3
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
144
Okunma
çünkü aydınlık da bazen bir yanılgının beyazıdır
ben o beyazın içinde daha çok eksiliyordum
karanlık bana adımı sormuyordu en azından
beni olduğum yerden başka bir yere çevirmiyordu
bir insanın en büyük huzuru
kimsenin ona hikaye yüklememesidir belki
sonra bir sabah
bahar mıydı değil miydi
ben zaten mevsimlere inanmam artık
içimde unutulmuş bir kıpırtı hissettim
kıpırdanmak dediğim de
bir tohumun karanlıkta yer değiştirmesi kadar küçük
bir saç telinin yastığa bıraktığı iz kadar belirsiz
yine de ürktüm
belki de hiç filizlenmemiş olan bir şey
neden kıpırdar durduk yere
çiçeklerin adını unuttuğum gün
kendimi tamamıyla eksik hissetmiştim
şimdi ise eksikliğin de bir ses olduğunu fark ediyorum
insanın içinde kendiyle çarpışan bir rüzgar var
mecalsiz yönsüz ama orada
senin gülüşün uzaktan hala duyuluyor belki
ama bana ulaşana kadar
kırılıyor
soluyor
kendine benzemez bir hale geliyor
ben baharın geldiğini
üzerime çöken ağırlıktan anlıyorum artık
bahar umut değildir bende
biraz daha eksilme mevsimidir
yaprak gibi inceliyorum
rüzgar beni taşımıyor
sadece üzerimden geçiyor
kimse dokunmak istemiyor gölgeme
çünkü gölge ağırdır
insanı büyütürken karartır
geceleri içimde bir çocuk ağlıyor hala
gitme diyor
ama kime dediğini bilmiyorum
belki sana
belki bana
belki hiç olmayan birine
adını sorsam söyleyemeyecek kadar yorgun o da
ben ona sarılmaya çalışırken
kollarım boşluğa düşüyor
boşluk beni geri itiyor
sanki kendime bile yaklaşmama izin yokmuş gibi
aynaların beni unuttuğu gün
ben de yüzümden vazgeçtim
bir insan yüzünü unutunca
geriye hangi benliği kalır
ses mi
göğe attığı kırık dua mı
karanlıkta el yordamıyla bulduğu
o küçük utangaç umut mu
bilmiyorum
belki de ben hep yanlış yere büyüdüm
belki gövdem değil
korkularım filizlendi
toprak beni reddetti ama ben
reddedilişi nimet sayacak kadar uysaldım
şimdi içimde bir utanç geziniyor
adı yok
yüzü yok
ama adımı biliyor
senin ışığın hala kapının dışında duruyor
ben bakınca içeri doluyor
ben gözlerimi kaçırınca
daha çok büyüyor
gölgeni nereme koyacağımı bilemediğim için
susuyorum
susmak bazen
hem kalmak
hem gitmektir
ben ikisini birden yapıyorum
ve hiçbirine tam sığamıyorum
karanlık koridora geri dönüyorum
uyku ile uyanıklığın o uzun içi boş yerinde
adımlarım yok
yankım var sadece
adını söylemiyorum artık
çünkü söylersem eksik kalan yerim kanar biliyorum
ben kanamaktan yoruldum
sen bakmamaktan
ve gün bitiyor
ışık çekiliyor
ben yeniden kendi içime düşüyorum
düşmek
en dürüst yürüyüşüm benim
ama itiraf edeyim
içimde hala bir yer ağrıyor
ve o ağrı
senin kadar uzak
senin kadar kör
senin kadar geçmeyen bir iz
bir gün belki
bu iz de silinir
ama silinirse ben kim olurum
onun da cevabı yok
benim kalemim çoktan kırıldı
bunu sana söylemedim söyleyemedim
çünkü kırıldığını itiraf etmek
bir daha hiç yazamayacakmışım gibi
boğazımı sıkan bir gerçekti
oysa sen hep yazmamı istedin
yazayım ki içimdeki karanlık biraz hafiflesin
kelimeler akınca ben de akayım
içimde ne varsa dökülsün
belki ben de biraz toparlanayım
bilmiyordun
ben toparlandıkça değil
düştükçe daha çok ben oluyordum
kalemim kırıldı o gün
belli bir gün yok gerçi
kırılmalar hep sessiz olur
hep yarım bir nefesin ucunda
bir bakarsın artık hiçbir cümlenin ucu
senin sesine çıkmıyor
bir bakarsın kelimeler
senin gölgenin altında çırpınacak yer bulamıyor
ben o gün işte
cümlelerimin kendine küstüğünü fark ettiğim gün
bir ses duydum içimde
bitti
ama hiçbir şey bitmez
sadece şekil değiştirir
kırılan kalemin içinden
başka türlü bir karanlık sızar
ben o sızıyla yazıyorum artık
eli yok
mürekkebi yok
adına yazı bile denmez belki
ama içimde biri hala
karanlığı kağıda sürmeye çalışıyor
zamanın omzuma bıraktığı ağırlık
artık bir yük değil
bir adım geri atmama engel olan
kararlı bir el gibi
kırık kalemle yazılan her şey
daha doğru geliyor bana
çünkü düzgün bir çizgiye borçlu değil hiçbir kelime
çarpılıyor
kayıyor
eksiliyor
tıpkı benim gibi
bir gün masanın köşesinde
kalemimin ikiye ayrılmış haline baktım uzun uzun
sen olsan tamir olur derdin belki
sen hep tamire inanırdın
ben hep küle
ben bir şey kırıldığında
onun kaderinin artık o kırıkla çizildiğini bilirdim
toparlanmaz
toparlansa da eski halini unutturamaz
ben de unutturamadım kendime
kimseye unutturmaya çalışmadım
sonra bir gece
bambaşka bir acı sardı içimi
belki de yazmayı değil
kendimi kaybetmiştim
kelimenin kendisine değil
bana aitti kırık
kalemsiz kalmak bir eksiklik değilmiş meğer
eksik olan bendim
hep bendim
kalemin suçu yoktu
ama yine de yazamıyordum
cümleler içimde birikiyor
yürüyor
yıkılıyor
bir daha kuruluyordu
ben içimdeki bu karmaşayı
tek bir kelimeyle karşılayamıyordum artık
ve o zaman anladım
acının da renkleri var
bazısı beyazdır
dışarıdan bakana temiz görünür
sessizdir
gürültü yapmaz
ama insanın içini yavaş yavaş soldurur
bazısı yeşildir
ilk bakışta hayat gibi durur
filiz gibi
umut gibi
ama dokununca anlarsın
o yeşil aslında geçmeyen bir yaradır
insanın içinde büyür
iyileşmez
sadece alışılır
ben beyaz acılarla susmayı öğrendim
yeşil acılarla yaşamayı
benim kalemim çoktan kırıldı
yazmayı unuttuğumdan değil
kendime dokunmak yaraladığından
her harf bir anıya
her kelime bir çürüyüşe benziyordu
ve ben artık
kendi çürüyüşümü kağıtla paylaşmaktan utanıyordum
ama yine de
bak şimdi
işte burada
kırık bir kelimenin gölgesinde
sana yazıyorum
belki yazı değil bu
belki bir ağıt
belki bir sızı
belki de kırık bir kalemin
son kez çıkardığı ince bir ses
sen hiç duymayacaksın belki
ama ben biliyorum
kırılan her şey
bir iz bırakır
ve ben o izle yaşamayı
nihayet kabul ediyorum
kalemim kırıldı evet
ama içimde bir şey hala
bırakmıyor yazmayı
belki o yüzden bunca zaman
susarak konuştum
karanlığa anlattım seni
gölgeme güvendim
ve işte şimdi
kırık kalemin son ucuyla
bir kez daha itiraf ediyorum
ben hala bitmedim
yalnızca eksildim
kırık kalemimle bile
kendime doğru yazıyorum hala
çünkü bazen
çizginin yamuk olması
doğruya en çok benzeyen şeydir
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.