6
Yorum
13
Beğeni
5,0
Puan
319
Okunma

‘’Aşklardan geriye bir eksik hikâye kalır.’’
Bu cümleyi kimin söylediği önemli mi yoksa aşkın ibare misidir geride kalan kırıklar belki de üzerine serdiğimiz bir örtü, o kırıkları saklamak adına.
Peki, insan kaç kez sever ömründe ya da kaç ömürdür aşkın türküsü?
Mevsim gibi filan değilim işte hele ki bu yaz sıcağında olacak iş mi? Ve nemli yüreğime dikiyorum gözlerimi ve an itibari ile en çok yüreğimi seviyorum öncesinde aklım daha öncesinde gözlerim ve işte eşref saatime ulaştım. Ha, gayret demenin mealidir bu sevgi kırıntıları elbet içime dikmişken gözlerimi ve gözlerini kaçıran insanlardan olmayı da hiç sevmemişken gel gör ki aynadaki bene karşı hırpani bir gülüşle selam verdiğim. İyi de insan kendi selamını hiç mi almaz?
Elbet havada asılı kalan selamlar ve yürek kırıklarından sonra insan kendisiyle olan selam sabahı da kesiyor hani.
Aşkın izafi tutanağı elbet belirtileri: kalp çarpıntısı ve bitmeyen bir heyecan ve aralıksız kurduğunuz hayaller ta ki köprüyü geçip de aşka hayırsız demeyi şerh düşmüşken.
Hikâyeler bazen yarım kalan ya da ağzımıza tıkılan bir sözcüğün dönüp dolaşıp size hikâyeler ve şiirler yazdırdığı…
Aşkın da hulasası ve tedirgin bir mizaç ve işte başladı o uzun maraton ve esefle kınarken iç sesimizi bir de dış ses eklendi mi…
Sahi, ilk ne zaman âşık oldum ya da aşkın amblemi miydi yüzümdeki pembelik ve işte iç sesimle tokuşuyor tüm mustarip imler ve aşkın tekelinde güneş elbet ay ışığı da ve sayısız yıldız hatta az evvel kayıp da çatıya düşen sefil yıldızın da sesi soluğu kesilmişken.
Ne hikmetse aşk insana yaşama sevinci aşılayan kimine göre tehir edilmiş bir mutluluk ve bakiyesi özlem ve yoksunluk derken yere kilim serip de üzerine iliştiğimiz sevdalı yeryüzü aslında aksi yüzlü bir ihtiyar gibi içimi çekip de dertlendiğim.
Bir çocuk belki de aşkın hatırına replik sunan.
Bir ışık belki de nerede durup nerede geçeceğinizi söyleyen nihayetinde vaaz veren bir inilti sesli sessiz tüm harflerin eylem yaptığı ve işte geride kalan tek hece: aşk.
‘’Yalanım varsa öleyim’’ dercesine ve cafcaflı bir gösteri âşık ile maşuk birbirine girmişken bülbülün sesinin kısıldığı gülün ise fazla nazdan zamanından evvel solduğu ve o su küresi içinde oynaşan dalgalar ve denizkızı artık nasıl sığdıysa avuç içi küreye.
Kürediğimiz acılar elbet sonra kanatlandığımız gökyüzü yetmedi yerin dibine batırılıp sulu sepken gibi yağdığımız cümleler elbet aşkın itirafı bir şiire denk düşerken ve siz gözlerinizi kaçırırken.
Şaibeli bir aşk masalı öyle ya; ne kızı gören var ne de adamı aslında bu kız var mı yok mu; o bile meçhul ve işte süzüm süzüm süzülen bir ay ışığı elbet ayın da eşrafı iken lacivert gece ve bol keseden sevdiğimiz yetmezmiş gibi bol keseden de acı çektiğimiz.
Allah’tan idmanlıyız da pas tutmadık.
Bir o kadar endamlı.
Sahi güneş ne zaman doğdu da çabucak battı? Ah, bir de yan çizmeseydi var ya…
Ve işte şapkamı çıkartıp selamlıyorum tüm kâinatı bir tek o, yüzüme bakmayan ve mahcup bir yüz ifadesiyle siniyor olduğu yere.
Kırbaçla mı şahlanır duygular yoksa açık ara farkla mı önde gider melun mahzun bakışlar?
Bir fotoğraf karesine sığan ve de en çok kendi resminizi çekmeyi şiar edinmişken en çok da kendinize âşık iken yoksa aşk masalları dünde kaldı hem günümüze hiç yakışır mı masum aşklar?
Yine de elimizin kiri yüreğimizin de pası gidiyor hele ki söz konusu sevmek ise.
Ve işte ilerliyorum ana yolda ve işe kendimi sevmekle başlıyorum. Ah, bir de şu genç baksaydı ya yüzüme ve ben aldırış etmeden ilerliyorum ve sevgiye yüz sürüyorum ama süründüren bir sevgi bu ne de olsa işinin ehli bir mevsim aşk rüzgârı ve görünmezliğin tekelinde kuşlar uçuşuyor ve işte ben görmeden seviyorum birilerini.
Kaç kere âşık olur sahi insan?
Aşkın muadili nedir peki?
Belki bir referans olurken cüzdanınız ya da limitsiz kartlarınız.
Aldırış etmiyorum ve sadece seviyorum en çok da kendimi, dercesine…
‘’Pişt, pişt, bayım!’’
‘’Bana mı dediniz?’’
Yok, daha neler? Hiç olacak iş mi?
‘’Biraz yana çekilseniz diyecektim’’ diyecektim de…
Aman Allah’ım nasıl cüret ettim ben böyle bir cümleye?
İyi de adam gözlerini kâh kaçırıyor benden kâh çapkınca süzüyor gözlerini.
Aşk bu olmalı işte ve işte yaşasın gerçek aşk.
Keşke daha düzgün bir şeyler giyseydim bir de pembe rujumu sürseydim ya. Yok, yok, hiç işim olmaz. Ben olduğum gibi kalayım da varsın gözüne az güzel gözükeyim.
Hala arkamda üstelik uyardım da onca kez sanırım adam bir gördü pir düştü aşka.
Deminden beri peşimde olduğu yetmezmiş gibi…
İyi de neden gülümsemiyor bu adam yüzüme üstelik kaç kaçamak bakış fırlattım ona.
Neyse ben hanım hanımcık salınayım da varsın selamımı geç alsın.
Biri dürtüyor sırtımı aman Allah’ım o mu yoksa?
‘’Hanımefendi, bir şey soracaktım.’’
Yüzümün kızardığını belli etmesem bari ama cevap verirken de gizleyemem ki ben heyecanımı.
‘’Buyurun lütfen, dinliyorum.’’
A, adamın sıra numarası gelmiş geçmiş bile. Demek ki güzelliğimle başımı döndürdüm.
‘’En son hangi numara yandı, söyler misiniz?’’
Ve elindeki bastonu görüyorum bana ilk bakışta âşık olan adamım. Aman Allah’ım ne aptalım ne aptal.
‘’Buyurun lütfen siz benim sıra numaramı. Acil bir işim çıktı da.’’
‘’Hangi numara yanmıştı peki en son?’’
Benim numara yapmadığım aşikâr ve utancımdan da yerin dibine battım işte:
‘’Size verdiğim numara şimdi yandı. Ben birazdan geleceğim. Acil çıkmam lazım ama.’’
Adam siyah güneş gözlüğünü takıyor bu sefer üstelik bankanın içinde illa ki takması mı gerekliydi de ben bu yanlışa düşmeyecektim…
‘’Size borçlandım ama. Belki çıkışta…’’
Asla âşık olmayacağım işte hele ki ben kendimi bile göremezken kim dediyse bana hayallere kapıl, diye…
‘’Bayan, gittiniz mi? Şey, belki çıkışta bana yardımcı olursunuz da bir yerlerde…’’
Bazen selamlar bazen aşklar bazense sözcükler havada asılı kalıyor işte üstelik siz burnunuzun ucunu göremezken nasıl beklersiniz insanlardan her şeyi üstelik imkânsız olan ne varsa?
5.0
100% (9)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.