4
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
339
Okunma

İSLAMİYETTE ŞİİR VE MÛSİKÎ (1. BÖLÜM)
ŞUARÂ “ŞAİRLER” SURESİ
İslamiyet, doğrudan insan merkezli İlahî bir inanç sistemidir.
İslamiyet; akla gelebilecek her şeyin yani insanın huzuru, rahatı, sağlığı; adaleti, sosyal toplum olarak birlikte yaşama ve eşit haklara sahip olma, insani değerlere saygı gösterme anlayışı ile varlığını sürdürmesi temeli üzerine İlahî emirler silsilesidir.
İslamiyet; insanın insanı aşağılayamayacağı, ezemeyeceği, zulmedemeyeceği; canına, malına, ırzına, namusuna kast edemeyeceği; birbirine hürmette, saygıda kusur işleyemeyeceği; yetime, garibe, fakire, yolcuya yardımı öngören İlahî nizamnamelerin bütünüdür.
İslamiyet; akla gelebilecek, insanın ihtiyaç duyabileceği her konuda yol gösteren, yapılması gerekeni başta Kur’an ile hadisler ve sünnet ile ve sonrasında tefsir, meal, fıkıh ile doğru yola çıkaran nûrlu bir ışıktır.
. . .
Şiir ve şairlerle ilgili olarak Şuara (şairler) Suresi’nin (26) son dört ayetine göz atalım.
Sure, adını son ayetlerinde geçen “şairler” konusundan alır.
224. Şairlere gelince, onlara da yoldan sapanlara uyar.
225. Görmez misin ki onlar her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar.
226. Onlar yapmadıkları şeyleri söylerler.
227. Ancak iman eden, salih amel işleyen, Allah’ı çokça anan ve zulme uğradıktan sonra haklarını savunanlar müstesna. Zulmedenler ise nasıl bir akıbete uğrayacaklarını yakında bileceklerdir.
Bu ayetlerle şiirin toplum üzerindeki etkisi ve şairlerin sorumluluğu vurgulanmıştır.
Şairlerin boş ve anlamsız vadilerde şaşkın şaşkın dolaşmaları, yani aslı astarı olmayan, insanlar için fayda sağlamayan işlerle meşgul olmaları, bunları şiirlerle dile getirmeleri, yapmadıkları şeyleri yapmış gibi işlemeleri, sapkınlığa düşmeleri kesinlikle doğru değildir.
Hakikati dile getiren, iman eden, dünya ve ahiret için yararlı işler yapan şairler övülür.
Boş sözlerle insanları oyalayan, sapkınlık yayan şairler ise eleştirilir.
.
“Sahih hadis kitaplarında yer alan birçok hadisten de anlaşıldığı üzere, kötülüğü ifade etmeyen ve iyi maksatla kullanılan şiir, yukarıda kötülenen şiirden istisna edilmiştir. Nitekim ashab-ı kiram arasında Resul-i Ekrem’in takdirlerini kazanmış birçok şairler bulunmaktaydı. Meselâ Hz. Peygamber’in Hasan bin Sabit’e, “Müşrikleri (şiirlerinle) hicvet, bil ki muhakkak Cebrail de seninle beraberdir” buyurduğu rivayet olunmuştur.” (alıntı)
MÛSİKÎ (MÜZİK)
Kısaca “musiki” kelimesi üzerinde duralım.
Musikî /müzik kelimesinin Latince ‘musica’dan alındığı ileri sürülür.
Arapça’da mûsîka, Farsça ve Türkçe’de mûsikî şeklinde söylenmektedir.
Pisagor’a (Pythagoras) göre mûsiki “birbirine benzemeyen çeşitli seslerden meydana gelen konser”dir.
İbn Sînâ’ya göre “birbiriyle uyumlu olup olmadığı yönünden sesleri ve bu sesler arasındaki zaman sürelerini araştıran riyâzî (matematiksel) bir ilim”dir.
Jean-Jacques Rousseau “sesleri kulağa hoş gelecek şekilde tertip edebilme sanatı” olarak tanımlamıştır.
MÜZİĞİN İNSAN ÜZERİNDEKİ ETKİSİ:
Farabi’nin "Musiki’ül Kebir" adlı eseri, müzik makamlarının, hangi saatlerde, ne zaman insan ruhuna nasıl etki ettiğini anlatmasıyla dikkat çekiyor.
"Biraz daha geçmişe gidecek olursak İbn-i Sinâ, Râzi, Farâbi gibi Türk bilginlerinin müzikle tedavi konusunda öncü olduğunu ve günümüz modern tıbbına ışık tuttuğunu söyleyebiliriz. Örneğin ünlü filozof ve bilim insanı Farabi; ’Rast’ makamının insana sefa, ’Zirgüle’ makamının uyku, ’Saba’ makamının ise cesaret ve kuvvet verdiğini belirtmiştir. Sadece bu örnekler bile müziğin insan sağlığı açısından ne kadar önemli olduğunun göstergesidir." (alıntı - bhi.kocaeli.edu.tr/subat35-18.htm)
Orta Çağ’da batılı ülkelerde akıl hastaları, ruhlarına şeytan girdi diye işkence görürken Sultan II. Bayezit, Edirne’de inşa ettirdiği külliyenin akıl hastanesi bölümünde hastaları müzikle tedavi ettiriyordu."
(alıntı - bhi.kocaeli.edu.tr/subat35-18.htm)
Selçuklularda ve özellikle Osmanlılarda şifahanelerde ruh ve sinir hastalıklarını müzikle tedavi yaygındı.
Bergama Asklepieion gibi yerlerde, hastaların müzik aracılığıyla tedavi edilmeye çalışıldığı biliniyor.
Frigyalıların flüt ile tedavi yöntemleri, çeşitli hastalıkların müzik aracılığıyla iyileştirilmeye çalışıldığını açık bir şekilde göstermekte.
IV. yüzyıldan itibaren Avrupa’da Hıristiyanlık çerçevesinde şekillenen kilise müziği ortaya çıkmıştır.
İSLAMİYET’TE MÛSİKÎ (SİMA/TEGANNİ – GINA):
Aletsiz, çalgısız nağmeli sese sima (teganni) , çalgı aleti ile birlikte olan insan sesine gına (müzik) denir.
İslamiyet’te müzikle ilgili doğrudan ve kesinlikle yasaklayan bir ayet bulunmamaktadır.
Aşağıda verdiğim surelerin ayetlerinin tercümesinde, mealinde ve tefsirinde de farklılıklar olduğu açıkça görülmektedir. Bunun sebebi her mezhebin ve bu mezhebi anlayışa bağlı olarak her İslam âliminin kendi görüşünü belirtmesinden kaynaklanmaktadır.
Bir kısım İslam âlimleri, müfessirleri, muhaddisleri (hadisleri rivayet eden, toplayan, tasnif eden ve rivayet silsilesini inceleyen âlimler) olumlu görüş beyan etmişler, bir kısmı da müziğin tamamen yasak ve günah olduğuna hükmetmişlerdir.
İnsan için faydası olmayan, boş, vakit öldürmeye yarayan, insanı olumsuz duygulara sevk eden; içki içip zevk ve eğlence amaçlı kızı - kadını, zenne oynatmak, kısaca her türlü olumsuz ve tahrik edici olan müzik haram sayılmış ve yasaklanmıştır.
İlahi duyguları artıran, coşku uyandıran, etkili, anlamlı, ruhu dinlendirici, şifa verici olduğuna inanılan müzik ise mubah görülerek kesinlikle yasaklanmamıştır. Özellikle etkili ve makamına uygun insan sesi kabul görmüştür.
Şöyle diyebiliriz:
Müziğin mahiyetini “niyet, içerik ve kullanım şekli” belirlemiş oluyor. İnsanı kötülüğe sürükleyen müzikten sakıncalı, ruhu güzelleştiren ve ibadete vesile olan müzik ise faydalı görülmüştür.
LOKMAN SURESİ 6. AYET:
"İnsanlar arasında öyleleri vardır ki bilgisizlik yüzünden başkalarını Allah yolundan saptırmak ve o âyetleri alay konusu etmek için eğlendirici sözler kullanırlar; işte bunları alçaltıcı bir azap bekliyor."
“Eğlendirici söz” diye çevirdiğimiz 6. âyetteki “lehve’l-hadîs” deyimi klasik tefsirlerin çoğunda mûsiki olarak açıklanmış ve bazı tefsirlerde bu âyete dayanılarak şarkı söylemenin, çalgı çalmanın, dinlemenin, bu işin ticaretini yapmanın haram olduğu ileri sürülmüştür. Ancak bu deyimin şirk inancı içeren sözler veya daha genel olarak insanlar için herhangi bir fayda getirmeyen boş ve lüzumsuz konuşmalar olduğu yolunda görüşler de zikredilmektedir
KAYNAK: kuran.diyanet.gov.tr/
FURKAN SURESİ 72. AYET:
“Yine anılan o iyi kullar, asılsız şeylere şahitlik etmezler; boş ve mânasız davranışlarla karşılaştıklarında onurluca çekip giderler.”
“Asılsız şeylere şahitlik etmezler” ifadesi, çoğunlukla “yalancı şahitlik yapmazlar” şeklinde açıklanmıştır. Yalancı şahitlik, İslâm’ın büyük günahlardan biri saydığı ve kesinlikle yasakladığı fenalıklardan biridir. Nitekim Hz. Peygamber yanındakilere, “Büyük günahların da en büyüğü olan günahların ne olduğunu size söyleyeyim mi?” diye sormuş; “Buyurun yâ Resûlellah” demeleri üzerine bunları, “Allah’a ortak koşmak, ana babaya âsi olmak ve yalancı şahitlik yapmak” şeklinde sıralamış; özellikle sonuncusunu birkaç defa tekrar ederek bu hususta yanındakileri uyarmıştır (Buhârî, “Şehâdât”, 10; Müslim, “Îmân”, 143).
Âyetin bu kısmı, “O iyi kullar, asılsız şeylerin konuşulduğu bir yerde, yalancıların ve günahkârların meclislerinde durmazlar, bu tür kötülüklerin, tertiplerin içinde yer almazlar” şeklinde de açıklanmıştır. (Zemahşerî, III, 105; İbn Kesîr, VI, 140).
Esasen bu yorum yalancı şahitliği de içermektedir; ayrıca âyetin devamı da bu yorumu destekler mahiyettedir. Bu sebeple meâlinde ilgili cümleyi, “Asılsız şeylere şahitlik etmezler” şeklinde çevirmeyi uygun bulduk.
KAYNAK: kuran.diyanet.gov.tr/
RÛM SURESİ 15. AYET
“İman edip dünya ve âhirete yararlı işler yapanlar güzel bir bahçede (cennette) ağırlanırlar.”
. . . iman edip Allah’ın hoşnutluğuna uygun yararlı işler yapanlar Allah katında itibarlı bir mevki kazanmanın ve cennet nimetlerine kavuşmanın mutluluğunu yaşayacaklar… 15. âyetin "ağırlanırlar” şeklinde çevirdiğimiz kısmına “sevindirilirler, nimetlere mazhar kılınırlar, kendilerine iyi muamele yapılır, ikramda bulunulur” anlamları da verilmiştir (Şevkânî, IV, 250-251).
KAYNAK: kuran.diyanet.gov.tr/
Bazı müfessirler (Yahya b. Kesîr, Evzâî ve Vek’î) âyette geçen “yuhberûn“ kelimesini "zevk ve şarkı" olarak tefsir etmişlerdir.
Buna benzer bir tefsir de Yasin Suresi 55. Ayette yer alan " O gün cennetlikler safa sürmekle meşguldürler." mealindeki ayet-i kerimenin yorumunda sergilenmiştir. Kaldı ki 56 ve 57. Ayetlerde açıklık getirilmiştir.
ÖZET OLARAK:
• Kur’an’da doğrudan müzik yasağı yoktur.
• Hadislerde hem yasaklayıcı hem izin verici rivayetler vardır.
• Âlimler arasında ihtilaf vardır: bazıları çalgıyı haram, bazıları niyete göre caiz görür.
• Tasavvuf geleneğinde müzik, Allah’a yönelişin bir aracı olarak kabul edilir.
• Modern yorumlarda içerik ve amaç esas alınır; kötüye yönelten müzikten sakınılır, ruhu güzelleştiren müzik faydalı görülür.
Hikmet Çiftçi
06.03.2026
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.