eder.
En komik taraf şu: İnsan bütün bu biyolojik karmaşanın ortasında kendini evrenin merkezi sanır. Kravat takar, kürsüye çıkar, büyük cümleler kurar. Sanki içinde sürekli çalışan bir sindirim makinesi yokmuş gibi davranır. Oysa gerçek oldukça kaba bir cümleyle özetlenebilir: İnsan düşündüğü kadar kutsal değil, düşündüğünden biraz daha et ve kimyadan ibarettir.
İnsanlık tarihi aslında biraz da bu gerçeği saklama çabasıdır. Parfümler, sabunlar, mimari, sanat… hepsi aynı şeyin etrafında döner: insanın kendi biyolojisini biraz daha katlanılabilir göstermek. Ama gerçek saklanmaz. Vücut hatırlatır. Açlık hatırlatır. Hastalık hatırlatır. Bir mide ağrısı bütün felsefeyi susturabilir.
Sonunda insan şu gerçekle yüzleşmek zorunda kalır:
kafasının içinde evreni düşünebilen bir zihin vardır, ama aynı kafanın altında son derece sıradan bir organizma çalışır.
İnsan hem yıldızlara bakar hem de sindirir.
Hem şiir yazar hem de gaz çıkarır.
Belki de insanı gerçekten komik yapan şey budur:
Bu kadar biyolojik bir varlığın hâlâ kendini çok önemli sanması.
5.0
100% (10)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.